Arama Sonuçları
Search this site
Boş arama ile 171 sonuç bulundu
- ATATÜRK: Akıl, İffet, Dikkat, Metodoloji En Büyük Sermayedir.
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 12 Kasım 2023 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye, Atatürk’ün tam 100 yıl önce doğrudan İş Bankası İdare Meclisine söyledikleri: “Sermayenin azlığına bakarak cesaretiniz kırılmasın! Böyle kurumlar için en kuvvetli sermaye, zekâ, dikkat, iffettir; teknik ve metodik çalışmasını bilmektir. Bu inançla işe sarılınız, mutlaka başarırsınız!" "Bu işte başarı kazanmayı, eğer şahsî bir onur meselesinden daha ileri, millî bir gurur, millî bir onur meselesi yaparsanız çalışmak için, amacınıza ulaşmak ve daha yükselmek için muhtaç olduğunuz ateşi, enerjiyi bol bol yüreklerinizde bulacaksınız.” Hayatta nasıl başarılı olunacağını Atatürk bu sözleriyle ortaya koymuş; akıllı olabilirsiniz, dikkatli olabilirsiniz, sistemli çalışabilirsiniz ama iffetsiz olursanız başarınız haramdır… Yani bu dört hasletin tamamını birden barındırmanız gerekiyor kişiliğinizde; anlayan anlasın… ANAYASA… Bir bu eksikti! Ben hukukçu değilim ama bana mantıksız geliyor Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi Üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması. Türkiye Cumhuriyeti’nde kaos yaratabilir bu tutum. İşine gelmeyen kararlara dayanan her kurum, bir diğer kurum için suç duyurusunda bulunabilir; Türkiye kilitlenebilir. Anayasa, milletin tamamıyla arzularını ve meclisin mahiyetini ve gerçek şeklini gösterir bir kanundur. Anayasa, bir devletin yönetim biçimini belirtir. Toplumların ülke üzerindeki egemenlik haklarının, bireylerin temel haklarının hangi koşullar altında devlet tarafından kullanılabileceğini belirleyen temel kanunlardır. Devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirler. Yoksa Cumhurbaşkanlığı Sisteminin getirdiği yetkiler de mi yetmiyor??? Ne yapılmak, nereye varılmak isteniyor??? Şeffaf bir Türkiye Devleti istiyoruz… Türkiye Cumhuriyeti’nin yolundan saptırılmamasını istiyoruz… EKONOMİ… IMF Birinci Genel Müdür Yardımcısı Gita Gopinath dikkat çekiyor: Tüm harcamaları borç yoluyla finanse etmenin çekiciliğine direnilmelidir. Birçok ülkede maliye politikaları sürdürülemez bir yoldadır. Bizim gibi birçok ülke borç batağında ve ödemek için yine borç arıyor. Bir tarafta Hazine ve Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı Arap Ülkelerinden sonra Batı Ülkelerinde para ararken, özür dilerim yatırımcı ararken, diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Yargı Kurumları arasındaki çekişme bu çabaları çok olumsuz etkilemez mi? Zaten İsrail-Filistin arasındaki çatışma bizi arada bıraktı; ne ona ne de ona yaranamıyoruz… Dünya’yı dize getirip hizaya çekmeye çalışacağımıza ekonomik sorunlarımızı dize getirelim acil olarak önce. Esnaflarımızı, firmalarımızı, dostlarımızı dolaşıp sohbet ediyorum sık sık… Piyasanın nabzını tutmaya çalışıyorum, hiç de iç acıcı değil sohbetler. Bir an önce ekonomiye odaklansak diyorum, sokaklar böyle istiyor. Sokaklar daha çok şeyler istiyor, onları da yazacağız… GENÇLER… Atatürk’ün söylediği gibi sermayesi akıl, dikkat, dürüstlük olan, teknik ve sistemli çalışma becerisi olan gençler! Siyasette olun, sivil toplum kuruluşlarında olun, sosyal ve kültürel etkinliklerin içinde olun, yatırımcı olun, sanayici olun, iş insanı olun, teknokrat olun, bürokrat olun, memur olun, işçi olun, öğretmen olun, doktor olun, mühendis olun, sanatçı olun, aile olun, ana baba olun, olun ama akıllı, dikkatli, dürüst olun, teknik ve sistemli çalışıyor olun… Bu hasletleri olan fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür gençlere gereksinimi var bu Türkiye’nin… Cumhuriyet’in payidar olması sizlere bağlı! Hoşça kal Mersin, haftaya yine buradayız…
- YEREL SEÇİMLER: PARTİLERDE ADAYLAR BELİRLENMEYE BAŞLADI…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 18 Aralık 2024 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye! Sevgili okurlarım bir çoğunuz biliyordur, ben de Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı Aday Adaylığı için başvuru yaptım. İMECE Gazetesinde yayınlanan köşe yazılarımı tamamen benim aday adaylığımdan bağımsız olarak yazıyorum. Çünkü bir gazeteci tarafsız olmalı, gazetecilik etiği budur. Benim görevim tamamen tarafsız olarak değerlendirmeler yapıp öneriler sunmaktır. Benimle ilgili başka gazeteciler yazıp değerlendirmeler yapabilir. İstiyorum ki tüm siyasi partiler Mersin’e değer katacak, toplumun kabulleneceği, ayakları yere sağlam basan gerçekçi projelerle partilerinin oy oranlarını arttıracak adaylar belirlesin. Adaylar ne kadar güçlü olursa rekabet de o kadar zorlu olur ve sonuçta Mersin’e en çok değeri katacak bir hemşerimiz Büyükşehir Belediye Başkanı seçilir. Mersin kazanır… DURUM NEDİR? Önceki yazımda da Durum Nedir başlığı altında partilerin durumuyla ilgili değerlendirmeler yapıp önerilerde bulunmuştum. Bir haftalık süreçte Ankara’ya gidip geldim, Mersin’de görüşmelerim oldu, MTSO 138. Kuruluş Yıldönümü Gecesine katıldım, dostlarımla, tanıdık tanımadık bir çok insanla görüştüm. Durum nedir kendi gözümden gördüklerimi, kulaklarımla işittiklerimi, söylediklerime aldığım tepkileri derleyip toparlayıp durumla ilgili biraz fikir edindim. Öncelikle tüm partilerin aday adayları Ankara’da Parti Genel Merkezlerinde adeta kamp kurmuş durumdalar. Koridorlarda, Genel Başkan Yardımcılarının kapılarında bekleşiyorlar… Görüşebilmek için görüşecekleri kişiye yakın isimleri devreye sokup randevu koparmaya çalışıyorlar… Hiçbir parti genel başkanı ile görüşme imkanı bulunmuyor, zaten TBMM’nde Bütçe Görüşmeleri var, herkes mecliste, çok yoğunluk var, falan gibi nedenlerle görüşmeler kibarca reddediliyor. Sıkıntılı bir süreç bu her iki taraf için de, yüzlerce başvuru var, yüzlerce görüşme talebi var. Gel de çık işin içinden… İKTİDAR PARTİSİ AK PARTİ ile başlayayım yine… Sessizlik hala sürüyor… Bu sessizlik Mersin Kamuoyunda, tamam AK Parti Mersin’i MHP’ne bıraktı algısını iyice pekiştirdi. AK Parti’ye gönül verenler bu durumu hala kabullenemiyor… Mersin’de seçimi ancak Ak Parti olarak girersek alırız inancı net bir şekilde belli oluyor, AK Parti’ye gönül verenlerde. AK Parti’nin Güneydoğu oylarının büyükşehirde başka partilere, meclis üyeliğinde is AK Partiye gittiği net bir şekilde belli. Öyle olmasaydı, mecliste çoğunluğu elde eden Cumhur İttifakı Büyükşehir Belediye Başkanlığını da alırdı. Önceki yazımda yazdığım gibi, seçildiği takdirde iktidarın gücünü Mersin’e yığacağını Mersinlilere inandırabilecek, Mersin için varını yoğunu ortaya koyabilecek çok güçlü ve yetenekli bir isim, yalnızca AK Parti tabanına değil tüm Mersin’e hitap edebilecek sevilen çağdaş bir aday istiyor AK Parti’ye gönül verenler. Ancak şunun da farkında AK Partililer; Sayın Erdoğan’ın Sayın Bahçeli’yi vefa borcundan dolayı kırmayıp Mersin’i MHP’ne bıraktığına inanıyorlar. Ama bu şekilde seçimi almanın mümkün olmadığını da belirtiyorlar. Bu konuyu Sayın Erdoğan’a da aktarmaya kimse cesaret edemiyor diye de düşünüyorlar. ANA MUHALEFET PARTİSİ CHP… Önceki yazımda belirttiğim gibi bu süreçte en dinamik parti CHP görünüyor. Kentteki reklam panolarında genelde CHP Aday Adayları görünüyor. Mersin CHP’nde durum biraz farklı; genelde aday adaylarının çoğu genel merkezde etkili birilerinin ya köylüsü, ya hemşerisi, ya akrabası, ya da çok yakın arkadaşı olduğundan dolayı kendisini şanslı görüp aday adaylığına soyunduğu gibi söylentiler gırla gidiyor. Ama benim anladığım kadarı ile CHP Genel Merkezi çok ince eleyip sık dokuyor; Mersin’e ittifak bile yapmadan her kesimden oy alabilecek, kentte sevilen, saygı duyulan bir aday belirlemeye çalışıyor. Özellikle Sayın Özel, hiçbir ön yargıya dayanmadan kenti kucaklayıp doğal ittifak oluşturabilecek bir aday belirlenmesini istiyor. Tabii bu süreçte her kafadan bir ses çıkıyor, aday adaylarının sinirleri geriliyor, dedikodulara aldanıp sinirlenmemesi gerekiyor aday adaylarının. CHP’ye gönül verenler Büyükşehir Başkan adayının alçakgönüllü, kucaklayıcı, kapsayıcı, kaynaştırıcı ve birleştirici bir tutumla Mersin’in lideri olabilecek, tüm Mersinlilerin işte benim başkanım diyebileceği, her şeyden önce kolay ulaşılabilir, tam bir sosyal demokrat insan olmasını istiyor. Olur mu, olur… İYİ PARTİ… İyi Parti çok kötü günler geçiriyor. Altılı masadan kalkma olayı çok büyük bir olumsuzluk yarattı İyi Parti tabanında… Yeni yeni oluşmaya