Arama Sonuçları
Search this site
Boş arama ile 171 sonuç bulundu
- DEPREM VE BÜTÜNSEL KENTSEL DÖNÜŞÜM…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 18 Eylül 2024 MTSO-Mersin Ticaret ve Sanayi Odası 26 Eylül 2024 tarihinde KENTSEL DÖNÜŞÜM VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ŞEHİRLER KONFERANSI düzenliyor. Bu konferansta dikkatimi çeken çok önemli bir konuşmacı var Yüksek Jeofizik Sayışmanı (Mühendisi) Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan. Basın ve medyadan zaten iyi tanıdığımız Prof. Dr. Ercan’ı birkaç kaynaktan ayrıca inceledim. MTSO iyi bir seçim yapmış. Gölcük depreminin ardından, Türkiye'de toplumun deprem konusunda bilinçlenmesi için yaptığı çalışmalar ile tanınıyor Prof. Dr. Ercan. Kamusal Toplum (Sivil) Örgütçüdür; toplum için çalışan bir bilim insanı yani. Yaptığı çalışmalar ve uzmanlık alanlarına giren konular Kentsel Dönüşüm, Yapılaşma ile Yapı Jeofiziği, Deprem Kestirimleri, Yeraltı Kaynakları Aramaları (Jeotermal, Su, Petrol, Doğalgaz, Maden, Taşocağı), Arkeo-jeofizik ve Türk Dili araştırmalarıdır. Bilim konusunda aldığı birçok ödülün yanısıra 2013 yılında Fen Bilimlerinde “Yılın Yerbilimci Bilim Adamı” ödülünü almış. Ayrıca ağaç dikmeyi de çok sevdiği biliniyor. Prof. Dr. Ercan’ın bana göre en önemli uzmanlığı Yer Bilimi konusudur. İşte, Mersin için çok önemli bir yaşamsal konudur Yer Bilimi. Mersin’de vereceği konferans, yapılmış ve yapılacak olan kişisel rantlara dayalı Mersin İmar Planlarının bütününü etkileyecektir. Aslında Mersin’e gelmeden Mersin ile ilgili yaptığı açıklamalar, bunun ipuçlarını veriyor. Yaptığı açıklamalar duyarlı Mersin Yerel Basını tarafından ele alınıp kent kamuoyuna aktarılmaktadır. Bu konuda yayın yapan bazı Yerel Basın ve Medya kuruluşlarının başlıkları SANSASYONEL HABER YENİŞEHİR TÜMÜYLE GEVŞEK, 2-9 METRE YERALTI SULU TORTULLAR ÜZERİNDE YER ALIYOR. GÖKDELENLERİN KIYIDA NE İŞİ VAR? MERSİN DEPREM BAKIMINDAN GÜVENLİ; AMA, ADANA’DA OLABİLECEK M6-M7 ARASINDAKİ DEPREMLER MERSİN’DEKİ KÖTÜ YAPILAŞMALARI, ÖZELLİKLE DENİZ KIYISINDA DUVAR GİBİ DİKİLEN ÇOK KATLILARI ETKİLEYEBİLİR. MERSİN HABERCİ DEPREM PROFESÖRÜNDEN MERSİN’E UYARI! MERSİN ÖLÜDENİZ, KIBRIS YAYI, DOĞU ANADOLU KIRIĞININ I=VI YIKIM GÜCÜNDEKİ ETKİSİNDEDİR. MERSİN GAZETESİ MERSİN’DE ESKİ BİNALAR YIKILIP SAHİL TEMİZLENECEĞİNE RANTSAL YENİ TOPLU MEZARLARA DAVETİYE ÇIKARILIYOR! MERSİN PORTAL MERSİN'İN DEPREM RİSKİNİ AÇIKLADI. KIYIDAKİ YÜKSEK BİNALARI DA UNUTMADI. Bu konferansın SONUÇ BİLDİRGESİ, kesin olarak objektif ve bilimsel bir şekilde kaleme alınmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır Mersin’in tüm imar planları gözden geçirilmeli ve Prof. Dr. Ercan gibi uzmanların görüşleri alınmak suretiyle değiştirilip yenilenmelidir. Verilmiş ve inceleme sürecinde olan inşaat ruhsatları ayrıntılı olarak uzmanlar tarafından gözden geçirilmelidir. Ve dahası, RANTA DOYMAYANLAR tarafından yapılan GİZLİ PAZARLIKLAR sonucu oluşturulan planlar, gizli emeller ortaya çıkacaktır hocanın konferansından sonra. Benim yıllardır üzerinde durduğum bütünsel bir kentsel dönüşüm planı yapılmalıdır. İnşaat sektörü endişeye kapılmasın, gerçekçi ve doğru yapılacak bir bütünsel kentsel dönüşüm planlaması ile kent şantiyeye dönüşür ve tüm inşaat sektörü ekmek yer. MERSİNLİ, 26 Eylül 2024 tarihinde KENTSEL DÖNÜŞÜM VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ŞEHİRLER KONFERANSI’na katılıp dinlesin. KENTİN GELECEĞİ Mİ DAHA ÖNEMLİ? KİŞİSEL RANT MI? MERSİNLİ KARAR VERSİN!
