Arama Sonuçları
Boş arama ile 187 sonuç bulundu
Blog Yazıları (160)
- GÜCÜN ZEHRİ, SALTANATIN BEDELİ VE DÜNYANIN SİSTEM HATASI
"Bugün 28 Mart 2026. Orta Doğu’da yükselen dumanlar, sadece binaların değil, insanlığın binbir emekle inşa ettiği uluslararası hukuk normlarının da enkazı altından geliyor. ABD, İsrail ve İran hattında yaşanan bu devasa gerilim, aslında on yıllardır ilmek ilmek dokunan bir " küresel sistem hatasının " dışa vurumudur. Bir makine mühendisi gözüyle baktığımda görüyorum ki; dünya bugün "Single Point of Failure" (Tek Noktadan Hata) krizi yaşıyor. Küresel güvenliğin ve milyarlarca insanın kaderinin sadece birkaç liderin veya o liderleri bir kukla gibi oynatan " güç lobilerinin " inisiyatifine bırakılması, sistemik bir çöküşün en büyük kanıtıdır." Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com.tr , Mersin, 28 Mart 2026 READ THE ENGLISH VERSION OF THE ARTICLE Savaşın Ekonomik Etkileri: "80 Yılın En Büyük Ticaret Kırılması" Uluslararası kaynaklar, bu süreci pandemiden daha derin bir tedarik zinciri krizi olarak nitelendiriyor. Küresel Ölçekte: Enerji Şoku: Brent petrol fiyatları savaş öncesine göre %40'tan fazla artarak varil başına 115$ seviyelerini aştı. Avrupa'da doğal gaz fiyatları ise sadece üç haftada iki katına çıktı. Lojistik Çöküşü: Hürmüz ve Kızıldeniz'in eş zamanlı olarak istikrarsızlaşması, küresel ticaretin Ümit Burnu'na yönelmesine neden oldu. Bu durum konteyner maliyetlerini %300 artırırken, teslimat sürelerini 2-3 hafta uzattı. Büyüme Kaybı: WTO (Dünya Ticaret Örgütü), savaşın bu şekilde devam etmesi halinde 2026 küresel GSYH büyümesinden en az %0,3 ile %1 arasında bir kayıp beklendiğini duyurdu. Türkiye Özelinde: Cari Açık Baskısı: Türkiye'nin enerji ithalat faturası büyük risk altında. Ekonomistler, enerji fiyatlarındaki kalıcı artışın cari açığın GSYH'ye oranını %3’ün üzerine taşıyabileceği uyarısında bulunuyor. Yaşam Pahalılığı, Enflasyon: Savaştan önce zaten önlenemeyen fiyat artışları süreci, savaşın başlamasıyla akaryakıta bağlı olarak daha da hızlandı. Alternatif Güzergah Rolü: Doğu-Batı hattındaki deniz yollarının tıkanması, Türkiye'nin kara ve demir yolu bağlantılarını (Orta Koridor) hayati bir alternatif haline getirdi. İleride Beklenenler: Parçalı Küreselleşme: Çin ve Rusya'nın " stratejik dengeleme " politikalarıyla dünya; enerji ve teknoloji bloklarına daha keskin şekilde bölünecek. Enerjide Yerelleşme: Fosil yakıtlara olan bu aşırı bağımlılığın yarattığı kırılganlık, nükleer ve yenilenebilir enerji yatırımlarını agresif şekilde hızlandıracak. Yeni Güvenlik Mimarisi: Orta Doğu'da ve Avrupa Birliğinde ABD hegemonyasının sorgulandığı, bölgesel güçlerin (Avrupa Birliği ve Türkiye dahil) daha aktif rol aldığı yeni bir denge kurulmak zorunda kalınacak. ABD ve İsrail'in Stratejik Amaçları Bu savaş, taraflar için sadece askeri bir operasyon değil, bölgenin 50 yıllık geleceğini belirleme çabasıdır. İsrail’in Amacı: İsrail için bu savaş " varoluşsal bir temizlik " olarak nitelendiriliyor. Temel hedef, İran’ın nükleer kapasitesini fiziksel olarak yok etmek ve Lübnan’dan Yemen’e uzanan " Direniş Ekseni "ni (Hizbullah, Husiler vb.) lojistik olarak felç etmektir. İsrail yönetimi, " çimenleri biçme " stratejisinden, rejimi doğrudan sarsacak “ üst düzey liderlik tasfiyesi ” stratejisine geçmiş durumda. ABD’yi yanına alarak Orta Doğu’yu dize getirmek ve topraklarını genişletmek asıl amacı. ABD’nin Amacı: Washington, İran’ın balistik füze ve drone üretim altyapısını kalıcı olarak devre dışı bırakmayı hedefliyor. Trump yönetimi altındaki ABD'nin nihai hedefi, İran'ı " koşulsuz teslimiyete " zorlayarak, küresel enerji yollarındaki (Hürmüz Boğazı) İran vesayetini kırmak ve bölgede yeni bir güvenlik mimarisi kurmaktır. Yani asıl amacı bu coğrafyadaki tüm kaynakların üzerine çökmek. İsrail ve "Bölgesel Güvenlik Paradoksu" İsrail'in bölgedeki askeri doktrini, yabancı kaynaklarda genellikle " hayatta kalma içgüdüsünün saldırganlığa dönüşmesi " olarak analiz edilir. Nükleer Şeffafsızlık: İsrail’in varlığı resmen kabul edilmeyen ama herkesçe bilinen nükleer silahları, bölgedeki güç dengesini İsrail lehine asimetrik hale getiriyor. Bu durum, İran gibi ülkelerin " nükleer caydırıcılık " arayışının en büyük yakıtı oluyor. İnsani Yıkım ve Güven Krizi: Sivil, çocuk, yaşlı ayrımı gözetmeksizin yürütülen operasyonlar, İsrail'in " meşru müdafaa " iddiasını uluslararası kamuoyunun gözünde hızla eritiyor. 