başlayan parti tabanı kemikleşemeden dağılma noktasına geldi… İyi Parti Genel Başkanının Altılı Masayı dağıtma girişimi parti içi güçlerin mi yoksa parti dışı güçlerin mi oyunuydu bilinmez. Ancak ilerde ortaya çıkar bu durumun nedeni… İyi Parti tabanında karasız kalan seçmenler seçimlerde kesinlikle kendi adayları dahil iyice irdeleyip oy kullanacaktır. İyi Parti seçmeni anladığım kadarı ile eğitimli ve bilinçli bir kitle… MHP… MHP’nde de durum biraz karışık… Parti tabanında netleşmeyen ve fazla umutlu olmayan bir görüntü var. Bunun nedeni, MHP tabanının artık bilinçlenerek kendilerine mantıksız gelen kararları sorgulamasıdır. Artık onlar da partilerinde yenilik ve değişim istiyor. Partilerini eski şanlı günlerine döndürecek yeni, aydınlık, çağdaş yöneticiler ve kadrolar istiyor. Hep aynı yüzler, hep aynı kişiler var… MHP’ne gönül verenler kendilerini heyecanlandıracak yeni politikalar istiyor; yalnızca tek yönlü politikalar istemiyor. Yani milliyetçi, ve dinsel söylemlerle bir yere varılmayacağını gördü MHP tabanı… Yakın arkadaşlar arasında yapılan sohbetlerde hep bu konular konuşuluyor. Artık ekonomiye, sanayileşmeye, tarıma, lojistiğe yön verecek politikalar, programlar ve politikalar istiyor MHP tabanı. Sosyal, kültürel, sanatsal sporsal açıdan daha çağdaş bir toplum olmak istiyor. DEM Parti… En son Yeşil Sol Parti, adı yine, zorunlu olarak, değiştirildi ve DEM Parti oldu. Artık akılda tutmak zorlaşıyor, seçimlerde oy kullanırken parti tabanında bir sıkıntı doğurur mu bilemiyorum… DEM Parti tabanında da aşağı yukarı aynı sorun var… Onlar da artık yalnızca tek yönlü politikalar istemiyor. Yani yalnızca etnik söylemlerle ve taleplerle bir yere varılamayacağını gördü DEM Parti tabanı. Sürekli gerilim yaratarak siyaset yapma yönteminin yanlış olduğunu düşünüyor insanlar. Bu yöntemin DEM Parti’nin dışlanması amacını güttüğünü düşünüyorlar. Yıllardır izlenen politikaların hiçbir sorunu çözmediğini artık anlaşıldı. Şahinler ve Güvercinler var DEM Partide… Şahinler sürekli gerilim yaratarak partiyi ellerinde tutmaya çalışıyor. Güvercinler ise Türkiye halkıyla barışık, huzur içinde yaşamak istiyor. Türk, Kürt, Arap hiç fark etmiyor. Tüm sorunlar aynı… Geçim derdi aynı, işsizlik derdi aynı, gelecek kaygısı aynısı, eğitimsizlik olgusu aynı, siyasetçiler tarafından kullanılıp aldatılmak sorunu aynı… Fark etmiyor, Türkler de geçim sıkıntısı çekiyor, Kürtler de, Araplar da, Aleviler de Sünnilerde, Hristiyanlar da. Onlar da artık ekonomiye, sanayileşmeye, tarıma, lojistiğe yön verecek politikalar, programlar ve politikalar istiyor. Sosyal, kültürel, sanatsal sporsal açıdan daha çağdaş bir toplum olmak istiyor. Hakları değil mi? Kavgayla elde edilir mi bunlar? GENÇLERE… Henry Ford - "Bir araya gelmek başlangıçtır, bir arada durabilmek ilerlemedir, birlikte çalışmak başarıdır". Malcolm X - "Gücümüzü hırlaşmak için değil, birleşmek için harcamalıyız". Hoşça kal Mersin, haftaya yine buradayız…
- TÜRKİYE CUMHURİYETİ: YENİ YÜZYIL…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 28 Ekim 2023 Uğurola Mersin! Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün birlikte savaştığı arkadaşlarıyla kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Birinci Yüzyılını doldurup İkinci Yüzyılına girdi bugün. Atatürk’ ün söyleyişiyle EN BÜYÜK BAYRAMDIR. KUTLU OLSUN! Önce şunu söyleyeyim: Türkiye Cumhuriyeti’nin Birinci Yüzyılını doldurup İkinci Yüzyılına girmesinin kutlanmasının önüne hiçbir olay geçemez. Yüzüncü Yıl kutlamaları bir EĞLENCE değildir… Yüz yılda bir kutlanacak yüce ve kutlu bir olaydır… Açlıksa, ölümse, kansa, savaşsa, güçlülerin bir olup güçsüzü ezme ve yok etme planı ve çabasıysa, bir ülkenin insanlarını çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç demeden yok etme amacıysa; bunların hepsi en şiddetli biçimde yaşandı... Bir toplum inandığı önderinin etrafında kenetlenerek ölüme gideceğini bile bile bütün bunların üstesinden geldi… Geldi ve Cumhuriyet kuruldu; insanlar kulluktan kurtulup Yurttaş oldu, bir Ulus oldu, kadın erkek eşit oldu, özgür oldu. VE TÜM DÜNYA’NIN SAYGI DUYARAK KABUL ETTİĞİ, GERİ KALMIŞ EZİLEN TOPLUMLARA VE ÜLKELERE ÖRNEK OLACAK BİR MÜCADELE İLE KURULAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ, İKİNCİ YÜZYILINA GİRMESİNİN ÇOŞKUYLA, SEVİNÇLE KUTLANMASINI HAKEDİYOR. KUTLANMALI Kİ; FİLİSTİNDEKİ, ORTA DOĞU ÜLKELERİNDEKİ, AFRİKA ÜLKELERİNDEKİ, ASYA ÜLKELERİNDEKİ, GÜNEY AMERİKA ÜLKELERİNDEKİ, NEREDE EZİLEN BİR TOPLUM VARSA BU MÜTHİŞ MÜCADELEYLE BAĞIMSIZLIĞINI ELDE EDEREK KURULAN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ ÖRNEK ALSIN. Bu nesile kısmet oldu İkinci Yüzyıla girişini görmek Türkiye Cumhuriyeti’nin; ama ne yazık ki geçiştiriliyor kutlamalar ve bir yüzyıl daha beklemek gerekecek sanırım. 29 Ekim 2023 EN BÜYÜK BAYRAMDIR; ÇOŞKUYLA KUTLANMALIYDI. İLK YÜZYIL… Kuruluş felsefesi ve planlaması Türkiye Cumhuriyeti’nin Dünya’nın en saygın, en çağdaş, en eğitimli, kutsal kitabını okuyup anlamış ve dinini doğru bilen, bilim, sanat, spor, sosyal ve kültürel yaşam, tarım, ticaret, sanayi, ulaşım, ekonomi kısacası her yönden en üst düzeyde ve bağımsız olmasıdır. Ömrü savaş alanlarında geçen Mustafa Kemal savaşırken hep böyle bir Türkiye Cumhuriyeti’nin planlarını yapmıştır. Ve başarmıştır… Öylesine ileri görüşlü bir kurumsallaşma oluşturmuş ki; bu kurumsallaşma temelleri sağlam atılmış bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmış. 30 Ağustos Büyük Zaferin ardından savaştan daha zorlu bir mücadele için kollar sıvanıyor… Zaten neler yapılması gerektiği kafasında … Cumhuriyetçilik, Laiklik, Milliyetçilik, Devletçilik, Halkçılık ve İnkılapçılık ilkeleri ışığında yapıyor planlarını… Aslında savaşırken de halkını düşünerek savaşmıştı; bu halk esaret altında yaşayamazdı… Savaşı kazandıktan sonra da halkını düşünerek mücadele etti; bu millete tebaa olmayı hiç yakıştıramadı; ancak iyi eğitilerek çağdaşlaşmış, özgür düşünüp yaşayan ve eşit yurttaşlar olmak yakışırdı bu millete… Kadın-erkek ayrımı kalkmalıydı, her iki cins eşit yurttaşlar olmalıydı… Okuma yazma oranının yükseltilmesi için öğrenmesi daha kolay bir alfabe sistemi olmalıydı… Çağdaş bir eğitim sistemi olmalıydı; gençlerimiz, sanatçılarımız, sporcularımız, teknik kadrolarımız, bilim insanlarımız, iş insanlarımız gelişmiş ülkelerde herkesle boy ölçüşebilecek düzeyde eğitilmeliydi… Bu ülke modern hukuka kavuşmalıydı… Bu ülke kurumsallaşma anlamında Türkiye’yi yönetecek, yön verecek çağdaş, üretken ve kapsayıcı temel kurumlara sahip olmalıydı… Türkiye Cumhuriyeti iktisaden tam bağımsız olmalıydı, geçmişte yabancı ülkelere tanınan kapitülasyonlar kaldırılmalıydı… Sanayi ve Kalkınma Planları yapılmalıydı… Fabrikalar kurulmalıydı, dış ticaret gelişmeliydi, tarımda Dünya’da lider olmalıydı… Ömrünü bu ülkeyi ve milleti bağımsız, çağdaş, kendi ayakları üzerinde duran, kültürel, sosyal, sanatsal, sporsal, eğitimsel, ekonomik alanlarda gelişmiş duruma getirmek için harcamıştır. Kısa ömründe Türkiye için amaçlarına ulaşmıştı, bu milletin geleceği için istediği birçok şeyi hayata geçirmişti. Ama, işte herkes anlayamıyor ya da anlamak istemiyor bunları… İSTESEYDİ EĞER TÜRKİYE’NİN TAPUSUNU ÜZERİNE GEÇİREBİLİRDİ. AMA BİLİYORDU Kİ KUL HAKKI YEMEK EN BÜYÜK GÜNAHTI. Kulların ÖZGÜR YURTTAŞLAR olup haklarını korumak ve hak mücadelesi yapacak düzeyde eğitilmesini istedi… İKİNCİ YÜZYIL: HAZIR MIYIZ? Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar çok ayrıntılı, ince ince hesaplanmış, ileriye yönelik hedefler doğrultusunda yapmışlar çalışmalarını; yani planlı programlı, yolları hedefleri belli yürütmüşler çalışmalarını. Yaptıkları her şeyin bir amacı ve hedefi vardı… Şimdi nasıl? Planlama yok, ne ilginç gelirse ona yöneliyoruz… Planlayıcı kurumlarımızı kaldırmışız… Cumhuriyetin kurduğu ve Türkiye Cumhuriyeti’ni ayağa kaldıran SANAYİ KURULUŞLARININ birçoğunu özelleştirme adı altında satıp kapatmışız, neden? Devlete yük oluyor, ayak bağı oluyor diye… Planlama yok slogan var, algı yaratma var… Kervan yolda düzülüyor adeta… Cumhuriyet kurulurken temel nokta çağdaş ve iyi eğitimdi; 1970’li yıllardan sonra eğitim dejenere edilmeye başlandı… Bazı hizmetler vardır ki Devlet o konularda tasarruf yapmayı düşünmemeli… Devlete yük oluyor diye Köy Okullarını kapatıp, taşımalı sisteme geçmek eğitim sistemimizi köreltti… Okul olan köylerde en az bir iki öğretmen bulunuyordu ve bu öğretmenler öğrencilerin yanı sıra köy halkını da eğitiyordu. Her köyde camii var ama her köyde okul yok… Her köyde imam var ama her köyde öğretmen yok… İmam da olsun, öğretmen de cami de okul da! Fantezilere dayalı bir eğitim sistemi dayatıyoruz çocuklarımıza… 400.000 Dolara ev alan vatandaşımız oluyor… Destanla, şehitlerimizin kanıyla kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmak bu kadar ucuz mu? Savaştan kaçıyorum deyip ülkemize yerleşip vatandaşımız oluyor. O gelsin, bu gelsin, bu işin içinde bir iş var gibi… Demografik yapımız aleyhimize süratle bozuluyor, doğum oranlarını inceleyin de görün durum ne kadar vahim. Cumhuriyet’in eğitip yetiştirdiği insanlar aşılamayınca uluslararası oyunlarla dışardan ithal vatandaş sokulup çoğunluğu kaydırıp Cumhuriyeti ve Atatürk’ü yıkma planları oynanıyor, dış güçler tarafından… Türkiye’nin üzerinde emelleri olan batılı ülkeler diyor ki; “Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak için önce Atatürk’ü silmek gerekir.” Büyük Ortadoğu Projesi dedikleri bir aldatmaca… ABD, İsrail’in Orta Doğu’da yayılması için Büyük Orta Doğu Projesini ortaya atıyor, biz de yutuyoruz… Neden? Biz bu yapının eş başkanıymışız… Osmanlıyı canlandıracakmış bu proje… İsrail’i canlandırıp güçlendiriyor, yayılmasını amaçlıyor… Görmüyor muyuz? Hükümet bazı konuları görmek istemiyor gibi… Hükümet dış politikayı iç politikaya kurban mı ediyor yoksa? Peki Muhalefet Partileri ne yapıyor? Onlar hazır mı İkinci Yüzyıl’a? Hepsi bir alem… Kendi içlerinde iktidar kavgasına düşmüşler… Adaylıklarını ya da göz diktikleri parti içi görevleri garantilemek için parti içinde yandaşlar yaratıp ayrışmaya neden oluyorlar… Soralım bakalım… İkinci Yüzyıl için hedefleriniz? Olmaz olur mu! Yanıt hazır: “İktidar olmak” 20 Yıldır neden iktidar olamadınız? Her türlü fırsat vardı? Nasıl iktidar olacaksınız İkinci Yüzyıl’da? Aslında, Muhalefette İktidar olmak hedefleri, Hükümette İktidar peşinde değiller adeta… Türkiye ikinci planda… İttifaklar partileri liderleri de varsa yoksa ben ne kapabilirim peşinde… Muhalefet Partilerinin de ne planı var ne programı İkinci Yüzyıl için… Soralım, iktidar oldunuz ne yapacaksınız? Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Yüzyılı için planlarınız? Sizi neden iktidar yapsın halk? Yanıt: Onlar kötü yönetiyor, biz daha iyi yönetiriz… Yani İkinci Yüzyıl’ı böyle sen ben kavgası içinde geçirirsek ne olur bilemiyorum. Ben İkinci Yüzyıl için hazırlıklı olduğumuzu, planlarımızın, programlarımızın, hedeflerimizin olduğunu sanmıyorum… Fabrika ayarlarına döndürün Türkiye Cumhuriyeti’ni, vaz geçin fanteziden ve geriye dönme çabalarından… Hiçbir şeyi ispat etme zorunluluğu yok; Osmanlıcılıkla ve dindarlıkla da bir şeylerin başarılabileceği tutkusundan vazgeçilmeli… Osmanlıcılıkla ve dindarlıkla halkın kafasını karıştırdınız… Mustafa Kemal demiş ki; “Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyedir. Medeniyetin emrettiğini ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kâfidir.” Türkiye Cumhuriyeti’ni bu yönde kurguladı. Ama tarikatların, cemaatlerin devletin içinde cirit attığı konuşuluyor… Bilmem ne tarikatı şu Bakanlığı, bilmem ne cemaati bu Bakanlığı kontrol ediyor, devletin birçok kurumu tarikatların, cemaatlerin işgali altındaymış lafları ortalarda dolaşıyor. Atatürk düşmanlığı gırla gidiyor, hakaretlerin bini bir para adeta… Bunlara kimse bir şey demiyor, herkesin gözünün içine baka baka yapacaklarını yapıyorlar… İkinci Yüzyıl’da bakalım bunlara dur diyen olacak mı? Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar hedefi ve yolu belirlemiş, nasıl gidileceğini de ince ince planlayıp yola çıkmışlar… Yolundan çıkarmaya çalışmayın Türkiye’yi, yolu uzatırsınız; zamanı boşa harcatıyorsunuz… Kafa nereye, ben oraya olmaz… GENÇLERE… Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’ sini özümseyerek okuyun lütfen. "Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!" TOP SİZDE GENÇLER! Aklınızı kullanın, eğitim süreçlerinizi en iyi şekilde değerlendirin. Aklını kullanan, beyni hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillere gereksinim duyuyor Türkiye Cumhuriyeti. Siyasetin, siyasetçinin esiri olmadan özgür iradenizle oyuna girin. Hassas değerlerinizi kullanmayın, kullandırtmayın. Hoşça kal Mersin, haftaya pazartesi yine buradayız kısmetse…
- SEÇİMLER VE EKONOMİ: TEHLİKELİ YAKINLAŞMA
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 24 Aralık 2023 BAŞIN SAĞOLSUN TÜRKİYEM… 12 Şehidimiz kalplerimizde ve cennette… Ailelerine, yakınlarına başsağlığı ve sabırların en güçlüsünü diliyorum. Acıları acımdır… Hala anlamayanlara anlatayım… Bu kirli terör oyunu Kürt Halkının iyiliği, refahı, kimliği için değil… Bu terör örgütüne sempati duyanlar, destek verenler Orta Doğu’nun haline bir baksınlar… Yangın yeri, herkes birbirini öldürüyor… Neden? Çok stratejik bir bölge, petrol rezervleri var… Orta Doğu’nun kontrolünü tamamen ele geçirmek isteyen ABD ve maşası İsrail terör örgütlerine açıkça destek veriyor, insanları sen Şii’sin, sen Sünni’sin, sen Kürt’sün, sen Arap’sın gibi argümanlarla ayrıştırıp kışkırtıyor. Sonra terör örgütleri kurup eğitiyor, her türlü silah ve lojistik desteği verip ortaya salıyor… Sonrası malum, Orta Doğu kan çanağına döndü; YA ALLAH BİSMİLLAH, ALLAHU EKBER deyip kessinler birbirlerini... Amaç Türkiye’nin gelişmesini engellemek; terörle uğraşsın Türkiye, kafasını yerden kaldırmasın, para harcasın terörle mücadele için, bölebilirsek bölelim Türkiye’yi… Türkiye bu coğrafyanın en gelişmiş ve en güçlü ülkesi. Biz Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm yurttaşlar ne yapılırsa yapılsın birlikte yaşayabiliyoruz… Dostuz, akrabayız, kirveyiz, dünürüz, aileyiz, komşuyuz, iş ortağıyız… Bizi bozamazsınız…Biz Türkiye’yiz! SEÇİMLER VE EKONOMİ… Seçimler hep ekonomiyi olumsuz etkilemiştir… Acı ilaçlar veren reçeteler uzun süre sıkılan kemerleri, arttırılan ve konan ek vergileri, zamları halka içirir… Sanki hasta olan halkmış gibi… Yurt dışından adeta dilenerek yüksek tavizlerle getirilen fonlar ve alınan borçlar… Yetkililer Merkez Bankasının döviz rezervlerinin rekor seviyeye ulaştığını müjdeler… İnsanlar sevinir, artık acıtan ilaçlardan kurtulacağını sanır. Tabii yerel seçimler yaklaşır, hükümete para lazımdır… Halk inandı ya ekonominin düzeldiğine, harcansın rekor seviyeye ulaşan rezervlerdeki paralar seçimleri kazanmak uğruna… Tabii yalnız hükümet değil iktidar ve muhalefet belediyeleri de fark etmeksizin aynı yolda ilerler. Tabii ya mevcut belediye başkanları bir daha aday olup seçilebilmek için başlarlar dört senede yapmadıkları hizmetleri 2-3 ayda yapmaya… Sökülsün kaldırımlar, döşensin parkeler, dökülsün asfaltlar, çizilsin yollar, asılsın billboardlara resimler, halka şirin görünmek için atılsın taklalar… Garibim halk da düşer gönül verdiği partisinin kendisine dayattığı adayı seçmenin peşine. Seçimler biter tuttukları partinin adayları kazananlar sevinir, kaybeden adayların taraftarları üzülür. Döngü yeniden başlar, seçimlerde rekor düzeydeki rezervler seçim kazanmak uğruna heba edilmiştir. Ekonominin tepe yönetiminde birkaç değişiklikle insanlara yeniden umut aşılanır… Yazılsın acı reçeteler, içilsin acı ilaçlar… BELEDİYE EKONOMİSİ… Biraz gözardı ediliyor ama belediyelerin bütçeleri de ülke ekonomisini önemli ölçüde etkileyen bir unsurdur. Büyükşehirlerin 2024 Bütçelerine bir göz atalım: İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2024 Yılı Konsolide Bütçesi (İSKİ, İETT, İŞTİRAKLER dahil) : 516Milyar lira Ankara Büyükşehir Belediyesinin 2024 Yılı Konsolide Bütçesi (ASKİ, EGO DAHİL) : 92 Milyar lira İzmir Büyükşehir Belediyesinin 2024 Yılı Konsolide Bütçesi (İZSU DAHİL) : 68 Milyar lira Mersin Büyükşehir Belediyesinin 2024 Yılı Konsolide Bütçesi (MESKİ DAHİL) : 29 Milyar lira Antalya Büyükşehir Belediyesinin 2024 Yılı Konsolide Bütçesi (ASAT DAHİL) : 28 Milyar lira Gördüğünüz gibi müthiş bütçeler… Daha yaşanılabilir kentler oluşturmak için neler yapılmaz bu bütçelerle… Bu bütçelere bakınca aday olmak için koparılan kıyametleri, billboardlara saçılan paraları, TBMM’nde ve partilerin genel merkezlerinde yetkili ve de etkili birileriyle görüşebilmek için koridorlarda bekleşenleri, aracılar arayanları anlayabiliyorum… Ellerini ovuşturan yandaşlar da cabası… Biraz da biz geçsek bu bütçelerin, pardon, belediyelerin başına diye düşünüp görev aşkıyla yananlar da vardır elbette… eline, beline, diline… Bu yüksek