- İNSANLIK ARTIK ÇOK YÜKSEK BİR MERTEBE…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 16 Eylül 2024 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… İnsanlık öldü… Yalnız Türkiye’de değil, tüm Dünya’da! İsrail vahşi bir şekilde akıl almaz bir kin ve nefretle çoluk çocuk dinlemeden insanları öldürüyor. İsrail askeri bir kadın aktivisti kurşun sıkarak öldürüyor. Neymiş yanlışlıkla öldürülmüş… Tüm Dünya susuyor! Bir köyümüzde 8 yaşında bir kızımız akıl almaz bir vahşilikle öldürülüyor. Bir köy susuyor! Aslında gözaltına alınanlara tek tek farklı cezaevlerine konacakları söylense iş çözülür. Çünkü cezaevlerinde ÇOCUK KATİLLERİNE NE YAPILIR herkes bilir. Bu korkuyla bülbül gibi öterler! Anneler bebeklerinin taciz ve işkenceye uğramasına göz yumuyor, çocuk ve kadın tacizleri artarak sürüyor, bebek, çocuk ve kadın öldürmeleri hız kesmiyor, susamış bir kişi ikinci bardak suyu isteyince 4 kişi tarafından katlediliyor… İnsanlık yok olmuş durumda; ara ki bulasın. İnsan doğarsın ama İNSAN OLARAK KALMAK MAHARET İSTER… İNSAN OLARAK YAŞAMAK GELİNEBİLECEK EN YÜKSEK MERTEBE ARTIK BU DÜNYADA! NE MUTLU İNSAN OLARAK YAŞAYABİLENLERE. Öteki Dünya’da ne olur bilemem, gidince göreceğiz. En azından insan olarak gidebilecek miyiz ÖTEKİ DÜNYAYA? İNSAN YETİŞTİRMEK… Eğitim sistemi ile sürekli oynayarak insan yetiştirebilir miyiz? Belki de Dünya’da en çok değişikliğe uğratılan eğitim sistemine sahibiz… Yap-Boz işinde çok mahiriz. Eğitim işi tutkularla, fantezilerle, kişisel hırslarla, intikam duygularıyla kurgulanacak bir iş değildir, at gözlükleriyle bakan nesiller yetiştirmek ülkemize olduğu gibi insanlığa da bir katkı sağlamaz. Sorgulamayan, düşünmeyen, fikir üretmeyen, düşündüğünü anlatamayan nesiller yetiştirmek bir tutku aslında; bu şekilde yetiştirilmiş toplumları yönetmek çok kolay olur. BİAT EDEN TOPLUM yetiştirirsiniz ancak! Bize körü körüne biat eden değil sorgulayan, düşünen, fikir üreten, düşündüğünü anlatıp uygulayabilen insanlar gerekir… Tüm siyasetçiler, yalnızca Ulusal Bayramlarda anımsayarak söyledikleri “MUASIR MEDENİYET SEVİYESİNE ULAŞACAĞIZ” sözleriyle ters düşen uygulamalar içerisindedirler. “MUASIR MEDENİYET SEVİYESİNİN ÜZERİNE ÇIKMAK HEDEFİNE” AT GÖZLÜKLERİYLE BAKAN BİATÇI NESİLLERLE ULAŞAMAYIZ. Geniş bir açıdan ileriye bakan gözlükler gerekir… TOPLU HALDE SUSMAK… Nasıl bir eylemdir bu? Toplu halde susmak! O KÖYDE CAMİ DE VAR, KURAN KURSU DA OKUL DA… Ama eğitim yok, biat var! Vicdan yok, insaf yok! ASLINDA ÖZGÜRLÜK YOK… BEYİNLER ÖZGÜR DEĞİL! Hele Narin’in annesi? Annelik duygusu öyle bir duygu olmalı ki (bu duyguyu yalnızca anneler bilebilir); bir anne yavrusu için kendisini feda edebilir diye söylenir hep… Yavrun için her şeyi göze al be anne! Konuşursan sana ne yapabilirler? Dövebilirler, öldürebilirler… Susarsan ömür boyu kızının yüzü gözlerinin önünden gitmez… Nasıl yaşayacaksın bu lekeli kara vicdanla? Öteki Dünya’ya inanıyorsan konuşursun. Kızın yattığı yerde sonsuza kadar huzursuz yatar be anne! Kızının huzuru için konuş be anne! BU YAZIM YAYINLANDIĞINDA UMARIM KONUŞMUŞ OLURSUN… Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- ATATÜRK’ÜN ASKERLERİYİZ!