2026'daki bu son harekatta sivil kayıpların ulaştığı boyutlar, sadece bölge halklarında değil, Batı başkentlerindeki sivil toplum örgütlerinde de "İsrail'e duyulan güvenin tarihsel çöküşü" olarak yorumlanıyor. Kim Güvenebilir? Geleceğin Riski Bu soruların cevabı, aslında dünyanın neden "Çok Kutuplu" bir yapıya evrildiğini açıklıyor: Güvenin Yerini Korku Aldı: Devletler artık uluslararası hukuka veya büyük bir gücün korumasına değil, kendi savunma sanayilerine ve bölgesel ittifaklarına güveniyor. Ahlaki Kriz: Bir gücün (ABD veya İsrail) askeri olarak galip gelmesi, ahlaki ve siyasi olarak kazandığı anlamına gelmiyor. 2026'daki bu savaşın en büyük kaybı, " evrensel insan hakları " kavramına duyulan inanç oldu. "Salahiyet" Tartışması ve Uluslararası Hukuk Analizi ABD’nin okyanus ötesinden gelip müdahale etmesi, uluslararası hukukta ciddi bir meşruiyet krizine neden oluyor: BM Şartı 51. Madde: ABD ve İsrail, saldırıları " önleyici meşru müdafaa " kapsamında savunuyor. İran’ın nükleer silah elde etme aşamasına gelmiş olmasını ve bölgedeki ABD varlıklarına yönelik " yakın tehdit " oluşturmasını hukuki gerekçe olarak sunuyorlar. Hukuki Boşluk: Eleştiren yabancı kaynaklar (Guardian, Just Security), BM Güvenlik Konseyi onayı olmadan başlatılan bu harekatın “ egemenlik ihlali ” olduğunu vurguluyor. " Yakın tehdit " kavramının, 2003 Irak işgalindeki gibi genişletilerek kullanıldığı ve bunun uluslararası hukuk düzenini zayıflattığı ifade ediliyor. Yetki Sorunu: ABD, bölgedeki müttefiklerinin (İsrail ve Körfez ülkeleri) güvenliğini sağlamayı bir " küresel jandarma " misyonu olarak görüyor. Ancak hukukçular, " kollektif meşru müdafaa " için mağdur devletin açık bir yardımı çağrısı olması gerektiğini, ancak bu harekatın büyük oranda tek taraflı başladığını hatırlatıyor. Hukuk, ne yazık ki güç dengelerinin gerisinde kalmış durumda. Mevcut çatışmalarda iki temel kuralın ihlal edildiği görülüyor: Orantılılık İlkesi: Bir askeri tehdide verilen karşılığın, o tehdidi bertaraf edecek düzeyde olması gerekir. Sivil altyapının (hastaneler, su tesisleri) bombalanması, bu ilkeyi doğrudan ihlal eder ve " savaş suçu " kapsamına girer. Ayırım İlkesi: Muharip olanla sivil olanın birbirinden ayrılması zorunluluğudur. Modern mühimmatların " hassas vuruş " yeteneğine rağmen sivil ölümlerinin bu kadar yüksek olması, bu ilkenin " ikincil hasar " adı altında göz ardı edildiğini gösteriyor. Rusya ve Çin'in Pozisyonu: "Stratejik Fırsatçılık" Pekin ve Moskova, savaşa doğrudan dahil olmaktan kaçınırken bu kaosu kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar: Rusya retorik (etkili anlatım) düzeyde saldırıları kınıyor ancak askeri yardım göndermiyor. Petrol fiyatlarının 110$ üzerine çıkması bütçesini rahatlatıyor. Batı'nın dikkatini Ukrayna cephesinden uzaklaştırıyor. Çin " Sükunet ve diplomasi " çağrısı yapıyor, yaptırımları delerek İran petrolünü almaya devam ediyor. Enerji arz güvenliği tehlikede. ABD'nin " Asya Pasifik " odağını bozarak Tayvan üzerindeki baskıyı azaltma fırsatı buluyor. Rusya ve Çin, İran'ın tamamen çökmesini istemiyor; çünkü bu, Orta Doğu'nun tamamen bir Amerikan gölü haline gelmesi demek. Ancak İran için kendi askeri güçlerini riske atmaktan da uzak duruyorlar. Bu durumu " kontrollü bir istikrarsızlık " olarak yönetme eğilimindeler. Güç Lobilerinin "Gölge Yönetimi" ve Kukla Liderlik Riski Bir liderin art niyetli olmasından daha tehlikelisi, tutarsız ve yönlendirilmeye açık olmasıdır. Modern dünyada " güç lobileri " (silah lobileri, enerji devleri, finansal karteller), stratejik kararları rasyonel bir devlet aklıyla değil, kısa vadeli kar maksimizasyonuyla alır. Asimetrik Kararlar: Eğer bir başkan, savunma sanayii lobilerinin etkisi altındaysa, barışçıl çözümler yerine çatışmayı körükleyen politikalara yönelmesi " ticari bir zorunluluk " haline gelir. Sorumluluk Kaybı: Bu lobiler seçimle iş başına gelmedikleri için, verdikleri kararların insani maliyetlerinden (sivil ölümleri, yıkılan şehirler) sorumlu tutulamazlar. Kurumsal Zırhın Delinmesi Demokratik sistemlerin iddiası, " kurumların kişilerden üstün olmasıdır. " Ancak son yıllarda gördüğümüz üzere, güçlü lobiler ve popülist dalgalar bu kurumsal yapıları (Dışişleri bürokrasisi, yargı, denetleme mekanizmaları) baypas edebiliyor. Keyfiyet: Nükleer kodlara veya devasa bir orduya