bütçeleri görünce Hacı (aslı Hacı değil Hace’ymiş) Bektaş-ı Veli’nin "Eline, Beline, Diline Sahip Ol" sözü aklıma geldi: Yani Hacı Bektaş-ı Veli demek istiyor ki: Bu bütçeler sizi şaşırtıp yoldan çıkartmasın… Bu bütçeleri tüm kent halkının refahı ve huzurlu bir kentte yaşaması için ölçüp, biçip, hakkaniyetle yönetecek insanlar gerekiyor. Benim partilim, benim hemşerim, benim mezhebimden, benim etnik kökenimden diyerek seçmeye kalkarsak yanılırız… Niyet önemli… Kriterler belli… BU HAFTA ADAYLARIN ÇOĞU BELİRLENEBİLİR… Partilerin Genel Merkezleri ve TBMM bu hafta aday adaylarının yoğun bir hücumuna uğrayabilir… Artık herkes son kozlarını oynayıp adaylığının kesinleşmesi için çabasını arttırır. Partilerin tabanları, il ve ilçe yöneticileri çok mutsuzlar… Örgütlere hiç danışılmadığını ve dinlenmediğini söylüyorlar… Yani etkisiz elemanlarız diye hayıflanıyorlar… Bazı örgütler istisna ve de müstesna… Onların görevleri kendilerini o görevlere getirenlere memurluk etmek… Görevimizde kalalım yeter ki! Ama ya değişiklik olursa? Adamınız devre dışı kalırsa? Demek ki kurumlara hizmet edilecek, kişilere değil… Bu sefer de böyle olsun, önemli olan partimiz, partimiz için bir kez daha oy verin bir dahaki sefere söz farklı olacak yanıtı alıyorlar. Yine aynı, yine aynı, hep aynı oluyor, olacak ta… GENÇLERE… Sevgili gençler, her hafta burada bazı önemli insanlar ve düşünürlerin öğütlerini yazıyorum. Okuyup düşünün, anlamlar çıkartın. Hayatınıza anlam katarak yön verebilirsiniz geleceğinize… Herb Caen- “Bir şehrin büyüklüğü enine boyuna bakarak değil, hayallerinin ve ufkunun genişliği ile ölçülür.” Rockefeller – “Kaderimizi kökenlerimiz değil eylemlerimiz belirler.” Hoşça kal Mersin, haftaya yine buradayız…
- SİYASET: KIRKLANIP TEMİZLENMELİ…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 07 Ocak 2024 Uğurola Mersin… Takvim gittikçe daralıyor; partiler uygun aday bulmakta çok zorlanıyor. Neden zorlanıyor? İnsanlar artık dar kalıplar içinde sıkışıp kalmak istemiyor. İnsanlar artık ahbap çavuş ilişkileri ile belirlenip kendilerine dayatılan adaylar istemiyor. İnsanlar artık Ankara’da gizli pazarlıklarla aday belirlenmesini istemiyor. Artık herkesin her şeyden bilgisi oluyor, haberiniz olsun… İnsanlar bilgisine, deneyimine, kişiliğine güvenip yalnızca toplum için çalışmayı ilke edinmiş, medeni cesareti ile aday adaylığına soyunmuş insanları görmek istiyor karşılarında. Uzun süredir izliyorum; aday adayları Ankara’yı mekan tutmuş, kah parti genel merkezlerinde, kah TBMM’nde parti yetkilileri ve etkilileri ile görüşüp kendilerini anlatabilmek için aracılar dahil bir çok yönteme başvuruyor. O kadar çok olaylar ve laflar dönüyor ki ortada, kulaklarıma inanamıyorum… Siyasetin bu kadar kirletildiğine inanmak istemiyordum; ama işin içine girince gerçeği gördüm. Siyaset çok kirlenmiş! Baştan aşağı yıkanması gerekir, hatta kırklanması gerekir. Sistem aynı, aracılar aynı, karar vericilere karar verilmesini istedikleri adayların isimlerini götürenler aynı. Halka ne düşüyor? Partimizin adayları bunlar, partimiz için bunlara oy verin, oy vermezseniz onlar gelir, bunlar gelir, falan filan… İyi de siz de aynısın onlar da aynı, hepinizin kafası aynı, sistem de hep aynı… Farklı olan partilerin adı! Kentlerde nabızları tutan, kentleri iyi tanıyan, gerçekten kentlerin kanaat önderleri olabilecek insanlar var… Onları dinlemek istemiyorsunuz, dinleseniz de umursamıyorsunuz, neden? Çünkü verdiğiniz kararların yanlış olduğunu biliyorsunuz, ama kararlarınızı etkileyen farklı kriterler olduğundan söylenenleri adeta ellerinizin tersiyle itiyorsunuz. KIRKLANIN LÜTFEN… YA DA BİZ BIRAKALIM… İŞTE BÖYLE, BUNLARI GÖRDÜKÇE SİYASETE GİRMEK İSTEYEN İNSANLAR NE İŞİM VAR BENİM SİYASETTE DİYOR… İŞTE BU YÜZDEN HİÇBİR SİYASİ PARTİ BÜYÜYEMİYOR… Böyle giderse büyümez de! Endişe edilmesin gitmem bir yere, çabalarımızı da sürdüreceğiz tabii ki toplum adına… BELEDİYE BAŞKANI ADAY BELİRLEME KRİTERLERİ… Evrensel, ülkesel ve yöresel kriterler var… Anketler ve partilerin görevlendirdiği parti müfettişleri en önemli iki unsur iki kriter için… Tanınırlık ve istenirlik. Anketler tarafsız bir şekilde ve anket şirketlerine dış müdahale olmazsa doğruya yakın bir fikir ortaya koyabiliyor. Yani manipüle edilmezse… Ancak anket sonuçlarını etkileyen en önemli unsur mevcut görevde bulunan adayların görev süreleri boyunca orantısızca yaptıkları sürekli tanıtım kampanyaları… Kendilerini mi tanıtıyorlar, belediyelerin yaptıkları işleri mi ya da belediyelerin yaptıkları etkinlikleri mi? Anketlerde bunun için bir dengeleme katsayısı koymak gerekiyor. Partilerin Genel Merkezleri her zaman bu anketlere de uymuyor aslında… İstedikleri zaman dikkate alıyorlar, istemedikleri zaman ve işlerine geldiğince dikkate almıyorlar. Partilerin görevlendirdikleri parti müfettişlerinden hiç söz etmeyeceğim, çünkü onlar şartlanmış şekilde geliyorlar ve raporları tarafsız olmuyor… Bence aday adaylarına yeteneklerini, bilgilerini, kişiliklerini ortaya çıkartacak testler uygulanmalı… Koltuğa oturduktan sonra kişilik bozukluğuna uğrayıp uğramayacaklarının bilinmesi yerinde olacaktır. Aday belirlemede en önemli kriter belirlenen adayın toplumda birliği sağlayacak, alçak gönüllü, insanlara kibirli davranıp onlara tepeden bakmayacak, eleştirilere açık bir kişilikte olmasıdır. Umarım tüm Türkiye’de toplum için çalışacak doğru adaylar belirlenir. Hoşça kal Mersin! Hoşça kal diyorum ama bizlere hoş kalmak biraz zor gibi… Haftaya yine buradayız… İnşallah!
- DAVOS: DÜNYA NELERİ KONUŞUYOR, YA BİZ?
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 21 Ocak 2024 Uğurola Mersin… Dünya Ekonomik Forumu (WEF World Ekonomic Forum) 15-19 Ocak 2024 tarihleri arasında 125 ülkeden devlet adamından siyasetçiye, iş dünyasından akademi dünyasına ve sivil toplum dünyasına kadar 3000’e yakın insanın katılımıyla Güvenin Yeniden İnşası teması ile İsviçre’nin Davos kentinde yapıldı. Katılımcılar, dayanıklılığı ve güvenliği artırmak, ekonomik büyümeyi canlandırmak, iklimi ve doğayı korumak, yenilik ve teknoloji engellerini dengelemek ve işlere, becerilere ve sağlığa yatırım yapmak için yeni fikirler ve girişimler sundular. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), dünyanın durumunu iyileştirmeye kendini adamış bağımsız bir uluslararası kuruluş olarak tanıtıyor kendini. Misyonunda şöyle belirtiliyor: küresel, bölgesel ve sektörel gündemleri şekillendirmek için iş dünyası, siyasi, akademik ve toplumun diğer liderlerini bir araya getirir. Neden Güvenin Yeniden İnşası? Bu yılki Dünya Ekonomik Forumunda; gittikçe parçalanan ve kutuplaşan bir dünya ile karşı karşıya olduğumuz bu günlerde, küresel paydaşlar arasında güveni yeniden inşa etmenin ve güçlendirmenin yolları arandı. Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Borge Brende'ye göre: Forum, yıl boyunca misyon odaklı işbirliğini teşvik eden araştırmaların, ittifakların ve çerçevelerin geliştirilmesine yönelik yapıyı sağlayacak. Bu yılın teması temel olarak dört kategoriye ayrılıyor: Parçalanmış bir dünyada güvenliği ve işbirliğini sağlamak, Yeni bir çağ için büyüme ve istihdam yaratmak, Ekonomi ve toplum için itici güç olarak yapay zeka, İklim, doğa ve enerji için uzun vadeli bir strateji. Bunun dışında zirve, küresel liderler arasında tutarlılık, şeffaflık ve hesap verebilirliğin temel ilkelerini yeniden tesis etmenin yanı sıra kolektif eylemliliği yeniden hayata geçirmeyi amaçlıyor. Bu, küresel iş dünyasının, hükümetin ve sivil toplum liderlerinin endüstri, bilim ve toplumdaki teknik gelişmelerden en iyi şekilde yararlanmaları için birlikte çalışmalarına olanak sağlamak üzere aralarındaki görüşmeleri geliştirmeyi amaçlayan bir temel ilkelere dönüş çabasıdır. Bu bağlamda iş, siyaset, akademi ve sivil toplum dünyasının ve tabii ki basın dünyasının önde gelenleri çeşitli toplantı etkinliklerinde görüşlerini dile getirdiler. EŞİTSİZLİK… Küresel yoksulluğun azaltılmasına odaklı çalışan bir İngiliz kuruluşu olan OXFAM’ın Geçici İcra Yöneticisi Amitabh Behar DAVOS’ta eşitsizliğe dikkati çekiyor. Jeopolitik gerilimler, çatışmalar, aşırı hava koşulları ve COVID-19'un ekonomik etkileri de dahil olmak üzere devam eden küresel zorluklar, dünya çapında milyonlarca insanı etkiliyor. Bu arada dünyanın en zengin ve pek çok varlıklı şirketi daha önce hiç olmadığı kadar refah yaşıyor. Dünyanın en zengin 5 iş insanı 2020’den beri servetlerini ikiye katladı; 464 