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 09 Eylül 2024 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… Neden bu kadar dert oldu? Kimlere dert oldu? ZATEN ATATÜRK’ÜN ASKERLERİ OLAN YENİ TEĞMENLERİMİZİN teğmen olarak mezun olmanın verdiği heyecan ve coşkuyla Atatürk’ün askerleriyiz diye ant içip Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılıklarını dile getirmelerinden doğal ne olabilir? Kaldı ki bu içten ve saf ant, 2022 yılında yasaklanana kadar, Kara Harp Okulunda bir ritüelmiş. Hepimizin bu çocuklarla gurur duyması gerekir; Türkiye Cumhuriyeti ve kurucusu Atatürk’e yürekten bağlı olduklarını, ülkemizi ve topraklarımızı her ne bahasına olursa olsun bütün düşmanlardan azim ve cesaretle koruma kararlılığında olduklarını belirtip birbirlerine söz verdiler. Ben bu coşkularında her şeyden önce ülke sevgisi, saflık, iyi niyet ve Atatürk’ün izinde yürümekte kararlı olduklarını gördüm. Birbirlerini motive edip şevklendirdiler. NE VAR BUNDA? Bozmayalım morallerini, kırmayalım şevklerini ASLAN ASKERLERİMİZİN! Onları çok zorlu görevler bekliyor, ülkemizin dışarıda düşmanları çok… Düşmanlarımızın karşısında güçlü bir engeldir ORDUMUZ. Türkiye Cumhuriyeti için farklı emelleri ve farklı zihniyeti olanlar alınır ancak buna… Sözleri, fikirleri AMA, ASLINDA, YANİ gibi kelimelerin arkasına gizleyerek konuşmak yerine açıkça neden dert olduğunu söyleyin de herkes bilsin. Atatürk’e her türlü hakareti göğüslerini gere gere yapanlara ses çıkarılmasın, din adı altında gençlerin beyinlerine zehir aşılanırken, kara zihniyetli insanlar, gruplar, cemaatler, çocuklarımızı ve gençlerimizi karanlığa sokmak için örgütlü bir şekilde çalışırken, Türkiye’yi ortaçağ karanlığına götürmek isteyenler aşırı bir özgüvenle ortalıkta cirit atarlarken… Atatürk’ün Askerleri yerden yere vurulsun… Allah’tan reva mı bu? BAŞKA ŞEYLERİ KONUŞUP TARTIŞALIM... İstanbul'u 1453 yılında fethetmişiz. İstanbul o zamanda dünyanın en gözde ve gelişmiş kentlerinden biriymiş. Bu fetihle Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş ve Dünyanın en güçlü devleti haline gelmişiz o dönemde. Amerika kıtası İstanbul'un fethinden 39 yıl sonra 1492 yılında keşfedilmiş; henüz ortada ABD diye bir devlet mevlet yok. Yalnızca bakir topraklar ve kendi halinde yaşayan yerli halk var. İstanbul'un fethinden bugüne tam 571 yıl geçmiş. Amerika'nın keşfinden bugüne tam 532 yıl geçmiş. O dönemin en güçlü devletiydik. Eğitim, ilim, bilim, kültür, sanat, sanayi, tarım, ticaret olmayınca ne olmuş? Bugünkü durum ortada… ABD nerede, Batı alemi nerede, biz nerede? Müslüman ülkelerin durumuna bakın… Adam çıkmış yok edilmiş bir ülkeyi yeniden kurmuş. Uygar bir ulus yaratmak için çabalamış. Hep ileriye bakmış; bu ülkeyi nasıl ilerletir kalkındırırız diye düşünmüş hep! Uygar ve kalkınmış bir ülke yaratmak için gerekli tüm kurumları oluşturmuş. Eğitilmiş, kültürlü, çağdaş bir ulus oluşturabilmek adına bilime ve ilime dayalı sistem kurmuş. Eğer bu ADAM çıkmasaydı ortaya, bütün bunları yapmasaydı, bugünkü Ortadoğu ülkelerinden bir farkımız olur muydu? Ülkeyi geriye götürme çabalarını, fanteziyi bırakalım… Geçmişi yaşadık; ileriye bakalım, ileriye gidelim. Ama nasıl? Bunları tartışmak lazım, durum neden böyle olmuş? Bu durumu değiştirmek için neler yapmalıyız? İLHAN SELÇUK'un AŞAĞIDAKİ YAZISINI OKUYUN... Yıkmaya çalıştığınız Adam’ı en iyi anlatan yazılardan birini yazmış İLHAN SELÇUK. İyi okursanız anlarsınız neler başardığını… Gel de Şaşma!.. Yıl 1920... Şaşıp Kalıyorum, Arap İngiliz'le birleşmiş Türk'ü arkadan vurmuş, Ermeni Rus'la birleşmiş, Doğu Anadolu'yu kana bulamış; Rum Yunan'la, Yunan İngiliz'le birleşmiş, Batı Anadolu'yu ele geçirmiş... Ülkenin mahvolmadık, yıkılmadık, yanmadık, kan dökülmedik, kül olmadık hiçbir yeri kalmamış... Kalan ne?.. Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!.. Anadolu'nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle, yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez, yorgun, yoksul, bitkin, ezik bir halk… Nasıl kurtulmuşuz?.. Şaşıp kalıyorum... Yunan'ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz, İngiliz'i İstanbul'da nasıl çıkarmışız, dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz? İnanılır gibi değil... Sakın rüya olmasın?.. Yıl 1923 Anadolu'da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor; aç biilaç, parasız; yüzde 95'i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz... Ne yapacaksın?.. Demokrasi yap!.. Nasıl yapacaksın?.. 2000’e 1.5 kala Nurcu tarikatının ardına bu kadar adam takılmışken, 1923’ün yanmış yıkılmış Anadolusu’nda nasıl demokrasi yapacaksın?.. Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu'yu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın. Fabrikan yok, İşçin yok, İş adamın yok, Mühendisin yok, Doktorun yok, Uzmanın yok, Tüccarın yok, Suyun yok, Barajın yok, Elektriğin yok, Yurttaşlık yasası yok, Üniversiten yok, Banka yok, Burjuva yok, Proletarya yok, İhracatçı yok, İthalatçı yok, Sermayen yok. Kalkın bakalım... Nasıl kalkınacaksın?... Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var? Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?.. Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?.. Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?.. Merkez Bankası 1930'a değin neden açılamamış?.. Özel sektör nasıl oluşturulmuş?.. Yeni devlet nasıl kurulmuş?.. Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş? 1920'de 10-11 milyon nüfusun yüzde 95'i Alfabesizken, savaş artığı bir toplumla, Okuma yazma seferberliği nasıl açılmış? Kitaplıklarda kitap yokken, Ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?.. Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?.. Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?.. Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?.. Avrupa'da saygınlık nasıl kazanılmış?.. Şaşıp kalıyorum… 2000 yılına 1.5 kala, 60 milyonluk Türkiye’nin haline bakıyorum... Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız? Her şeyimiz varken neler yapamıyoruz?.. Bir de bu ortamda Mustafa Kemal’e saldıranlara bakıyorum... Diye yazmış İlhan Selçuk, 27 Ekim 1998 tarihinde. Gerçekten de ŞAŞIP KALMAMAK OLASI DEĞİL. ALLAHIN SEVGİLİ KULARINDAN BİRİ… ATATÜRK’ü din düşmanı olarak görüp gösterip bu düşünceyle insanların beynini yıkayanlar, bunlara inananlar, bunlara sempati gösterenler bilin ki GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, ALLAH’IN SEVGİLİ KULLARINDAN BİRİ olmalı diye düşünüyorum. Neden mi? ALLAH Mustafa Kemal’e bu VATANI KURTARMA GÖREVİNİ VERMİŞ VE BAŞARIYA ULAŞMASINI SAĞLAMIŞTIR; BUNU İYİCE DÜŞÜNÜN. Aksi durumda Mustafa Kemal başarılı olabilir miydi? ATATÜRK DİNCİLİĞİN KARŞISINDAYDI… Birbirimize düşmanlaştırılıyoruz. Düşmanlık konuları da DİN ve Atatürk. Din başka, Atatürk başka! İkisi birbirinin karşıtı değil, anlayın bunu artık. Atatürk'ü çok seven ve sayan, aynı zamanda dinini de seven, namazını da kılan, orucunu da tutan milyonlarca insan var bu ülkede. Atatürk'ü sevmek dine karşı olmak ya da dindar olmak Atatürk'e karşı olmak değil. Atatürk DİNE, DİNDARLIĞA KARŞI DEĞİLDİ… Atatürk DİNCİLİĞE KARŞIYDI! Atatürk dincilerin dini kullanarak halkı sömürmesine karşıydı. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- BÖYLE BİR ZAFER YOK!
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 02 Eylül 2024 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… “TBMM orduları! Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebelerinde zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını, inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük Necip Milletimizin fedakarlıklara layık olduğunu ispat ettiniz. Sahibimiz olan Türk Milleti geleceğinden emin olmaya haklıdır. ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR, İLERİ!" Mustafa Kemal Paşa’nın bu komutuyla zafere koşup sonsuza kadar yaşayacak olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ kurdu atalarımız. “1919 senesi Mayıs'ının 19. günü Samsun'a çıktım” cümlesi ile başlayan NUTUK’da şöyle sürdürüyor sözlerini Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Bugün ulaştığımız netice, asırlardan beri çekilen milli musibetlerden doğan uyanışın ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.” Son cümlesi de “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti'ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.” Böyle bir zafer yok! Bir Milletin kaderini değiştirmiştir bu Zafer… EMANET SİZDE GENÇLER… Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyetini sizlere emanet ederken; Aklını kullanan, eğitim süreçlerini en iyi şekilde değerlendirip bilimle hareket eden bir gençliğin bu görevi üstleneceğinden emindir. Beyni hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillere gereksinim duyuyor Türkiye Cumhuriyeti. Siyasetin, siyasetçinin esiri olmadan özgür iradenizle oyuna girin. Hassas değerlerinizi kullanmayın, kullandırtmayın. GENÇLER! SİZE DURMAK YAKIŞMAZ! HEP ÖNDE, HEP İLERİ… Emanet sizde! BÜYÜK ZAFERİN SONUÇLARI… 30 Ağustos Büyük Zaferi güç kullanarak, asker, silah kullanarak Türk Ulusunun Anadolu’dan silinemeyeceğini kanıtlamıştır. Anadolu’nun bir sömürge, ulusumuzun ise bir köle yapılamayacağını göstermiştir bütün Dünyaya. Uygar, egemen ve bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. 