hükmeden bir liderin, kurumsal bir süzgeçten geçmeden " tweet " atar gibi operasyon kararı alabilmesi, tüm dünya için bir öngörülemezlik kabusu yaratıyor. Hukukun Araçsallaştırılması: Güç tek elde toplandığında, uluslararası hukuk bir " adalet aracı " olmaktan çıkıp, güçlü olanın kendi eylemlerine uydurduğu bir " kılıf " haline geliyor. Sosyal ve İnsani "Yan Etkiler" " Sivil, yaşlı, çocuk " dinlemeden yapılan katliamlar, bu gücün kontrolsüzlüğünün en acı sonucudur. Güven Erozyonu: Bir süper güce veya onun müttefikine artık kimse " adalet getirecek " gözüyle bakmıyor. Bu, küresel çapta bir “ ahlaki boşluk ” yaratıyor. Radikalleşme: Keyfi bombalamalar ve haksız işgaller, sadece fiziksel yıkım yaratmaz; aynı zamanda gelecek nesillerde onarılamaz bir “ öfke ” ve “ radikalleşme ” tohumu eker. Bu da aslında o " gücü " elinde tutan ülkeler için uzun vadede daha büyük bir güvenlik tehdidi oluşturur. ABD'nin Karanlık Algoritması: Diktatör Üretim Hattı ABD dış politikasının yıllardır hiç değişmeyen, adeta bir fabrika ayarı gibi işleyen karanlık bir algoritması var. Bu algoritmanın çalışma prensibi şudur: Önce sömüreceğin ülkenin başına kolay yönetebileceğin, " kullanışlı " bir diktatör yerleştir. Onun sayesinde o ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını sessizce sömür. Yerleştirdiğin bu diktatörü, verdiğin sınırsız imkanlarla bir "güç zehirlenmesine" uğrat ki halkından kopsun, otoriterleşsin ve kendi insanını ezmeye başlasın. Diktatör miadını doldurduğunda veya kontrol edilemez hale geldiğinde ise sahneye " kurtarıcı " maskesiyle çıkılır. Aynı ABD, " ülkenize demokrasi getireceğiz " yalanıyla asker gönderir; yakarak, yıkarak o diktatörü devirir. Libya, Irak ve Suriye bunun en taze ve en acı örnekleridir; şimdi bunu İran’da deniyor. Soruyorum size: ABD bugüne kadar hangi ezilen halkı gerçekten kalkındırmıştır? Hangi girdiği coğrafyada huzuru ve refahı tesis etmiştir? Cevabı hepimiz biliyoruz: Hiçbirinde! Geriye kalan tek şey, kaynakları el değiştirmiş harabelerdir. "Çok Yaşa Kralım" Çaresizliği ve Kaynak Peşkeşi Bu sömürü düzeninin bölgedeki en büyük suç ortakları ise kendilerine kral, emir gibi unvanlar veren diktatörlerdir. Bu isimler, sırf kendi saltanatlarını ve saraylarını korumak için ABD ve İsrail’e kayıtsız şartsız teslim olmuş durumdalar. ABD, yıllardır bu ülkelerin öz kaynaklarını sömürüyor; karşılığında ise bu diktatörlerin " koltuk sigortasını " yapıyor. Halklar bilerek çaresiz ve cahil bırakılıyor. Din ve mezhep çekişmesine sokuluyorlar. Çünkü sorgulayan bir halk, bu " peşkeş düzeni " için en büyük tehdittir. Kendi ülkesinin zenginliği dış güçlere akarken, halkına " Çok yaşa kralım, çok yaşa emirim " dedirten bu sahte saltanatlar, aslında bir coğrafyanın geleceğini çalmaktadır. Bu rejimler için milli menfaat değil, "saray menfaati" her şeyin önündedir. Avrupa’nın Varoluşsal Korkusu: "Sıradaki Biz miyiz?" Ancak bu pervasızlık, artık sadece Orta Doğu’yu değil, Avrupa’yı da derin bir endişeye sevk ediyor. Yıllardır güvenliklerini ABD’nin nükleer şemsiyesine emanet ederek konforlu bir refah içinde yaşayan Avrupalılar, İran’a yapılanlardan ve bölgedeki keyfi savaşlardan sonra nihayet uyandılar. Özellikle Trump gibi öngörülemez bir liderin yönettiği, güç lobilerinin kolayca yönlendirebildiği bir ABD’ye artık asla güvenemeyeceklerini idrak etmiş durumdalar. Bugüne kadar kaale almadıkları ülkelerin, müttefik maskesi altındaki güçler tarafından nasıl yutulmaya çalışıldığını gören Avrupa başkentlerinde artık şu soru yankılanıyor: "Yarın çıkarları çatıştığında aynısını bize de yapabilirler mi?" Nitekim, başkan olarak seçildiği günden itibaren Trump’ın Avrupa için söyledikleri ortada. Bu korku, Avrupa Birliği’ni ABD ve İsrail’in kurmak istediği bu haksız " yeni dünya düzenini " bozmaya aday “ kilit bir aktör ” haline getirebilir. Türkiye İçin Vizyoner Çıkış: Mersin ve Çukurova Hattı Peki, biz bu devasa türbülansta ne yapmalıyız? Türkiye’nin bu sömürü ve savaş sarmalından korunmasının tek yolu, stratejik aklını ve demokratik zırhını kuşanmasıdır. Marmara’nın Yükünü Anadolu’ya Yaymak: Sanayi ve lojistik gücümüzü sadece Marmara’ya hapsetmek büyük bir güvenlik zafiyetidir. Bu yükü güvenli limanlara, Anadolu içlerine, özellikle Mersin-Çukurova gibi güçlü olanakları olan bölgelere aktarmak bir tercih değil, milli beka şartıdır. Yeniden kendine yeten bir ülke olmak: Tarımda, sanayide, teknolojide, savunmada kendine yeten ve ötesinde üretimini dünyaya da arz edebilecek bir ülke olmalıyız. Eğitim ve Kültür Seferberliği: İnsanımızı her alanda dünyanın en gelişmiş ülkelerindeki insanların eğitim ve kültür düzeyine ve üzerine çıkaracak bir eğitim sistemini oluşturmalıyız. İçeride Birliği Sağlamak: MHP lideri Bahçeli’nin söylediği gibi içerde birliği sağlamalıyız. Ama siyasi kaygıları ve çıkarları gözetmeden. Demokrasi En Büyük Güvencedir: Vizyoner bir yatırımcıyı ve huzuru ülkemize bağlayacak olan asıl teminat füze kalkanları değil; Cumhuriyetimizin sarsılmaz demokrasi kültürüdür. Demokrasinin ve hukukun olduğu bir ülke, dışarıdan dikte edilen senaryolara karşı en dirençli ülkedir. Sonuç olarak Gelecek, saltanatını korumak için halkını ve kaynaklarını satanların değil; kendi öz gücüne, kendi insanına ve kendi hürriyetine sahip çıkanların olacaktır. Dünyanın bu " tek noktadan hata " veren düzeni elbet kırılacaktır. Bizim görevimiz, o gün geldiğinde hem ekonomik hem de demokratik olarak sapasağlam bir Türkiye inşa etmiş olmaktır. Gelecek, adaleti ve insanı yaşatanların olacaktır. Sonraki yazımda buluşmak üzere hoşça kalın…
- MERSİN'DE KAOS KAVŞAKLARI
Mersin'deki Kaos Kavşakları "Mersin’de trafik sorunu yalnızca artan araç sayısından değil, kuralsızlık, yetersiz denetim ve yanlış planlamadan besleniyor. Her gün yaşanan düzensizlik, bazı kavşaklarda adeta bir trafik kaosuna dönüşüyor. Bu kent artık geçici çözümlerle değil, güvenli ve çağdaş düzenlemelerle nefes almak zorunda." Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com , Mersin, 30 Mart 2026 Mersin'de trafik düzeni ve sıkışıklığı herkes tarafından konuşulan bir konu. Trafik sıkışıklığı her geçen gün daha da artıyor. Trafik sıkışıklığını etkileyen önemli unsurlar (çoğu insan kaynaklı unsurlar): Otopark yetersizliği Park yasaklarına uyulmaması (çift sıra park etmeler, yaya geçitlerinin üzerine park etmeler) Yayaların yaya geçitlerini kullanmaması Dolmuş ve Halk Otobüslerinin kurallara uymaması (keyfi duraklamalar, durak yerlerine uymama, birbirlerinin önüne geçme hırsı) Toplu taşıma duraklarının uygun konumlara yerleştirilmemesi Toplu taşıma duraklarının duran otobüs ve dolmuş sayısına uygun uzunluk ve genişlikte olmaması ve otobüsler ve dolmuşların yığılması Okul önlerinde trafik düzenlemesi ve denetimi olmaması Sürücülerin olur olmaz yerlerde şerit değiştirmeleri Trafik ekiplerinin kent içinde yeterli denetim ve uyarı yapmaması Aşağıda belirlediğim ve Kaos Kavşakları adını verdiğim bazı düzensiz kavşaklar Bunlara benzer bir çok olumsuzluk yaratan unsur sıralanabilir. Sohbetlerdeki konularda muhakkak geçiyor Mersin'deki bu trafik düzensizliği ve sıkışıklığı. Daha önce bir çok yazımda bu konulara değinmiştim, : OKULLAR AÇILIYOR; TRAFİĞE ÖNLEM BAŞAT SORUNUMUZ KENT İÇİ TRAFİĞİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI OLSAYDIM Bu yazılarımda belirtmiştim; yayalar, sürücüler, dolmuş ve halk otobüs sürücüleri, toplu taşıma sürücüleri kurallara uysa, trafik polisleri kent içinde düzenin sağlanmasını daha çok eğilseler eminim trafik biraz daha rahatlar. Ben bu yazımda her gün geçtiğim güzergahta bulunan ve adeta bir kaos oluşan 7 adet kavşaktan söz ediyorum. Bu kavşaklardan geçerken adeta otomobil cambazlığı yaparak geçiyoruz; Allah'tan sürücüler bir birine anlayışlı davranıyorlar ve pek sıkıntı çıkmıyor. Sıkıntı olmuyor diye böyle kalsın diyemiyorum; bu kaos kavşakları acilen çağdaş, güvenli ve kullanışlı olarak düzenlenmeli. Birinci Kaos Kavşağı: Akdeniz Siteler Mahallesindeki Mersin Sanayi Sitesi içinden geçen 159. Cadde ile Sanayi Sitesi içine dönen 5679. Sokağın keşistiği kavşak. İkinci Kaos Kavşağı: Akdeniz Siteler Mahallesindeki Mersin Sanayi Sitesi içinden geçen 159. Cadde ile Sanayi Sitesi içine dönen 5681. Sokağın keşistiği kavşak. Üçüncü Kaos Kavşağı: Akdeniz Gündoğdu Mahallesindeki 160. Cadde ile 141. Caddenin keşistiği kavşak. Dördüncü Kaos Kavşağı: Akdeniz Gündoğdu Mahallesindeki 141. Cadde ile Mersinli Ahmet Caddesinin keşistiği kavşak. Beşinci Kaos Kavşağı: Akdeniz Mithatpaşa Mahallesindeki 141. ve 117. Caddelerin Çiftçiler Caddesi ile keşistiği kavşak. Altıncı Kaos Kavşağı: Mezitli Akdeniz Mahallesindeki Fatih Caddesi ile Yaşar Doğu Caddesinin kesiştiği kavşak. Yedinci Kaos Kavşağı: Akdeniz Camişerif Mahallesindeki Cemalpaşa Caddesi ile Çakmak Caddesinin kesiştiği kavşak.