milyar dolardan 869 milyar dolara. Artan bu eşitsizliğin üstesinden gelmek, sömürüyü, ekonomik eşitsizlikleri ve çevresel kaygıları ele alacak sistematik bir değişiklik gerektiriyor. Şirketler eşitsizliği körüklüyor diyor Behar… Bu eşitsizlik tesadüf değil. Milyarder sınıfı, şirketlerinin, diğer herkesin zararına olmasına rağmen kendilerine daha fazla zenginlik sağlamasını sürdürüyor... Hiçbir şirket ya da birey, ekonomilerimiz ve yaşamlarımız üzerinde bu kadar güce sahip olmamalıdır, açık olmak gerekirse hiç kimse bir milyar dolara sahip olmamalıdır diye noktalıyor görüşlerini. Doğru söylüyor, mezara mı götüreceksiniz! YA BİZ… Kendi içimizde, kendin çal kendin oyna… Adamlar bir taraftan dünyayı bozuyor öbür taraftan da dünyayı daha iyi duruma getirmek için çabalıyorlar, mı acaba? Adamlar dediklerim bizim adamlar değil, bizimkiler kendi dünyalarında birbirlerine bağrışıp duruyorlar… Zengin ülkelerin adamlarına diyorum; bir yandan savaşlar çıkartıyorlar, geliştirdikleri yeni teknoloji silahlarını satıp daha da zenginleşiyorlar… Öte taraftan salgınlar yayıyorlar, insanlığı kurtarmak için icat ettikleri ilaçları, aşıları satıp daha da zenginleşiyorlar… Diğer ülkelerin kimler tarafından nasıl yönetileceğine karar verip o ülkelerin varlıklarını sömürüp daha da zengin oluyorlar… Bir taraftan da yapay zeka, metaverse, teknoloji, dijitalleşme, iklim değişikliği ve daha neler nelerle uğraşıp insanlığı ve dünyayı da kurtarmaya çalışıyorlar. Biz ise yetersiz, liyakatsiz, çıkarcı siyasetçilerin çıkar ve sen ben kavgaları dövüşleri arasında yoyulup gidiyoruz… Neden siyasi partilerimiz bir türlü oylarını arttırıp büyüyemiyor? İktidarı da muhalefeti de, yeni kurulanı da neden büyüyemiyor, bir düşünün… Haftaya bu konuyu işleyeceğim; fikirlerinizi, önerilerinizi bekliyorum. Türkiye’de siyasetçileri düzeltemezsek işimiz zor. GENÇLER… Nereye aitse orada durmalı insan. Ait olduğun değerleri terk edip çıkar neredeyse oraya gidersen orada da sen terkedilirsin bir gün. Bazen de çıkarcı insanlar senin ait olduğun yeri ele geçirip senin orayı terk etmen için zorlarlar, ama direnip orada kal. Orayı yine de terk etme, bir gün lazım olacaksın oraya. Hoşça kal Mersin, haftaya yine buradayız…
- GEÇİM Mİ, SEÇİM Mİ? GELİR DENGESİZLİĞİ, EMEKLİLER PARTİSİ, SEÇİMDEN SONRA…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 04 Şubat 2024 Uğurola Mersin, Uğurola Türkiye… 2024 Yerel Seçimleri kapıda… Kaynaklar seçim kazanma hırsı ile saçılıyor… Bugüne kadar yapılmayan işler hummalı bir şekilde yapılıyor… Aslında Belediye Başkanları sürekli böyle seçim havasında çalışsa daha çok hizmet yapar… Özellikle billboardlara, gereksiz işlere o kadar çok para saçılıyor ki… Hesaplayabilene aşk olsun! Artık rahatsızlık veriyor bu billboard reklamları; bir de orantısız bir kullanım var billboardlarda… Görev başında olanlar, kazanma şansı yüksek olup ta kaynak bulanlar sürekli billboardlardalar. Tabii halka hizmet aşkı bu, başka bir şeye benzemez; insanı çok hırslandırıyor demek ki… eşitsizlik: GELİR DENGESİZLİĞİ… Yine bu köşede, 22 Ocak 2024 tarihli yazımda, EŞİTSİZLİK konusuna değinmiştim. Küresel yoksulluğun azaltılmasına odaklı çalışan bir İngiliz kuruluşu, Davos Dünya Ekonomi Forumunda eşitsizliğe dikkati çekti. Bence Dünya’nın ve tabii ki Türkiye’nin de en temel sorunu eşitsizliktir; GELİR ADALETSİZLİĞİ BAŞTA. 2023 Yılı TÜİK verileri Toplam Gelirin yarısının en zengin yüzde 20’ye gittiğini ortaya koyuyor. Yüzde 20’lik en yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 1,8 puan artarak %49,8 olmuş. Buna karşın en düşük gelire sahip %20'lik grubun aldığı pay 0,1 puan azalarak %5,9 olmuş. Yani fakir daha fakir, zengin daha zengin olmuş… 2023 Yılında kişi başı milli gelirin yaklaşık 13.000 ABD Doları olacağı belirtiliyor. Kişi başı milli gelirimizi 20.000 ABD dolarının üzerine çıkartabilirsek, ancak İspanya, Portekiz, Slovenya ve Çekya gibi Avrupa ülkeleri düzeyine gelebiliriz. Andorra, Fransa, İtalya ve Malta gibi Avrupa ülkeleri durumuna gelmek için ise 30.000 ABD dolarının üzerine çıkartmamız gerekiyor. “Bu düzen değişmeli” Sayın Bülent Ecevit bu sözü ortaya attığında her kesim farklı olarak algılamıştı. Bir yurttaş "düzen hayatından memnun, düzülen ne zaman değişecek?" diye sormuştu! Tabii patronlar bu düzen değişmeli sözünü farklı algılayıp endişeye kapıldılar; komünizmi mi kastediyor acaba? Halbuki Sayın Ecevit, “Türkiye 1965-75” isimli kitabında “Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin en güçlü partisidir. Komünizmi, o önleyecektir, o güçlü oldukça, Türkiye’de komünizm olamayacaktır.” ifadelerine yer vererek komünizm ile mücadeleyi başa yazmıştı. Sayın Ecevit patronların endişesinin farkına varıp patronlarla İzmir’de görüşmesinde, “düzen değişikliğinden korkmayın; düzen değişikliğinden özel sektörü yok etmeyi değil, aksayan işlerin düzeltilmesini kastediyoruz” mesajını vermişti. İşte aksayan işleri belirleyip çözebilirsek gelir adaletsizliğini de sonlandırabiliriz. İşleri aksatan en temel unsur YOLSUZLUKTUR; bu da irdelenmesi gereken bir olgudur. EMEKLİLER PARTİSİ: BİR GÜN HERKES EMEKLİ OLACAK… İki tane emekliler partimiz oldu. Birincisi 2023 sonlarında kurulan ve Kurucu Başkanı Metin İmer olan TEP Türkiye Emekliler Partisi… TEP Türkiye Emekliler Partisi Genel Başkanı Metin İmer şöyle açıklıyor ana fikirlerini: “Sadaka zamlardan, hor görülmekten bıktık. Bizler bu ülkeye ağır yük değiliz. Bizler çalışırken prim ödeyerek hak kazandık. Makam araçlarında, meclis lokantalarında hava atanlar asıl israf yükü onlar, astronomik maaşlarıyla devlete yük asıl onlardır. Biz üç kuruş emekli alanlar değil.” İkinci parti ise 2024 yılında kurulan ilk siyasi parti olan EP Emekliler Partisi oldu. EP Genel Başkanı Cengiz Erten, parti programı ana fikrini şöyle açıklamış: “Ana konumuz emekliler ve emeklilik yasasının düzeltilip yaşam şartlarının iyileştirilmesidir. Emeklinin hak ettiği kaliteli ve insanca yaşam sürmesi, temel hedefimizdir. Ülkenin kayıpları kazanca döndüğünde başta emekliler olmak üzere tüm toplum refaha ulaşmış seviyede olacaktır. Bizler; emeklilerimizin haklarını koruduğumuzda, bütün çalışan emekçilerimizin haklarını da korumuş olacağız. Çünkü her çalışan bir emekli adayıdır.” Bu iki parti birleşip tek parti olabilirse Türkiye’de büyük bir güç haline gelebilir; her iki parti de düzenin aksayan yönlerini düzelterek düzeni değiştirmeyi amaçlıyor… Siyasi ve ideolojik bir bağlantı ve saplantıları da yok… Kendisinin ve çocuklarının geleceğini düşünen herkes rahatlıkla emekliler partisine üye olabilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü, ilelebet payidar olması ve Atatürk İlkeleri düsturu ile hareket edeceklerini de açıklıyorlar. Ne için çalışıyoruz? Çoluğumuzun, çocuğumuzun geleceği için değil mi? Yeni doğan çocuklarımız da birer emekli adayı değil mi? Yani Emekliler Partisinin yalnızca emeklilerden oluşmayacağı aşikar… Geleceğini düşünen genç ve orta yaşlı insanlar da bu partide yer alırlar ve alıyorlar da… BİR GÜN HERKES EMEKLİ OLACAK! Emekliler Partisine güzel bir slogan olabilir… SEÇİMDEN SONRA… Ajda Pekkan’ın bir şarkısı var: YA SONRA! Seçilelim de sonra düşünürüz mü? Seçilelim de yandaşlarımızla işlerimizi yürütelim mi? Seçilelim de yurttaşa hizmet edelim mi? Seçilelim de adil davranıp yurttaşın hakkını yemeyelim mi? Belediyelerin parası yurttaşın parasıdır… Emeklinin, işçinin, memurun, ev hanımının, çocukların, engellinin, fakirin, fukaranın, işsizlerin, iş adamının parasıdır… Kimse ellerini ovuşturup yurttaşların parasına göz dikmesin! Yoksulluğun artmasına neden olmayalım… Almanya eski Başbakanlarından Sosyal Demokrasinin önemli isimlerinden Willy Brandt demiş ki: “Açlığın hüküm sürdüğü hiçbir yerde barış uzun süre dayanamaz. Yeryüzündeki zenginler boş yere hayâller kurmasın! İnsanlık ailesi içinde yer alan yoksul evleri bu hızla arttıkça, hiçbir zengin o zenginliğini ilelebet koruyamayacaktır!” GENÇLERE… Kendini kısıtlama... Birçok insan yapabileceğini düşündüğü şeylerle kendini sınırlıyor… Aklının sana izin verdiği yere kadar gidebilirsin... İnandığın şeyi hatırla, başarabilirsin… Bahanelerinden çok daha güçlüsün, inan... Kendini başkalarıyla kıyaslama... Pes etme… Herkese planlarını söyleme, sonuçlarını onlara göster. Hiçbir şey içeriden parlayan ışığı azaltamaz. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- DEMİREL: İYİ YAŞAMAK İSTEMEYEN BİR HALKI BEN İYİ YAŞATAMAM Kİ...