30 Ağustos’ta attığımız müthiş tokatın sesi bütün Dünya’yı titretmiştir. Tokatın kızarıklığını ve acısını üzerinden atamayan ülkeler artık hilelere başvuruyor. Ancak hilelere karşı gözlerimizin açık olmasını da istiyor Ulu Önder… Anadolu'da EZAN SESLERİNİN sonsuza dek susmamasını ve sonsuza dek duyulmasını sağlayan BÜYÜK ONUR duymamız gereken bir zaferdir 30 Ağustos. İnsanlarımızın KUL değil eşit ve özgür YURTTAŞLAR olmalarını sağlamıştır. KADINLARIMIZA erkeklerle eşit haklar sağlanmasını sağlıyor. Özellikle eğitime verilen özel önemle okur yazar sayısını hızla arttırılmasının yanı sıra her alanda çok sayıda bilim insanları yetiştirilmesini sağlamıştır. Kültür, sanat, edebiyat ve sporun gelişmesini ve bu konularda çok değerli insanlar yetiştirilmesini sağlamıştır. Akla ve bilime dayalı, çağdaş bir ülke olma yolunu açmıştır 30 Ağustos. Yurdun birçok bölgesinde fabrikalar, üniversiteler ve bankalar yapıldı. Dil, tarih ve kültür gibi alanlarda faaliyet gösterecek kurumlar kuruldu. Cumhuriyetin sağladığı kazanımlar, çok kısa bir sürede ülkenin çehresini değiştirmeyi başardı. Yazmakla bitmez sağladıkları… DIŞARIDAN CEBREN YIKAMADILAR, İÇERİDEN DE HİLEYLE YIKAMAZLAR… Atalarımızın bize armağan olarak bağışladığı bu güzel yurdu sahiplenmeliyiz… Bu emanetin her köşesini, her ağacını, her çiçeğini, her bitkisini, her yeşilini, her kuşunu, her kelebeğini, her canlısını, her karış toprağını, havasını, akarsuyunu, gölünü, denizini, insanlarını korumalıyız. Haydan gelmedi bu yurt bize; bu yurtta yaşayan her yurttaşın mutlaka en az bir şehidi vardır atalarının arasında. GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü DİN DÜŞMANI OLARAK GÖSTERMEK BİR HİLEDİR. RANT HIRSI da bu ülkeye sokulan bir HİLEDİR. Rant elde etmek için her şey mubahtır bu zihniyeti benimsemiş insanlar için. DİNİ de kullanır, ALLAH’ı da kullanır bu insanlar. Rant uğruna heba etmeyelim bu yurdun güzel ormanlarını, yeşil alanlarını, tarım alanlarını. Kirletmeyelim havasını, suyunu, topraklarını. Maazallah yok edersek yeşilini, tarım alanlarını, kirletirsek suyunu, havasını, toprağını SAVAŞLA da KURTARAMAYIZ. Yurttaşlar olarak AKLIMIZI HEP İYİ YÖNDE KULLANMALIYIZ… Türkiye Cumhuriyeti’nin İLK YÜZYILINI kazasız belasız geçirdik. Hep bir çekişme içinde geçirdik; intikam almak isteyenler, bölmek isteyenler, ikinci cumhuriyetçiler, ayrımcılık, ayrıştırıcılık yapanlar, sığınmacıları doluşturanlar, mafya siyasetçi ilişkileri, ranta doymayanlar, kaçakçılar gündemde oldular. Güzel şeyler de oldu tabii, ama bunlar genelde bireysel başarılar ve güzelliklerdi. Şimdi bunları hep geride bırakıp İKİNCİ YÜZYILIN sonunda bütün Dünyanın gıptayla baktığı, gelecek nesillerin gurur duyduğu bir Türkiye Cumhuriyeti nasıl oluruz, onun yolunu bulalım. Yol belli de önemli olan istiyor muyuz istemiyor muyuz? İstiyorsak kolay! Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- ALATA: RANTA DOYMAYANLARIN GÖZDESİ…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 29 Ağustos 2024 Periyodik olarak RANTA DOYMAYANLAR tarafından sürekli gündeme getirilen BULUNMAZ bir TARIM AR-GE ALANI ALATA… Tarihçesini bu bağlantıyı tıklayarak okuyabilirsiniz: ALATANIN TARİHÇESİ ALATA tüm Akdeniz Bölgesinin tarımının geliştirilmesi sorumluluğunu yüklenmiş ve sorumluluğunu hala yerine getiren bir kurumumuzdur. Sayısız Teknik Eleman yetiştirmiş, fide ve tohum geliştirmiştir. 1940’lı yıllarda ALATA’nın kurulması için hazırlanmış olan FİZİBİLİTE RAPORUNU inceledim. Okurken gözlerim yaşardı; o yıllarda öyle bir bilimsel ve gerçekçi rapor hazırlamışlar ki, anlatamam, okumak gerekir. Sanıyorum ALATA arşivlerinde var bu Fizibilite Raporu; ilgililer bu raporu gün ışığına çıkartıp isteyenlerin okumasını sağlamalı. Sayısını anımsamadığım kadar rant amaçlı gündeme getirilen ALATA, üç yıl önce 2021 yılı başlarında yine gündeme getirilmişti. Bu kez 6 Ocak 2021 Tarihli 3360 Karar Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile gündeme gelmişti. Kararı yukarıda belirttiğim bağlantıdan incelerseniz 4000 dönümlük ALATA arazisinin yalnızca 83 dönümünün kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine karar veriyor Cumhurbaşkanı. Karar şöyle: “Mersin İli, Erdemli İlçesi sınırları içerisinde bulunan ALATA Sahili Doğal Sit Alanının koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda, ekli kroki ile listede sinir ve koordinatları gösterilen alanın kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109 uncu maddesi gereğince karar verilmiştir.” Karar ekinde aşağıdaki şekilde belirtilmiş Kesin Korunacak Hassas Alan 83.883,21 m2, yani 84 dönüme yakın bir alan. ALATA arazisinin tamamı 4000 dönüm, peki geriye kalan 3916 dönüm arazi neden Kesin Korunacak Hassas Alandan çıkartılmış ya da çıkarttırılmış. Kimler ne amaçlarla bu kararın alınmasında kulis yapıp etkili olmuşlar? İşte bu karar çıkınca doğal olarak Mersin ayağa kalktı ve sordu "NEDEN TAMAMI KESİN KORUNACAK HASSAS ALAN