- LOJİSTİK MERKEZ: BİR ORTAK AKIL VE ISRARIN ZAFERİ
"Mühendislikte bir kural vardır; doğru bir sistem kurmak istiyorsanız, önce sorunu doğru teşhis edeceksiniz. Mersin için bu teşhis yıllardır belliydi: Dünyanın yükünü çeken liman, şehri ve ticareti boğan bir dar boğaza girmişti. 9 Nisan’da açılışı yapılacak olan Mersin Lojistik Merkezi , işte bu dar boğazı genişletme, Mersin’i gerçek bir dünya kenti yapma yolunda atılmış en somut adımdır." Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com , Mersin, 06 Nisan 2026 BU AÇILIŞ BİR TESİSİN DEĞİL, BİR VİZYONUN AÇILIŞIDIR Bu merkezin temelinde sadece beton ve asfalt yok; bu projenin harcında büyük bir emek, bitmek bilmeyen bir ısrar ve sektör paydaşlarıyla örülmüş bir "ortak akıl" var. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığım döneminde, Mersin Nakliyeciler Derneği yönetimi ve sektör üyeleriyle az aşındırmadık Büyükşehir Belediye Başkanının kapısını. Her ziyaretimizde aynı şeyi söyledik: "Mersin’in geleceği lojistikte, lojistiğin geleceği ise bu merkezdedir ." Sadece istemedik; projenin Mersin’in ekonomik kılcal damarlarına nasıl kan pompalayacağını, mühendislik titizliğiyle hazırladığımız raporlarla, sosyal medya paylaşımlarımızla ve kamuoyu önündeki her demecimizle anlattık. Yıllardır savunduğum bir vizyon var: Marmara’nın yükü artık Anadolu’ya, Mersin-Çukurova aksına aktarılmalıdır. Bu aktarımın gerçekleşmesi için de limanımızın, demiryolu ağımızın ve havalimanımızın bütünleşmiş çalıştığı devasa bir lojistik havzaya ihtiyacımız vardı. Bugün açılışına şahitlik edeceğimiz bu merkez, o büyük yapbozun en kritik parçasıdır. Şunu hep vurguladım; yatırımcı için en büyük teminat, o kentin demokrasi kültürü ve Cumhuriyet değerlerine olan bağlılığıdır. Mersin’in meslek odalarıyla, sivil toplumuyla ve yerel yönetimiyle bu projede el ele vermesi, yatırımcıya şu güveni vermiştir: " Burada akıl çalışıyor, burada iş birliği var ." SİYASİ REKABET OLUŞTURMAK Bu sürecin dönüm noktalarından biri, 6 Ekim 2021’de Mersin Nakliyeciler Sitesi’nde yapılan “ Büyük Nakliyeciler Buluşması ” oldu. O gün Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin katkısıyla, sektör temsilcileriyle, nakliyecilerimizle ve dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılımıyla çok önemli bir buluşma gerçekleştirdik. Bu toplantıda yaptığım açılış konuşmasında yıllardır çözülemeyen site sorununu, bir uluslararası lojistik köy gereksinimini ve kentin lojistik yatırımlarda önünün açılması gerektiğini anlattım. Kılıçdaroğlu da konuşmasına başlarken beni dikkatle dinlediğini söyleyip doğrudan bu çerçeveye atıf yaptı; “ 27 yıldır çözülemeyen bir siteden söz ettiniz ” diyerek hem mevcut sorunu hem de bir uluslararası lojistik köy gereksinimini sahiplenen bir tutum ortaya koydu. Ben o gün şunu anlatmaya çalışıyordum: Bu mesele sadece nakliyecilerin daha düzenli ofislere kavuşması meselesi değildir . Bu, Mersin’in ticari omurgasının daha akıllı, daha planlı, daha verimli hale gelmesi meselesidir. Yerel basına yansıyan konuşmamda da kamu ve hazine arazilerinin birkaç kişiye rant sağlayacak şekilde değil, bütün kentin ekonomisine katkı üretecek şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladım. Aynı konuşmada, Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Nakliyeciler Sitesi sorununun çözülmesinin lojistik alanında ilk somut adım olduğunu, sırada da uluslararası standartta bir lojistik köy hedefinin bulunduğunu söyledim . O toplantıda yalnızca bir yer sorunu konuşulmadı. Nakliye sektörünün yapısal sorunları, çatı örgüt ihtiyacı, maliyet baskısı, sınır kapılarındaki sorunlar, KDV iadeleri, şoför yetiştirilmesi, mazot ve geçiş ücretleri gibi başlıklar da ortaya kondu. Bu yüzden 6 Ekim 2021 buluşması, sadece bir miting ya da bir ziyaret değildi. Sektörün kendi sesiyle konuştuğu, siyasetin de o sesi dinlemek zorunda kaldığı bir eşikti. Mersin’in lojistik meselesi ilk kez bu kadar görünür, bu kadar güçlü ve bu kadar sahici biçimde ülke gündemine taşındı. Nitekim sonrasında bunun etkisi görüldü. Vahap Seçer, daha sonra yaptığı açıklamada o toplantıdan sonra lojistik sektörünün sorunlarının Türkiye genelinde konuşulmaya başlandığını söyledi. Aynı açıklamada, MTSO, Büyükşehir Belediyesi ve UND arasında lojistik köy için temsilcilerle çalışma başlatıldığını, ilk toplantının MTSO’da yapıldığını ve artık bu işin lafta kalmaması gerektiğini anlattı. Bu kayıtlar, o gün orada kurulan iradenin sonraki sürece gerçekten yön verdiğini gösteriyor. “ Büyük Nakliyeciler Buluşması ” toplantısından sonra çok eleştirildim; MTSO’nın CHP’ye destek verdiği yolunda suçlandım. Aslında ne yapmaya çalıştığımı anlamadılar. Bu suçlamalar şöyle yanıt verdim: “ Ben Lojistik sektörünün önemli sorunlarının çözümü için bir siyasi rekabet yarattım. Emin olun birkaç gün içinde ilgili bakanlık lojiktik sorunu ile ilgili harekete geçecektir ”. Nitekim bir hafta geçmeden UND Genel Merkezinde Bakanlık lojistik konusunu ortaya koyan bir toplantı yaptı. Demek ki bazen bir kente hizmet etmenin yolu, siyaset üstü durup siyaset içinde rekabet üretmekten geçiyor. BARAKALARDAN LOJİSTİK MERKEZE 9 Nisan 2026 günü Mersin’de açılacak olan Lojistik Merkezi’ne bakarken, yalnızca yeni bir tesisin kapılarının açıldığını görmüyorum. Ben, yıllardır ertelenen bir gereksinimin nihayet somutlaşmasını görüyorum. Huzurkent’te açılacak bu merkez, 100 ofis, 181 araçlık tır parkı, sosyal alanlar ve bakım