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 11 Şubat 2024 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel çok renkli, ılımlı, hoşgörülü ve zeki bir insandı. Ülkenin yine sıkıntılı bir dönemi… Sayın Demirel’e halkın çektiği sıkıntıların çözümü konusunu sorarlar: Yanıt: "İyi yaşamak istemeyen bir halkı ben iyi yaşatamam ki!" Her şeyin izahı bu tümcede saklı… Bize ışık tutabileceğine inandığım iki Sayın Demirel sözü daha yazacağım: "Milliyetçilik, bir bardak içecek suyu olmayan Urfa’nın, Mardin’in köylerine su götürmektir". "Siyasette kuru inada yer yoktur". Önce halk iyi yönetilip, iyi yaşamak isteyecek; aksi takdirde halinden hoşnuttur demektir. Yani halk iyi yaşamak istediğini en azından kullandığı oyla göstermeli… Bu üç sözü analiz etmeye kalksak sayfalarca yorum yazarız… İyi yaşamak isteyeceğini sıkı ve etkili bir biçimde göstereceksin… Bağnaz bir milliyetçilik tutkusuyla değil; ülkene, bölgene, kentine, köyüne, insanlarına getirilen hizmetleri değerlendirip kararını vereceksin. Bağnazlık nedir derseniz: Bir inanca, bir düşünceye aşırı ölçüde bağlanıp ondan başkasını düşünemeyen, ondan başka her öğretiye, her inanışa karşı olmaktır. Kuru inatla davranıp körleşmeyeceksin; güzellikler getirecek olanları görüp kabulleneceksin. Siyasetçilerin sözlerini, tutumlarını, ilişkilerini çok iyi izleyip değerlendirmeliyiz. Bize kendileri ve düşündükleri hakkında net bilgiler verir… İyi yaşamak istiyor muyuz? O halde bunu isteyelim! SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI Nitelikli sivil toplum kuruluşları ülke ve kentlerimizin daha iyi yönetilmesi, daha elverişli yaşam koşullarına kavuşulabilmesi açısından çok önemli kurumlardır. Bu cumartesi (10/02/2024) sabah Mersin İstişare Kulübünün bir toplantısına katıldım. Mersin İstişare Kulübü gösteriş yapmayan, ön plana çıkma tutkusu olmayan, düşüncelerini ve isteklerini özgürce belirtip ilgililerin değerlendirmesi amacını güden samimi ve tutarlı bir grup. Bu grubun kurucusu Ferudun Gündüz ve arkadaşları uzun süredir bu nitelikli, gerçekten çok iyi fikirlerin ortaya konduğu toplantıları sürdürüyorlar. Kısa arlıklarla yapılan bu nitelikli toplantılara ben de uzun süredir katılıyorum. Şu seçim sürecinde belediye başkan adayları bu kulübün toplantılarına katılıp dağarcıklarına yeni fikir ve bilgiler alabilirler. Bu haftaki istişare toplantısının konusu Kentlerin Markalaşmasıve Konuşmacısı Çukurova Üniversitesinden Prof. Dr. Mehmet Cihan Yavuz’du. Ferudun Gündüz yıllar önce Marka Kent Mersin konulu geniş katılımlı bir çalıştay düzenlemişti. Ne yazık ki Mersin’de proje başkasından gelirse kimseler sahiplenmiyor ve projeyi ortaya koyan insanlar hayal kırıklığı içinde vazgeçiyor. Ama belli ki bu projeyi ortaya koyan Ferudun Gündüz vazgeçmemiş, kafa yapısı uygun yöneticilerin sahipleneceği umudunu sürdürüyor. Bence doğru yapıyor; Marka Kent Mersin projesi yeniden ayağa kaldırılmalı. Bu istişare toplantısında Sayın Prof. Dr. Mehmet Cihan Yavuz’un yaptığı sunum bu konuda hem akademisyen hem de uygulamacı olduğunu ortaya koydu. Bu toplantıda planlamanın önemini tüm katılımcılar belirttiler. Planlamasız hiçbir şey başarıya ulaşmıyor. Athena Grubunun bir şarkısı var ya; Kafama Göre! Not: Nisan ayında iki yaşına girecek torunum Nil bu şarkıyı çok sever. Kafa nereye ben oraya! Aklıma şöyle bir şey geldi, hadi bunu yapalım… İşler kentin gereksinimlerine ve geleceğine yönelik bütüncül bir planlama yapılıp bu planlamaya uyularak yürütülmeli. Mersin İstişare Kulübünün bir başka konuğu daha vardı: Yenişehir Belediyesinin mevcut Belediye Başkanı aynı zamanda CHP Yenişehir Belediyesi Başkan adayı Sayın Abdullah Özyiğit. Tabii konuk belediye başkanı olunca, konuşulan konu da genelde kentin çarpık imarlaşması ve betonlaşması oldu. Tabii çarpık imarlaşma ve betonlaşma çok eskilere dayandığı için yeni belediye başkanlarının en önemli uğraş konusu kentlerin bütünsel bir kentsel dönüşüm planlanması olacak… Bu mesajı Sayın Özyiğit konuşmasında verdi. Görünen o ki; daha da iyi yaşanabilir bir Yenişehir Planı var çantasında ve aklında. Sayın Özyiğit geniş katılımlı bir çalıştayla oluşturdukları 2030 Akıllı Yenişehir Stratejik Planı ile ilgili kısa bilgiler de verdi. https://akilli.yenisehir.bel.tr/ Web adresinden ulaşabileceğiniz bu stratejik planı ayrıntılı olarak inceleyemedim henüz, ama inceleyip bu köşede değerlendirmelerimi yansıtacağım. Planın giriş bölümünde Sayın Özyiğit amacı belirtmiş: Stratejik Plan, Yenişehir Halkının refahı, şehrin sürdürülebilirliği ve daha yaşanabilir bir geleceği temel amaçlar belirlenip hazırlanmış. Teknolojik araçların daha etkin kullanılmasıyla şehir hizmetlerinin daha verimli bir şekilde sunulmasını sağlamak. Modern teknolojilerin kent yönetimine entegre edilmesiyle trafik yönetimi, enerji kullanımı, çevre yönetimi gibi alanlarda yapılacak iyileştirmelerin şehir yaşamını olumlu yönde etkilemesi. Belediye başkanları toplumun gereksinimlerini, taleplerini ve kentin geleceğini değerlendirip kendisinin ve ekibinin vizyonlarını da katarak planlar yapmalıdır. YEREL YÖNETİCİLER ÇOK ÖNEMLİ… İyi yaşamak, daha da iyi yaşamak isteyen insanlar seçecekleri yöneticileri iyi incelemeli… Günlük yaşamlarında ne gibi kolaylıklar sağlayacaklar, kent kaynaklarını adil kullanacaklar mı, kentin kuzeyi-güneyi ve doğusu-batısı aynı kalitede hizmet alabilecek mi, gelecekte kenti nereye götürecekler? Bunlar adayların konuşmalarında, billboardlarda, davranışlarında, kimlerle birlikte olduklarında, ortaya koydukları projelerde saklı. Oluşturdukları kadroları da, seçimlere birlikte girdikleri meclis üyelerini de iyi incele… İyi yaşamak istiyorsan, Sayın Demirel’in "İyi yaşamak istemeyen bir halkı ben iyi yaşatamam ki" sözünü anımsa… Göster iyi yaşamak istediğini, siyasetçi seni mutlu etmek zorunda; sen onu değil! GENÇLERE… Sayın Demirel’in bir başka sözünü de gençlere anımsatmak istedim: Meclis Milleti temsil ediyor, suç varsa halkındır. Yani suç bizim, çok doğru bir tespit. Bizi iyi yönetmeyenleri, kaynaklarımızı çar çur edenleri, adaletsizliği yapanları, halkı fukaralaştıranları biz seçip göreve getiriyoruz sonuçta… Gençler, bugün ülkemizdeki ortam sizi mutlu etmiyorsa, bırakın gelecek endişesini ertesi günün gelmesi bile sizi endişelendiriyorsa… Biliniz ki suçlusu biz sizlerin büyükleriyiz… Biz kuru bir inatla körü körüne yöneticilerimizi seçmişiz, onları etkileyip yönlendirememişiz. Siz bu yanlışa düşmeyin, daha iyi yaşamak istediğinizi etkili bir şekilde gösterin. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- PROJELER: ADAYLAR PROJELERİNİ KAMUOYUNA SUNMAYA BAŞLADI…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 05 Mart 2024 Uğurola Mersin… 31 Mart Seçimlerine sayılı günler kaldı… Adaylar salonlarda projelerini kamuoyuna sunmaya başladılar. İlk olarak CHP Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Sayın Vahap Seçer partililerine ve Mersin Kamuoyuna projelerini açıkladı. Bunlardan vurgulanmasını istediği başlıca projelerine biraz daha ayrıntılı değindi. Ben de oradaydım, salondaki havayı, Vahap Seçer’i ve projelerini dikkatle izledim. Aşağıda gördüğümü, dinlediklerimi ve hissettiklerimi aktaracağım, bir iki de önerim olacak. SALONDAKİ HAVA… En ön sıranın bir arkasına, yani ikinci sıranın orta bölümüne Mersin İlçelerinin Belediye Başkan Adayları yerleştirilmişti. En ön sıranın orta bölümüne protokol kişileri, sağ ve sol taraflarına CHP İl ve İlçe Örgütlerinin önde gelenleri yerleştirilmişti. CHP Genel Merkezinin önemli koltuklarda oturanların bu toplantıya gelmemeleri ise biraz düşündürdü bir çok insanı. Gayet doğal bir yerleşim düzeniydi. Ben de kendime bir arkadaşımın nazik davranışı ile ikinci sıranın sahneye göre sağ tarafında yer bulabildim. Müzikler, anonslar derken Vahap Seçer salona girdi selamlamalardan sonra ve tezahüratlar altında yerine oturdu. Belli ki bir disiplin uygulanmış partililerde ve abartılı tezahüratlardan kaçındılar diye düşündüm, gayet ölçülü yapılan tezahüratlarla salonun dikkatinin dağılmaması sağlandı. Dikkatler hep Vahap Seçer’in söylediklerine verildi. Böyle olunca da insanlar net olarak dinledi ve anladı söylenenleri. Salon düzeni ve ambiyans gayet iyiydi. VAHAP SEÇER… Özgüveni hayli yüksekti, bugün salonda konuşurken kendine olan güveninin daha da yükseldiğini gözlemledim. Ben Belediye Başkanlığı görevimi sürdürüyorum, seçim benim için bir teferruat algısını yaydı hem söyledikleriyle hem de vücut diliyle. Bu yüksek özgüvenin salondakilerin de moralini ve inancını yükselttiği kanaatine vardım. Hatta ben Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yetinmem, CHP Genel Başkanlığıdır gittiğim yolun sonu diyordu adeta. Bana birkaç numara küçük geliyorsunuz tepedekiler… Yılmadan, zorlayarak Belediye Başkan Adaylığını aldım, adeta kopartarak aldım, kimsenin lütfu değil bu adaylığım diyordu vücut dili. Adaylık için bu kadar çok zorlanmasını unutacağını sanmıyorum, bunu yapanlar kafasında yazılıdır mutlaka… Şimdilik seçimlere odaklanmış durumda olduğunu gördüm… Sahnede özgüveni yüksek, kendinden emin ve etkileyici konuşup sunum yapan bir lider gördüm. Başarılar diliyorum kendisine. 