DEĞİL?" O günlerde MTSO-Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı görevindeydim… MTSO olarak hemen aksiyon alarak 2021 yılı Şubat ayı Meclis Toplantısında Cumhurbaşkanının 3360 Sayılı ve 6 Ocak 2021 Tarihli Kararının mecliste değerlendirilmesi için gündemimize aldık. MTSO Meclis üyeleri, tarımın yalnızca Mersin için değil ülkemiz ve dünya için önemini vurgulayıp, Alata'nın yalnızca 82 dekarının değil, tamamının doğal sit alanı olarak belirlenip korunması gerektiği görüşünde birleşti. Şubat 2024 MTSO Meclis Toplantısında konuyla ilgili olarak söz alan Bazı Meclis Üyelerimizin konuşmaları: Ayhan Kızıltan (MTSO Yönetim Kurulu Başkanı): “Bölgenin tamamı kesin korunacak hassas tarım bölgesi ilan edilmeli” Alata’nın 1940’larda yapıldığı döneme ait fizibilite raporunu incelediğini anlatan Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Kızıltan, “Bu bölge Türk tarımının hizmetine sunduğu büyük AR-GE çalışmalarıyla, önemli ürünlerin yetiştirilmesinde ciddi rol oynamış. İklim koşulları, toprak yapısı ile çok özel bir AR-GE alanı. Bu alan bölünmemeli” dedi. 1940’ların detaylı fizibilite raporunu Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere Tarım Bakanlığı ve ilgili kurumlarla paylaşacaklarını bildiren Kızıltan, bölgenin tamamının kesin korunacak hassas tarım bölgesi ilan edilmesinin tüm Türkiye için önemini vurguladı. Ahmet Akın (MTSO Meclis Üyesi: “Alata, Mersin için bir hazine” Alata’nın bünyesindeki 15’e yakın laboratuvar ile yalnız Mersin değil, Türk tarımı için önemli olduğunu kaydeden Meclis Üyesi Ahmet Akın, 4 bin dekarlık bölgenin yalnızca yüzde 2’sine denk gelen 82 dekarlık alanının koruma bölgesi ilan edilmesini yeterli bulmadığını söyledi. MTSO’nun Mersin’in vicdanı olduğunu vurguladığı konuşmasında Akın, “Kentin en etkin kurumu olarak bu etkinliğimizi ortaya koyup Alata’ya sahip çıkmalıyız. Bir dron kiralayarak parsel parsel havadan fotoğraf çekelim. Mevcut durumu tespit edelim. Burası Mersin için bir hazine, sahip çıkalım.” Hakan Sefa Çakır (MTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı): “Binalar değil, toprak bizi doyuracak” Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Sefa Çakır da yurtdışından yeni çeşitler getirmek yerine Alata’da yürütülen çalışmalarla sektöre yeni türler kazandırıldığını belirtip şöyle konuştu: “Pandemide tarımın önemi bir kez daha anlaşıldı. Alata doğal mikro klima özelliği ile öne çıkıyor. Özel bir toprak yapısı var. Bu enstitü tarıma ciddi katkılar sunuyor. Örneğin burada dünyanın ilk çekirdeksiz limon çeşidi geliştirilip üretildi. Yıllardır bölge tarımının gelişmesi için eğitim hizmeti veriliyor. Bu topraklarda turizm de dahil başka bir şey yapılması doğru değil. Yarın binalar değil, toprak bizi doyuracak. Topraklarımıza sahip çıkma noktasında hepimizin sorumluluğu var.” Hasan Engin (MTSO Meclis Üyesi): “Buraya bir tarım fakültesi de kurulmalı” Alata’nın tarımsal koruma alanı ilan edilmesi gerektiğini kaydeden Meclis Üyesi Hasan Engin, “Burası bir araştırma enstitüsü ve tüm bitkilerin bilgileri, toprak analizleri, su analizleri buradan alınıyor. Bitki araştırmaları burada yapılıyor. Ben bu bölgede bir de tarım fakültesi kurulması gerektiğini düşünüyorum.” Suphi Yılmaz (MTSO Meclis Üyesi): “Yürekten sahip çıkmalıyız” Meclis Üyesi Suphi Yılmaz da Alata’nın önemli bir merkez olduğunu ve tarıma yönelik araştırma faaliyetlerinin yürütüldüğü ve deneme üretimlerinin yapıldığı böylesi önemli bir merkeze yürükten sahip çıkılması gerektiğinin altını çizdi. Yılmaz, “Tüm Meclis Üyesi arkadaşlarımızın birlik olmasını, hassasiyet göstermesini rica ediyorum.” Bu Meclis Toplantısından önce 01 Şubat 2021 tarihinde Kentimizin değerlerini korumak adına “Mersin artık her alanda tek yumruk” başlıklı bir makale yayınlamıştım.… MTSO 2024 Ağustos ayı Meclis Toplantısında “Alata kırmızı çizgimizdir” diyerek aldığı ortak karar ile Mersin’in kararlılığını bir kez daha ortaya koymuştur. Kutluyorum MTSO Meclis Üyeleri ile Yönetim Kurulu Üyelerini. Burada bir kutlama ve teşekkür daha belirtmek istiyorum; Araştırmacı Gazeteci Yazar Abdullah Ayan’a teşekkür etmek istiyorum. Sürekli Mersin ile ilgili konuları izleyip inceleyip kenti bilgilendirip dinamiklerin hareket geçmesini sağlaması Mersin adına çok önemli bir görev. İyi ki varsın Abdullah Ayan! Kentin geleceği ile ilgili ve kentin değerlerini korumak adına ortak karar almak artık Mersin Ticaret ve Sanayi Odasının değişmez bir sorumluluğu oldu. RANTA DOYMAYANLAR artık BELLEMELİ, KARŞILARINDA TEK YUMRUK OLMUŞ BİR MERSİN VAR! Önce Mersin! Hani rahmetli Mersin’in sembollerinden Mehmet Ali abimiz vardı, mekanı cennet olsun, İLLE İDMANYURDU diye bir slogan yerleştirmişti dilimize… Ondan esinlenerek İLLE MERSİN! Diyorum.