atölyeleriyle hizmet verecek bir yapı olarak tasarlandı. Bu yönüyle mesele yalnızca fiziki bir yatırım değil, Mersin’in üretim, ticaret ve taşımacılık düzenine dair geç kalmış ama önemli bir adımdır. Benim için bu konunun ayrı bir anlamı var . Çünkü Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığım süresinde bu meseleye sadece uzaktan bakan biri olmadım. Nakliyecilerimizin içinde bulunduğu koşulları yerinde gördüm, sektör temsilcileriyle defalarca toplantı yapıp konuştum, bu sorunun yalnızca bir meslek grubunun değil, bütün kentin sorunu olduğunu her fırsatta dile getirdim. Daha 2018 yılında mevcut sitenin sorunlarının raporlaştırılması ve yeni alan ihtiyacının somut bir dosyaya dönüştürülmesi gerektiğini ifade etmiştik. Sonraki yıllarda da çağdaş bir Nakliyeciler Sitesi ve onun devamında Uluslararası Lojistik Merkez kurulmasının artık zorunluluk haline geldiğini açıkça söyledik. Çünkü mesele baştan beri çok açıktı. Mersin gibi limanı olan, serbest bölgesi olan, güçlü karayolu bağlantıları bulunan, demiryolu potansiyeli taşıyan, üretim ve ihracat kapasitesi yüksek bir kent; nakliyecisini baraka düzeninde, sıkışık alanlarda, verimsiz ve ilkel koşullarda çalıştırmamalıydı. Bu tablo ne Mersin’e yakışıyordu ne de Mersin ekonomisinin iddiasına uyuyordu. Nitekim dönemin haberlerinde de mevcut Nakliyeciler Sitesi’nin hem altyapı hem konum açısından yetersiz olduğu, kent trafiğini olumsuz etkilediği ve sektörün çağdaş koşullara kavuşması gerektiği açık biçimde yer aldı. STK GÜCÜ: MERSİN NAKLİYECİLER DERNEĞİ Bu nedenle biz; MTSO Yönetim Kurulu Üyeleri, Sektör Üyeleri ve özellikle Mersin Nakliyeciler Derneği yönetimiyle birlikte konuyu ısrarla gündemde tuttuk. Büyükşehir Belediye Başkanına defalarca anlattık. MTSO’da yapılan görüşmelerde, saha ziyaretlerinde ve kamuoyu önündeki açıklamalarımızda aynı noktayı vurguladık: Mersin için lojistik yalnızca bir sektör değildir ; kentin ana damarlarından biridir. 2021’de bu yatırımın artık zorunlu hale geldiğini söyledik. Aynı yıl yapılan buluşmalarda bunu lojistik alanında bir başlangıç olarak değerlendirdik. 2022’de ise proje ihale aşamasına gelirken, yıllardır dillendirilen ihtiyacın nihayet ete kemiğe büründüğünü gördük. Ben o dönemde şunu da özellikle vurguluyordum: Mersin Lojistik Merkezi sadece yer değiştirme projesi değildir . Bu merkez hayata geçtiğinde, kümelenme mantığıyla çalıştığı ölçüde, liman, kara yolu, demiryolu, gümrük ve hizmet altyapısını birbirine bağladığı ölçüde, taşıma maliyetlerini aşağı çekecek, verimliliği artıracak ve rekabet gücüne doğrudan katkı sunacaktır. Bu görüşümü o yıllarda açıkça ifade etmiştim. Çünkü lojistikte dağınık yapı maliyet üretir, planlı yapı ise güç üretir. Mersin’in ihtiyacı da tam olarak buydu. Açılışı yapılacak olan merkez elbette bütün hikayenin sonu değildir. Hatta bana göre asıl soru şimdi başlıyor : Bu yatırımı yalnızca bir nakliyeciler yerleşkesi olarak mı kullanacağız, yoksa Mersin’in gerçek lojistik vizyonunun ilk halkası haline mi getireceğiz? Eğer ikinci yolu seçersek, bu tesis kent trafiğini rahatlatan, taşımacılık hizmetini düzenleyen, işletme maliyetlerini aşağı çeken ve Mersin’in lojistik kapasitesini büyüten bir kaldıraç işlevi görebilir. Belediyenin açıkladığı konum avantajı da bunu destekliyor; merkez D-400’e, OSB’ye, limana ve kent bağlantılarına yakın bir noktada konumlanıyor. Burada hakkı teslim etmek gerekir. Bu merkez, tek bir kişinin, tek bir kurumun, tek bir dönemin eseri değildir . Bu merkez, yıllarca sorun yaşayan nakliyecilerin sabrının, sektör temsilcilerinin ısrarının, dernek yöneticilerinin takibinin, yerel yönetimin nihayet attığı somut adımın ve bu meseleyi sürekli gündemde tutan ortak aklın ürünüdür. Ben de MTSO Başkanlığım süresince Yönetim Kurulum ile birlikte bu ortak aklın oluşması, diri tutulması ve karar mercilerine taşınması için elimden gelen çabayı gösterdim. Bu yüzden bu açılış benim için sadece bir tören değil, uzun bir mücadelenin görünür hale gelmesidir. BU AÇILIŞA DAVET EDİLMESEM DE SORUN ETMİYORUM: TARİH YAZACAKTIR KATKIMI Ama açık konuşalım. Mersin’in hedefi yalnızca bugünkü merkezle sınırlı kalamaz. Mersin, Türkiye’nin en önemli dış ticaret ve lojistik kentlerinden biridir. Böyle bir kent için bir sonraki hedef daha büyük düşünmektir. Lojistik Merkezi’nin ardından, liman-demiryolu-gümrük entegrasyonunu daha güçlü kuran, ulusal ve uluslararası taşımacılık ağlarını birbirine bağlayan, gerçek anlamda stratejik bir uluslararası lojistik üs yaklaşımına geçmek zorundayız. Çünkü Mersin’in potansiyeli bunu gerektiriyor. Ben bunu yıllardır söyledim, bugün de aynı yerde duruyorum. ŞİMDİ ÖNÜMÜZDE YENİ BİR GÖREV VAR Bu merkezin işletme modelini verimli ve düzenli hale getirmek. Kent trafiği, nakliye akışı ve lojistik hizmet kalitesi üzerindeki etkisini ölçmek. Mersin’i yalnızca yerel bir taşıma noktası değil, bölgesel bir lojistik üs haline getirecek ikinci aşama yatırımları gecikmeden planlamak. Çünkü şehirler, yalnızca bina yaparak büyümez. Şehirler, akıl kurarak büyür. Mersin Lojistik Merkezi’nin gerçek değeri de burada ortaya çıkacaktır. Bugün açılan kapı, sadece bir tesisin kapısı değildir.Bu kapı, Mersin’in lojistikte daha akıllı, daha planlı, daha iddialı bir geleceğe yürümesinin kapısıdır. Mersin artık bekleyen değil, yön veren bir lojistik kent olmalıdır. Yapılanı sahiplenelim, ama asıl büyük hedefi de unutmayalım. Lojistik Merkez hayırlı olsun!