2. DÖNEM PROJELERİ… Ne dediysek yaptık diye başladı Vahap Seçer… Verdiği sözleri ve yaptıklarını anlattı… Birçok iş yaptı… Tabii Mersin Halkı daha iyi görüyor. Çoğunluk kendi ihtiyacı neyse o yapılmış mı ona bakıyor. Ama genelde halk arasında iyi çalıştı algısı çok yaygın. Son aylarda yol ve asfalt çalışmalarında atağa kalktığını görüyoruz. Teknik ekibi çok iyi tespitler yapmış… Kentte dolaşırken hep gözlemlerim aksayan ve eksik olan şeyleri tespit etmek içindir. Nerede bir aksaklık ya da eksiklik varsa benim gördüğüm, ekibi ve kendisi de iyi tespit etmişler ve bunların üzerinde duruyorlar. Önümüzdeki dönemde de yol ve asfalt çalışmalarını sürdüreceklerinin işaretini verdi. Not: Önümüzdeki dönemde seçilecek olan Büyükşehir Belediye Başkanına önerim Deniz-Dağ arasında otoyola kadar en az 3 adet kesintisiz ekspres bulvar açılması. Kent trafiğini oldukça rahatlatır; alternatifi çok yatay çevre yollarına ulaşımı ve kent merkezine geliş gidişi kolaylaştırır. Sıkışan güzergahtaki trafiğin alternatif yollara aktarılmasını ve trafiğin rahatlamasını sağlar. Ayrıca aşırı yağışlarda oluşan selin doğrudan denize ulaşmasını sağlayacak sel boşaltım kanallarıyla da donatılırsa sel sorunu da kesin çözümlenebilir. Su ve Kanalizasyon işleri ile uğraşan MESKİ İdaresi içmesuyu ve kanalizasyon konusunda ciddi çalışmalar yaptı ve yapıyor. Yakından izliyorum MESKİ’yi, aşırı yağışlar için kesin çözüm sağlama konusunda çalışmaları var. Önümüzdeki dönemde kim Belediye Başkanı olursa, sel konusunu kesinlikle çözmelidir. Sözümüzdür; Mersin Metrosunu yapacağız! diyerek sözünün arkasında olduğunu vurguladı (Seçildiği takdirde Hükümet engelini aşacağından emin görünüyor). Önümüzdeki Dönemin projelerini Kalkınmacı, Sosyal ve Yenilikçi Belediyecilik temaları altında hazırladıklarını iletip özellikle Sosyal Belediyecilikte Türkiye’de Mersin’in önder belediye olacağını vurguladı. Öncelikle dar gelirli hemşerilerimize kiraya verilmek üzere Sosyal Konut üretimi konusunda hayli kararlı gördüm. Bir öneri, bu Sosyal Konut Projesini kentsel dönüşüm sistemine entegre edebilirler mi, incelemeye değer… Mersin kent sahilini boydan boya gerçekten Mersin’e yakışır bir duruma getirildi. Müftü Deresi Yatağı Yeşil Koridor Projesi de kentte Yeşil Alan üretilmesinin, programında önemli uğraşlardan olacağını işaret ediyor. Bu dönemde uygulamaya konan bisiklet yollarının daha da yaygınlaştırılacağını ve geliştirileceğini açıkladı. Mersin fiziki yönden bisiklet kullanımına çok uygun yapıya sahip. Yalnız Mersin’de hem araç sürücülerinin hem yayaların kurallara uyması anlamında eğitici ve önleyici bir kontrol sistemi kurulmalı Kentte. Trafik ekipleri kent içi trafiğin yönetilmesi ve yönlendirilmesi için tüm kentte sahada olmaları gerekmektedir. Afet Yönetimi ve Lojistik Kampüsü Projesi de gayet olumlu bir proje. Depremden sonra tüm kentlerde uygulanması gereken bir proje. Tarıma daha ciddi destek vereceklerini de vurguladı; Tarımsal İnovasyon Merkezi ve Köyümüz Atölye Projeleri iyi planlanıp sürdürebilirliği sağlanmalı. Metro, Sosyal Konut ve Yeşil Alan Projeleri önümüzdeki dönemde Başkanlık Seçimini kazanırsa, Vahap Seçer’in Prestij Projeleri olacak gibi görünüyor. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız; bu kez sanıyorum Serdar Soydan’ın projeleri olacak konumuz…
- SİYASET YÖNTEMİ VE YAPILANMASI DEĞİŞMEK ZORUNDA…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 01 Nisan 2024 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… Yerel Seçimler sonuçlandı, kentimize ve ülkemize hayırlı olsun! Sonuçların analizleri çokça yapılıp tartışılacaktır doğal olarak… Önemli olan Siyasi Partilerin yerel seçim sonuçlarını doğru okuyup analizleri gerçekçi bir şekilde yapmasıdır. Bu değerlendirmelere göre de plan ve programlarını yapmalıdır partiler. SİYASET YÖNTEMİ VE KADROLARI DEĞİŞEREK YENİDEN YAPILANMALIDIR. Bu seçim sonuçları üzerinde bana göre etkili olan önemli unsurları belirtip değerlendirmelerde bulunacağım: Yoksulluğun artması Belediyecilik hizmetlerinin niteliği Demokrasiyi benimseme ve özgür yaşam isteği Ana Muhalefet Partisi CHP’deki değişim Ekonomik krizlerin çok yıprattığı iş dünyası Ayrıştırıcı siyasi söylemler İktidar Partisi AK Partinin ve MHP’nin değişmemesi Farklı unsurlar da eklenebilir ama bana göre ana unsurlar yukarıda belirttiğim altı unsurdur. YOKSULLUĞUN ARTMASI… Bir türlü düşürülemeyen enflasyonun yarattığı aşırı fiyat artışları, yani rahmetli Süleyman Demirel’in söylediği gibi boş tencerelerin etkisi yüksek oldu. Halk yoksulluğun kaderi olamayacağını anlayıp kaderlerini ancak seçimle değiştirebileceği gerçeğinin farkına varıp yoksulluk kaderini değiştirmek için oyunu kullandı. Yani bir anlamda dini ve ayrıştırıcı söylemlerin karın doyurmadığını da anladı diyebiliriz. Kendilerini siyasetçilerin yoksullaştırdığını da idrak etti halkımız. Yoksulluk konusundaki yazımı https://www.ayhankiziltan.com/post/yoksulluk-yolsuzlu%C4%9Fu-yenmek-zorunda bağlantısından okuyabilirsiniz. BELEDİYECİLİK HİZMETLERİNİN NİTELİĞİ… CHP’li Belediyelerin geçtiğimiz beş yılda göstermiş olduğu kapsayıcı ve kucaklayıcı belediyecilik performansı halkı ilerisi için umutlandırdı… AK Partinin geçmişteki belediyecilik anlayışı uzun bir sürecin sonucunda sekteye uğradı, özellikle sosyal belediyecilikten adeta vazgeçildi. Sosyal Belediyeciliği çok daha farklı; etkili, kapsayıcı ve kucaklayıcı uygulayan CHP’li belediyeler halkı memnun ettiler doğrusu… Sosyal Belediyeciliğin yalnızca erzak yardımıyla olmayacağını gösteren CHP’li Belediyeler, aynı zamanda toplumun sosyal hayatını çeşitli tesisler ve etkinlikler yaparak renklendirdiler. DEMOKRASİYİ BENİMSEME VE ÖZGÜR YAŞAMA İSTEĞİ… CHP’li Belediye Başkanlarının yönettiği kentlerde yaşayanlar ve bu kentlere diğer kentlerden ziyarete gelenler buralarda kimsenin kimseye karışmadığı, herkesin özgürce keyfini çıkara çıkara yaşadığı ortamları gördü ve imrendi. Kimsenin kimseyi ayrıştırmadığı sosyal yaşamı ve iş yaşamını gördü; demek ki bizim dünyamızın dışındaki yaşam daha güzelmiş diye düşünmeye başladılar. ANA MUHALEFET PARTİSİNDEKİ DEĞİŞİM… Ana muhalefet partisinde bir çok partili, halkın partide değişim olması gerektiği inancını iyi yakaladı ve cesaretle harekete geçti ve partinin üst yönetiminin değişmesini sağladı. Bu değişim büyük bir sinerji yarattı… EKONOMİK KRİZLERİ ÇOK YIPRATTIĞI İŞ DÜNYASI… Ekonomik krizler uzun bir zamandır süregeliyor. Döviz, enflasyon, faiz bir türlü dizginlenemedi… Her sektörde önemli sıkıntılarla boğuşmak zorunda kaldı iş dünyası... Hammadde, enerji ve akaryakıt fiyat artışları, EYT, asgari ücret, sıkı para politikasının tüketimi kısması, dünyadaki ekonomik sıkıntının da eklenmesiyle daralan pazarlar iş dünyasını çok sıkıştırdı. İş dünyasının gereksinim duyduğu nakit sıkıntısı da bir türlü giderilemedi… AYRIŞTIRICI SİYASİ SÖYLEMLER… Cumhur İttifakı kötü giden ekonomik durumun yaydığı olumsuzluğu din, milliyetçilik gibi kavramları kullanarak yaptığı ayrıştırıcı söylemlerle gidermeye çalışsa da bu tutum Cumhur İttifakına çok olumsuz yansıdı. Ana Muhalefet ise birleştirici ve kapsayıcı söylemlerle halkı kucakladı. İKTİDAR PARTİSİ VE MHP’NİM DEĞİŞİMEMESİ … AK Parti ve MHP kadrolarında değişimin olmaması, tabanlarının partilerinden soğumasına neden oldu diyebiliriz; bu durum partililerin heyecanını yitirmesine neden oldu. Aslında AK Parti ve MHP birlikteliği iki partiye de zarar verdi. AK Parti yenilikçilik kimliğini yitirdi, nasıl olsa yanımda MHP var diyerek heyecanını azalttı. MHP ise kendini tamamen AK Partiye dayadı ve nasıl olsa Recep Tayyip Erdoğan bu işi götürüyor deyip yalnızca kendisine iktidar tarafından verilen metinleri okuyarak siyaset yürüttü. Yani iki parti de gerçek kimliklerini unutup amaçsız bir şekilde durumlarını korumak için siyaset yapmaya başladı. Belki de MHP için bu seçimin dönüm noktası, MHP Liderinin geçtiğimiz günlerde yaptığı “Recep Tayyip Erdoğan bizi bırakamazsın” çıkışı olmuştur. Bu sözler MHP tabanının umutlarını yıktı diyebiliriz; umudu başka yerde arayan bir parti tabanına umut veremez algısını oluşturdu bu söylem. SİYASET DEĞİŞMELİ, DEĞİŞECEK DE… Uzunca bir süredir sinip kabuğuna çekilmiş olan Sivil Toplum Kurumları artık siyaseti ve siyasetçileri yönlendiren konumuna gelecektir. Meslek Odaları ve STK’lar kendini bu yeni olguya göre yapılandırmalı; yani bu seçimler aslında en büyük değişimi Sivil Toplum Kurumlarında tetikleyecektir. Neden? Halkımız artık düzgün, çağdaş ve liyakatli insanların siyaseti yönetmesini istiyor. STK’lar ise bunun mutfağı olacak. Partilerin İl ve İlçe Örgütleri de halkın içinde olan, kentini ve ilçesini iyi tanıyan liyakatli insanlarla donatılmalıdır. Siyasi Parti İl ve İlçe Yöneticileri partilerine katkı sağlayıp büyütebilme potansiyeli olan insanları partilerine katma çabası içinde olmalıdır; asıl görevleri budur. Kamu Kurumları da artık Devletin Kurumları olduğunu anlamalılar. Kısacası artık Türkiye yeni bir siyaset anlayışına hazırlanmalıdır. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- ENFLASYON: SIKI PARA POLİTİKASI VE SONRASI???