- COV, ÇUKUROVA ULUSLARARASI HAVALİMANI…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 26 AĞUSTOS 2024 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… Çukurova Uluslararası Havalimanımız açıldı ve çalışmaya başladı. Bölgemize hayırlı olsun! Eksiği gediği mutlaka var, ama kısa sürede giderilecektir… Geçtiğimiz Perşembe günü ilk yolcu karşılamamı yaptım, Dış Hatlardan eşimi, kız kardeşini ve yeğenini karşıladım. Biraz erken gidip Terminal Binasını epey dolaştım ve ayrıntılı inceledim. Uçak seferlerini gösteren ekranları inceledim, yurt dışından gelen uçak sayısı da hayli fazlaydı. Bu umut verici bir gösterge. Şakir Paşa Havalimanındaki sıkışıklık yok, yolcu karşılayanlar ve yolcular gayet ferah bir ortamda… Havalimanında yolcu karşılayan bazı Adanalı dostları da gördüm. COV hakkında daha ayrıntılı yorum yapmak için hem iç hatlardan hem de dış hatlarda birkaç yolculuk yapmam gerekir. Hayırlı olsun hepimize! TARSUS NE YAPMALI… Tarsus'un lezzetlerini öne çıkarmalı. Şakir Paşa Havalimanında iniş yapıldığında hemen civardaki Adana Kebapçılarına hücum ediyordu yolcular. Tabii biz de… Eşimi, kız kardeşini ve yeğenini karşıladığımda ilk soruları “EEE, NEREDE KEBAP YİYECEĞİZ?” oldu. “Merak etmeyin, Tarsus’ta şelale ya da şehir içinde bir lokantaya gideriz; TARSUS KEBABI, TARSUS FINDIK LAHMACUNU VE TARSUS HUMUSU yeriz” dedim. Bizimkiler çok sevindi. Biz böyle düşündüğümüze göre eminim birçok yolcu da aynı düşünüyordur. Navigasyona hemen Tarsus’ta bildiğim bir lokantanın adını yazdım ve D400 Karayolundan 25-30 dakikada lokantaya varıp Tarsus’un müthiş lezzetli kebabı, fındık lahmacunu ve humusunu afiyetle yedikten sonra Mersin’e doğru yola çıktık. Gayet mutluyduk! DEMEK Kİ TARSUSLU LOKANTALAR BU AVANTAJDAN YARARLANIP MÜŞTERİLERİNİ ARTTIRABİLİRLER… Şunu da belirteyim; Tarsus'un Fındık Lahmacunu, Kebabı ve Humusu da ayrı ayrı Coğrafi İşarete sahipler. Tabii Tarsus Belediyesi ile Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası bu konuda ivedilikle aksiyon almalı… Lokantalara çeki düzen verilmeli, hijyenik olmalarının sağlanması ve eli yüzü temiz, üstü başı düzgün personeller istihdam edilmeli, mevcut personel de eğitilmelidir. COV’a inecek uçaklara reklamlar verilip yolcular bilgilendirilmelidir. Lokantalara gelecek konuklar araçları ile geleceğinden Tarsus’un yolları düzenlenip lokantaların yakınlarında otoparklar kurulmalıdır. Yemek işi çok kısa vadede çözümlenecek ve lokantalar ile hediyelik eşya esnaflarına çok büyük bir ekonomik katkı sağlayacaktır. COV’dan ençok yararı elde etmek için Tarsus’un orta ve uzun vadede yapacağı bazı işler var… Tarsus özellikle İNANÇ TURİZMİ açısından çok önemli bir kent. Tarsus’un acil olarak çok sayıda yeni otellere gereksinimi var. Oteller Tarsus’un yapısına ve geçmişine uygun mimaride yapılırsa bence daha uygun olur; gelen turistler bu mimaride yapılmış otellerde oluşacak mistik ortamda daha heyecan duyacaktır. Saint Paul ve Kleopatra en önemli iki unsurdur Turizm için. Bu iki unsur iyi değerlendirilmelidir. Havalimanından çıkışta tüm yolcular için en yakın ve en uygun seçenektir Tarsus. Tarsus’un önemli bir yatırıma daha gereksinimi var; otoyoldan Tarsus’a giriş çıkış hayli dolambaçlı, karmaşık ve uzun sürüyor. Tarsus Kent merkezine doğrudan inen bir otoyol bağlantısına gereksinim var şiddetle. Bir de Tarsus’un YENİCE Mahallesi var yiyecek konusunda… Zamanı az ve farklı lezzetler tatmak isteyen yolcular için Yenice aslında