Diğer Sayfalar (15)
- Giriş | Ayhan Kızıltan
MERSİN'DEN TÜRKİYE'YE Ekonomi, Kent ve Toplum Üzerine Güçlü Bir Ses AYHAN KIZILTAN Makine mühendisi, sanayici, yazar, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası eski Başkanı Yazıları Oku Hakkımda Ayhan KIZILTAN KURUMSAL BAĞLANTILAR HAKKIMDA Ayhan Kızıltan kimdir? Makine mühendisi, sanayici, yazar ve kent düşünürü Ayhan Kızıltan; üretimi, toplumsal sorumluluğu, Atatürkçü duruşu ve Mersin’e duyduğu güçlü aidiyetle iş dünyasını, kenti ve ortak geleceği birlikte düşünen bir isimdir. Su pompaları ve mühendislik alanındaki uzun yıllara dayanan deneyimini, yalnızca ticari başarı için değil, topluma ve ülkeye fayda üretmek için değerlendirmiştir. İş ve sosyal yaşamı boyunca iş birliği, dayanışma, kalite ve çözüm odaklı yaklaşımı esas almış; Mersin’in ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişimine katkı sunmayı temel sorumluluklarından biri saymıştır. Kısa Özgeçmiş Ayrıntılı Özgeçmiş YAZILAR Öne Çıkan Yazılar YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK "Avrupa Birliği, tarihinin en kritik dönemecinde, bir " müze kıtası " olma riski ile küresel bir " denge gücü " olma fırsatı arasında durmaktadır. Gelecek, sadece teknolojik araçlarla değil, aynı zamanda sınır ötesine uzanan samimi bir demokratik vizyonla inşa edilecektir." Ayhan KIZILTAN, ben@ayhankiziltan.com , Mersin 18 Nisan 2026 TEKNOLOJİK EGEMENLİK VE "DİJİTAL AİRBUS" RUHU AB, ABD’ye olan teknolojik bağımlılığını kırmak için “ Euro-Office ” ve “ GAIA-X ” gibi projelerle Ayhan KIZILTAN 5 gün önce 2 dakikada okunur MERSİN TRAFİĞİNDE ASIL MESELE EŞGÜDÜM "Mersin Büyükşehir Belediyesi, Hüseyin Okan Merzeci Bulvarı hattını kesintisiz akışa kavuşturacak kavşak ve geçit projeleri için takvim açıklıyor, şantiye kuruyor, imalat yapıyor. Aynı hatta Karayolları’nın sorumluluğunda bulunan Akbelen dosyasında ise kent hâlâ tamamlanmış bir çözüm bekliyor . Mersin trafiğinin gerçek rahatlaması, iki kurumun aynı hızda yürümesine bağlı." Ayhan KIZILTAN, ben@ayhankiziltan.com , Mersin 09 Nisan 2026. TRAFİĞİ SADECE ARAÇ SAYISIYLA AÇIKLAYAMAYI Ayhan KIZILTAN 9 Nis 4 dakikada okunur LOJİSTİK MERKEZ: BİR ORTAK AKIL VE ISRARIN ZAFERİ "Mühendislikte bir kural vardır; doğru bir sistem kurmak istiyorsanız, önce sorunu doğru teşhis edeceksiniz. Mersin için bu teşhis yıllardır belliydi: Dünyanın yükünü çeken liman, şehri ve ticareti boğan bir dar boğaza girmişti. 9 Nisan’da açılışı yapılacak olan Mersin Lojistik Merkezi , işte bu dar boğazı genişletme, Mersin’i gerçek bir dünya kenti yapma yolunda atılmış en somut adımdır." Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com , Mersin, 06 Nisan 2026 BU AÇILIŞ BİR TESİSİN DEĞ Ayhan KIZILTAN 6 Nis 6 dakikada okunur Tüm Yazılar Mersin Yazıları MEDYA Medyada Ayhan Kızıltan Televizyon programları, söyleşiler, toplantılar ve kamuoyuna açık değerlendirmeler. En Çok İzlenen Tüm Medya KİTAP Uğurola Mersin Uğurola Türkiye Yazmak bazen konuşmaktan daha güçlüdür. Bu kitabı yazarken derin bir inançla şunu hissettim: Birtoplum konuşmaktan korkmazsa iyileşir. Kitabı İncele
- Kısa | Ayhan Kızıltan
Makine Mühendisi Ayhan Kızıltan kimdir? Eğitim, İş ve Sosyal Yaşamı hakkında özet bilgi Merhaba! Ayhan KIZILTAN'ı biraz tanıyın... Ayhan KIZILTAN 1957 yılında Mersin'in Gözne Yaylasında dünyaya geldi. İlkokul: İleri İlkokulu, Mersin, Mezuniyet 1969 Ortaokul ve Lise: Özel Tarsus Amerikan Lisesi, Mersin, Mezuniyet 1976 Üniversite: Ankara Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi, Mühendislik Fakültesi, Makine Mühendisliği Bölümü, Ankara, Mezuniyet 1981 Yabancı Dil: İleri Derece İngilizce Türkiye’de ilk kez su pompalarını üreten ve Türkiye’de su pompaları sanayi sektörünün kurulmasına öncülük yapmış bir Mersin firması ve markası olan SUMAS Su Makineleri Sanayi Kollektif Şirketinde 1984-1994 yılları arasında Üretim, Satış ve Teknik Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. KIZILTANLAR İnşaat Makine Pompa İmalat Sanayi Ticaret Ltd. Şti., Mersin, 1994 – Bu firmada Türkiye’nin ilk düşük devirli yüksek basınçlı sulama ve içme suyu pompalarının üretimin gerçekleştirdi. MESBAŞ Mersin Serbest Bölge A. Ş., 2013 - 2018 MTSO Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Yönetim Kurulu Başkanlığı , 2018 - 2023 MTOSB Mersin-Tarsus Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyet Üyeliği , MTOSB Mersin Model Fabrika ve Yenilik Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliği , TOBB Genel İdare Kurulu Üyeliği , 2018- 2023 TOBB Ticaret ve Sanayi Odaları Konsey Başkan Yardımcılığı , 2018 - 2023 TOBB Türk Arap Odası Yönetim Kurulu Üyeliği , 2018 - 2023 EĞİTİM İŞ DENEYİMİ SİVİLTOPLUM DENEYİMİ Ayrıntılı Özgeçmişim için İLETİŞİM İÇİN: ben@ayhankiziltan.com
- Ayrıntılı | Ayhan Kızıltan