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 24 Mart 2024 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… Enflasyon, döviz kurları, faizler, vergiler, zamlar, sıkılan kemerler… Peki sonrası için plan nedir? Sanayi? Tarım? Yatırımlar? Maliyetlerin düşürülmesi? Üretim artışı? Dış satış (ihracat) artışı? Hazinenin öz malı döviz rezervleri? Tutum (tasarruf)? Yoksulluk? Yolsuzluk? Bunlarla ilgili neler uygulanacak sıkı para politikası sonuç verirse? Para politikası tek başına her şeyi halleder mi? Bu kısır döngüden nasıl çıkılacak? ENFLASYON… Enflasyon yalnızca mali uygulamalarla düşer mi? Düşer, bir süre sonra yine kalkar. Artık kağıt üzerinde bile düşürülemiyor enflasyon… Enflasyonun nedeni vatandaşın cebindeki parayı ihtiyaçları için harcaması değil… ENFLASYONUN TEK NEDENİ YOLSUZLUKTUR! Enflasyonla mücadele, yolsuzlukla mücadelede başarı sağlanmadan kazanılamaz! Para politikalarının uygulanması sonrasında devlet tutumluluk seviyesini hayli yükseltmeli. Devlet ülke için gerekli doğru ve verimli yatırımları gerçekçi maliyet analizlerine dayanarak yapmalı… Tarımda ve sanayide teknolojik ve katma değerli üretime yönelik teşvik ve destek uygulamaları planlanmalı… Sermayesi yüksek olan insanları paradan para kazanma alışkanlığından ayırıp tarımda ve sanayide teknolojik ve katma değerli yatırımlara yönlendirecek politikalar üretilmeli… Dökme suyla değirmen dönmüyor… Yurt dışından gelen fonlar borçlanmadır; geliyor kazanıp geri dönüyor. Bu gelen fonlar hazinenin döviz rezervlerini arttırıyor ama hazinenin öz malı olmuyor. Geldiğinin birkaç mislisi karla geri dönüyor. Yabancı sermaye teknolojik ve katma değerli üretim yatırımları yapmak için gelmeli Türkiye’ye… Doğrudan Yabancı Yatırımları (Foreign Direct Investment) çekmemiz gerekiyor. Bunun önü açılmalı; nasıl açılmalı? Herkes biliyor artık: Merkez Bankası ve ekonomik kurumların bağımsız duruma gelmesi: Son aylarda izlenen politikalar bunun düzeltilme yoluna girildiğini gösteriyor ve sabırlı olunması gerekiyor. Yine bir müdahale olmasından da endişe ediliyor doğrusu. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına güvenin sağlanması Kamu ihalelerindeki kayırmacılığın ve kamu kurumlarının şeffaflığının sağlanması Tepe yönetiminin ani olarak radikal kararlar vermekten vazgeçmesi Yabancı yatırımcıyı olumsuzluğa iten önemli bir konu da; “Mevzuat engeli mi, aşarız, her türlü engeli aşarız, siz yeter ki gelin” denmesi: Bu söylemi bırakıp engelleri kaldırmalıyız. Bu söz bile yabancı yatırımcının önüne çok engeller çıkacağını doğruluyor ve endişeye sokuyor yabancı yatırımcıyı. Türkiye’nin gri listeden çıkması: Yapılan açıklamalara göre ülkemizin gri listeden çıkışı sürecinde son aşamaya gelinmiş. YATIRIMLAR… Türkiye’de artık özel sektörde ve kişilerde büyük sermaye birikimi var… Bu sermaye birikimini stratejik, teknolojik ve katma değerli yatırımlara yönlendirilmesi için Yüksek Teknoloji Yatırımları Teşvik Sistemi oluşturulmalı. İnsanların sermayesini paradan para kazanmak yerine teknolojik yatırımlara yönlendirmesini sağlamalıyız. Cumhurbaşkanının otomobil üretimi için etkili olan babayiğitler çıkışı sonrası oluşturulan sermaye grubu pekala başka stratejik ürünler için de oluşturulabilir. Türkiye’de bu sermaye bankalarda faizlerde ve dövizde yatmaktadır. Bu sermayeyi ekonomiye ve Türkiye’nin kalkınmasına yönlendirmeliyiz. YOKSULLUK ve YOLSUZLUK… Türkiye’nin olduğu gibi dünyanın da en büyük sorunudur yoksulluk! Yoksulluğu yaratanlar politikacılardır. Çünkü Dünya’yı onlar yönetiyor. Yarattıkları gibi sona da erdirebilirler yoksulluğu… Milyonlarca insanı yoksullaştırıp bir avuç insanı varsıllaştırıyorlar (zenginleştiriyorlar). YOKSULLUK ve YOLSUZLUK zıt kardeşler adeta, GÜÇSÜZ ve GÜÇLÜ gibi. YOKSULLAR GÜÇSÜZ ama ÇOĞUNLUKTA. YOLSUZLAR GÜÇLÜ ama AZINLIKTA… Yoksulların ve güçsüzlerin kaderlerini değiştirmeleri Türkiye’nin de kaderini değiştirecektir. Ama nasıl değiştirecekler? GENÇLERE… Yoksulluktan ve yolsuzluktan kurtulmanın tek yolu: Siyasetin ve siyasetçinin esiri olmamaktır. Hassas değerlerimizi kullanmamak, kullandırtmamaktır. Siyasetçinin kullanmayı en çok sevdiği şeylerin başında gelir hassas değerlerimiz. Albert Einstein; “Dünya, kötülük yapanlar tarafından değil, hiçbir şey yapmadan onları izleyenler tarafından yok edilecek”. İnovasyon, değişim yönetimi ve beyaz alan düşüncesi üzerine kitaplar yazan Sukant Ratnakar; “Her seferinde aynı yolsuz politikacıları seçersek, bu bir değişiklik istemediğimize dair çok açık bir mesajdır”. Onlara fırsatı bizler veriyoruz gençler. Karnı aç olduğu için ekmek çalan çocuklara HIRSIZ denmesine seyirci kalıyoruz bu memlekette. Nefsi aç olduğu için yolsuzluk yapanlarla mücadele etmeliyiz! Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- ORTA DOĞUDA KONU NEDİR?
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 15 Nisan 2024 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… Eisenhower kimdir? ABD'nin 34. başkanıdır. II. Dünya Savaşı'nda 1944-45 yıllarında Batı Avrupa'daki Müttefik kuvvetlerinin başkomutanlığını yapmış, savaşın dönüm noktalarından Fransa'ya düzenlenen D Günü saldırısını yönetmiştir. 1951'de NATO'nun ilk başkomutanı olmuştur. 1954 yılında “BARIŞ İÇİN ATOM” programını başlatmıştır. 5 Ocak 1957'de, ünlü “EISENHOWER DOKTRİNİNİ” açıkladı. Bu doktrin ile Orta Doğu ülkelerine askerî ve ekonomik yardımda bulunulması planlanmaktaydı. Yardımın amacı, Orta Doğu'da komünizmin yayılmasını önlemekti. Tabii gizli amacı ise Orta Doğu coğrafyasını yönetmekti. Eisenhower bu doktrin için Kongre'den şu konularda kendisine yetki verilmesini istedi ve aldı: Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma çabası içine giren ORTA DOĞU ülkelerine ekonomik yardım yapmak. Bunlardan isteyen ülkelere askeri yardım yapmak. Bu ülkelerin istemeleri şartıyla, uluslararası komünizmin kontrolü altında bulunan bir ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında, Amerikan silahlı kuvvetlerinin kullanılması. Bu amaçlarla üç yıl süre ile, her yıl 200 milyon dolar harcama yetkisi. Sovyetler Birliği bu plana büyük tepki gösterdi. Türkiye bu plana destek verip katıldı. Ve günümüzdeki Orta Doğu çıbanı oluştu. Dwight David Eisenhower ünlü olduktan çok sonra kendisini “BASİT BİR TAŞRA ÇOCUĞU” olarak tanımlamıştır. Soyadının kısaltması olan IKE (Türkçe okunuşu AYK) lakaplı Eisenhower, 14 Ekim 1890'da Denison, Teksas, ABD’de doğdu. Yedi erkek çocuğun üçüncüsüydü. Ailesi Kansas'ın küçük Abilene kasabasına taşındı ve burada hayatları mandıra çiftliğindeki işler ve İncil çalışmaları etrafında dönüyordu. Eisenhower'ın ebeveynleri David ve Ida “MENNONİTLERDİ”; “TANRI”ya ve “PASİFİZME” güçlü bir şekilde inanıyorlardı. “MENNONİT” nedir? Kısaca, teknolojiyi reddeden tarım ve hayvancılıkla geçinen bir topluluk. “PASİFİZM” nedir? Kısaca, uyuşmazlıkların çözümü ya da çıkar sağlama aracı olarak savaşa ve şiddete karşı olmak demektir. Savaş karşıtı bir ailenin savaşçı bir oğlu yani IKE. NEDEN EISENHOWER’I ANLATTIM… I. ve II. Dünya Savaşlarında önemli görevler alan, Barış için Atom programını başlatan Eisenhower, ABD Başkanlık Seçimini John F. Kennedy’ye karşı kaybettikten sonra bir veda konuşması yaptı. 17 Ocak 1961 akşamı, 34’üncü ABD Başkanı Dwight Eisenhower, televizyondan canlı yayınlanan veda konuşmasına başladığında çoğu Amerikalı bu konuşmayı dinlemedi bile. Bütün ülke, iki ay önce ABD başkanı seçilen ve bu konuşmadan üç gün sonra da göreve başlayacak olan genç Başkan John F. Kennedy'ye odaklanmıştı çünkü. Ancak o günlerde kimsenin dikkat etmediği o konuşmanın ne kadar önemli olduğu yıllar sonra anlaşıldı ve sayısız akademik ve politik metne referans oldu. 20’nci yüzyıl biterken, neredeyse bütün politik bilim uzmanlarınca, “20’nci yüzyılın en önemli konuşmalarından biri” olarak kabul edilir hale gelmişti. Peki neler söyledi Eisenhower bu konuşmasında: Amerikalıları, ülkelerini, özgürlüklerini ve demokrasilerini tehdit edebilecek bir “DÜŞMANA” karşı uyarıyordu. Bu “POTANSİYEL” düşman ne Sovyetler ne Çin ne de başka bir ülkeydi. Bu düşman “MILITARY-INDUSTRIAL COMPLEX” (Endüstriyel-Askeri Yapı) olarak tanımladığı bir yapıydı. POLİTİKACILAR, PENTAGON ve ONLARI DONATAN SİLAH SANAYİ üçgenindeki parasal ilişki ağıydı. Bu uyarıyı, bir komplo teorisi yazarının değil, eğer varsa böylesi bir ilişki ağını en iyi bilebilecek konumda olan parlak bir askeri deha ve şahin bir Başkanın yapmasıydı konuşmayı sıra dışı yapan. Eisenhower’ın eleştirdiği şey “SAVUNMA SANAYİ” değildi tabii ki. Savunma sanayinin gerekli olduğuna inanan biriydi. Ancak bu gerekliliğin kötüye kullanılmasına dayalı bir işleyişin oluşması endişesi ve tehdidine dikkat çekmeye çalışıyordu. Ülkenin askeri harcamalarının ve askeri savaş endüstrisinin devasa boyuta gelmesinin ABD için bile yeni bir deneyim olduğuna dikkat çekiyordu Eisenhower. Kullanarak ölümsüzleştirdiği “Military-Industrial Complex” söylemi, sonraki yıllarda “Silah Sanayi-Ekonomi-Politika” ilişkisinin en çok kullanılan kavramlarından biri oldu. Eisenhower’ın biyografisini yazan Geoffrey Perret’ın aktardığına göre konuşmanın ilk taslaklarından birinde bu ifade aslında, “Military-Industrial-Congressional Complex (Askeri-Endüstriyel-Kongre Yapısı)” şeklinde Kongreyi de içeriyordu. Ancak, Eisenhower, Kongre üyelerinin daha iki ay önceki seçimle görevlerine yeni başladıklarını dikkate alarak konuşmasından “Kongre” sözcüğünü çıkarmıştı. ABD kamuoyunda IKE lakabı ile anılan Eisenhower’ın bu konuşmasıyla ünlendirdiği önemli kavramlardan biri de, “UNWARRENTED INFLUENCE (Gayrimeşru Nüfuz)” ifadesiydi. İkinci Dünya Savaşının da etkisiyle ordunun, Amerikan politik, ekonomik ve hatta manevi hayatının merkezine yerleştiğine dikkat çeken Eisenhower, ‘’Böyle bir şeye tevessül etse de etmese de, endüstriyel askeri yapının devlette gayrimeşru nüfuz kazanmasına karşı tetikte olmalıyız. Böylesi yersiz bir gücün büyüme potansiyeli var ve bunda ısrar edecek. Bu ittifakın demokratik gelişimimizi ve özgürlüklerimizi tehdit edecek boyuta gelmesine izin vermemeliyiz’’ diyordu. Savaş karşıtı bir ailenin savaşçı ve şahin bir devlet adamı, ülkesinin dünyayı yönetmesi için politikalar ortaya koymuş oğlu Dwight Eisenhower neden bu konuşmayı yapıp “MILITARY-INDUSTRIAL COMPLEX” (Endüstriyel-Askeri Yapı) ve “UNWARRENTED INFLUENCE (Gayrimeşru Nüfuz)” yapılarını ifşa etti? Görevi bıraktıktan sonra aile öğretilerini anımsayıp sorumlu bir devlet adamı gibi mi davranmıştır? Bunu bilemem ama namı diğer IKE’ın veda konuşması İsrail-Gazze-İran çatışması, Rusya-Ukrayna savaşı dahil tüm savaş ve çatışmalar ile terör örgütlerinin eylemlerini bu “UNWARRENTED INFLUENCE (Gayrimeşru Nüfuz)” yapısının planladığını açıkça ortaya koyuyor. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız… NOT: Bu yazı tarafımdan çeşitli kaynaklardan derlenip yorumlanarak yazılmıştır.