Ayhan Kızıltan'ın eğitim, iş ve sosyal yaşamının ayrıntılı bilgilendirmesi. Beni biraz daha tanıyın... İş yaşamım, sosyal yaşamım ve Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığım sürecinde Mersin'in küçük büyük demeden tüm iş dünyası, birçok kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşları ile yakın işbirliği ve diyalog içerisinde bulundum; birlikte birçok proje gerçekleştirdik. Pandemi sürecinde ve Kahramanmaraş depremi sırasında iş dünyası, belediyeler, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları ile koordineli olarak başarılı çalışmalar yaptım. Her iki süreçte de, özellikle iş dünyasının gereksinimleri konusunda hızlı ve etkin bir biçimde çözümler üretip, sorunların çözülmesine katkı koydum. Ticaret ve sanayi sektörlerinin gelişiminin yanısıra Mersin kentinin birliği, ayrıştırıcılığın yok edilmesi ve Mersin Halkının kaynaşması yönünde büyük çaba sarfettim . Bu konuda başarılı olduğuma inanıyorum; en azından bu fikri Mersin’de yaşayan birçok insan benimsedi . Mersin'in hemen hemen her tarafında, Tarsus’tan Anamur’a, Mut’tan Çamlıyayla’ya kadar, Türkiye'nin birçok bölgesinde içmesuyu ve sulama tesisleri işleri yaptım . Mersin'in her köşesini son derece iyi bilen, kentin iş dünyasının gereksinimlerini, sosyal ve kültürel yapısını, halkın nasıl bir Mersin’de yaşamak istediğini net olarak bilen ve kentin her kesiminde, her bölgesinde çok iyi tanınan bir Mersinli olarak tüm bilgi ve deneyim birikimimle Mersin'e ve Türkiye Cumhuriyeti'ne hizmet etmek arzusundayım. Birçok kez ulusal medya ve ulusal basında Mersin’le ilgili konuları dile getirip Mersin’in sesi olduk. Ayrıca, Türkiye ekonomisi, sanayisi, lojistiği gibi önemli konularda defalarca başvurulan ve değerlendirmeleri alınan oda başkanı olmayı başardık. E n büyük amacım Mersin kentinin tüm ilçeleri ile bir bütün olarak planlanmasını ve tüm kurumlarıyla barışık ve koordineli yönetilmesinin sağlanmasıdır . İş ve Sivil Toplum Kuruluşları Deneyimlerim... SUMAS Su Makineleri Sanayi 1984 - 1994 KIZILTANLAR İnşaat Makine Pompa Sanayi 1994 - Mersin Serbest Bölge A. Ş. , 2013 - 2018 Mersin Ticaret ve Sanayi Odası , 2018 - 2023 Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği , 2018 - 2023 Üretim Müdürlüğü , 1984 – 1989 SUMAS Firması Türkiye’de ilk kez su pompalarını üreten ve Türkiye’de pompa sanayi sektörünün kurulmasına öncülük yapmış bir Mersin firması ve markasıdır. İçmesuyu ve sulama pompaları imal edilen bu firmada üretim verimliliğinin ve çeşitliliğinin arttırılması konusunda sistem kurulmasını sağladım. Satış Müdürlüğü , 1989 – 1990 Satış ağının Türkiye’nin birçok bölgesine genişlemesini sağladım. Teknik Müdür Yardımcılığı , 1990 – 1994 Teknoloji yükseltmek için yabancı firmalarla işbirliği çalışmaları yürüttüm. Kurucu Ortak , 1994 – Sürüyor KIZILTANLAR firmasında Türkiye’nin ilk Düşük Devirli ve Yüksek Basınçlı sulama ve içme suyu pompalarının üretimini gerçekleştirdim. İlk kez Mersin’in Mut ilçesi Hacıilyaslı Köyü Sulama Birliği için ürettiğimiz yüksek basınçlı sulama pompası ile sulanamayan yüksek rakımlı bölgelere su ilettik. Yüksek rakımlı bölgelerin sulanacağını gören Mut Bölgesindeki diğer sulama birliklerinin de örnek alıp aynı tesisten peş peşe kurmalarıyla Mut’un kayısı, zeytin ve zeytinyağı üretiminin artışı sağlandı. MESBAŞ Yönetim Kurulu Üyeliği MTSO Yönetim Kurulu Başkanlığı Güçlü MTSO, Güçlü Mersin düşüncesiyle yola çıkıp katılımcı, kapsayıcı ve kucaklayıcı bir yönetim felsefesi ortaya koyarak çalışmalarımı yürüttüm. MTSO’nı tüm kurullarıyla daha da verimli çalışan, üretken, ciddi projeleri hayata geçiren, kentini sahiplenen güçlü bir kurum haline getirdik. MTSO’nı tüm kente açtık, her yerde MTSO'nı görünür, bilinir ve kentin en güvenilen öncü bir kurumu durumuna getirdik. Mersin'de bir türlü gerçekleştirilemeyen kurumlar arası işbirliğinin oluşmasını sağladık. Kültür ve sanata değer verip bu tür etkinliklere destek olup bu konuda emek verenleri yüreklendirip, şevk verdik. Mersin sanayisinin gelişmesi için Mersin-Tarsus Organize Sanayi Bölgesi ve Genişleme Alanları, Tarım Ürünleri İşleme İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Erdemli Organize Sanayi Bölgesi, Anamur Organize Sanayi Bölgesi, Mersin Tarım Teknoparkı, Mersin Teknoparkı, Mersin Model Fabrika ve Yenilik Merkezi, MTSO Bünyesinde Mersin Endüstriyel Tasarım ve KOBİ Danışmanlık Merkezi (Atölye1886) gibi tesislerin kurulması ve gelişmesi için sermaye konulması ve teknik destek unsurları gibi etkili katkılarım oldu. TOBB Genel İdare Kurulu Üyeliği TOBB Ticaret ve Sanayi Odaları Konsey Başkan Yardımcılığı TOBB Türk Arap Odası Yönetim Kurulu Üyeliği Mersin-Tarsus Organize Sanayi Bölgesi , 2013 - 2023 MTOSB Müteşebbis Heyet Üyeliği