ilk durak olur. Bildiğimiz gibi Yenice SIKMA, BÖREK, AYRAN konusunda ünlü bir konum. D400 Karayolunun Yenice’den geçen kısmının araçların güvenli bir şekilde seyretmesi ve lokantaların önünde park etmesini sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekir. Ayrıca Yenice kent merkezinden geçen ana caddesinin de düzenlenmesi gerekiyor. AKIL VERMİYORUM, İLHAM VERİYORUM! Çukurova Hava Limanından en kısa sürede gastronomi ile ekonomik yarar sağlayabilir Tarsus. HIZLI DAVRANMALIYIZ… Fırsatları görmeli ve yakalamalıyız… Hızlı davranıp hızlı aksiyon alıp fırsatları ekonomiye katkı sağlayacak biçimde değerlendirmeliyiz. Mersin’in de, Adana’nın da, bölgedeki illerin de COV’u dikkate alarak yapılanması ve planlamalar yapması gerekir. HAZIRLIK YOKSA BAŞARI DA YOKTUR… Binlerce yıl önce yaşamış bir düşünür şöyle demiş: ‘Şans, hazırlığın fırsatla buluştuğu anda meydana gelen bir şeydir’. Fırsat var ama hazırlık yoksa, şans da olmaz. Yani başarı da olmaz. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- MANGAL SEVDASI…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 20 Ağustos 2024 Mangal sevdasına kardaş yaktığınız Orman bizim… Milletimizin bu mangal sevdası ne bitmez bir sevdaymış böyle? Anız yakmak ta ayrı bir sevda… Meşrubatları içip içip cam şişeleri ormanlık alanlara fırlatıp atmanın dayanılmaz bir zevki mi var? Arabada tüttürdüğü yanar haldeki sigara izmaritini baş parmağı ile orta parmağının arasına sıkıştırıp orta parmağıyla attığı tısnıkla (fiskeyle) ağaçların arasına doğru fırlatmak nasıl bir haz verir? Hele de arazi açmak için orman yakanların korkunç emelleri? Terör yandaşlarının kundakladığı ormanları da unutmayalım; Türkiye’ye değil millete zarar verdiklerini bilmiyorlar mı? Hep akılsız insanlar var işin içinde. Ah insanlarımız ah! Televizyonlarda, gazetelerde, sosyal medyada, ilan panolarında hep duyuruluyor. Mutlaka bu duyuruları, bilgilendirmeleri okuyup dinliyorsunuz. Bile bile neden bu yanlışları yapıyorsunuz? Bir anlık zevkiniz bakın nelere yol açıyor? Onlarca, yüzlerce yılda yetişen güzelim ağaçlar, binlerce orman sakini canlı hayvanlar, evler, insanlar yanıyor. O yaktığınız mangalın kor kömürü parmağınızın ucuna değse ne hissedersin? Canınız çok yanar değil mi? Sizin yaktığınız ormanın da canı yanıyor, hem de çok yanıyor… Ormanda canlı canlı yanan hayvanların o çığlıklarını duyuyor musunuz? Bakın, nasıl canları yanıyor? Vazgeçin bu mangal sevdasından! Ülke olarak bağrımız, ciğerimiz yanıyor, canımız acıyor, ağlıyoruz… Orman yangınlarını söndürmek için cansiperane mücadele eden görevliler ve gönüllülerin alevlerden kıpkırmızı olan yüzlerinden akan gözyaşlarını görmüyor musunuz? Borcumuzu ödeyemeyiz, haklarını helal etsinler! Yangınları söndürmek için canla başla, fedakarca, gözünü budaktan sakınmadan mücadele eden tüm insanlarımıza minnet duyuyorum.
- TARIMDA BÜYÜK TEHLİKE KAPIMIZDA…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 19 Ağustos 2024 Uğrola Mersin, uğrola Türkiye… Nasıl bir Mersin istiyorsak, o Mersin’i planlamamız gerekir… Bu bağlamda iki bölümlük bir yazı dizisi paylaşıp (NASIL BİR MERSİN – Bölüm 1 ve NASIL BİR MERSİN – Bölüm 2) planlama için gerekli başat unsurlara değinmiştim. Bundan sonra yapacağımız iş, bu unsurların içeriklerini birbirleri ile ilintileyip, birbirlerine bağlayıp sinerji yaratarak Mersin ilinin tüm potansiyelini harekete geçirip topyekün kalkınmanın fitilini ateşleyecek sürdürülebilir bir STRATEJİK YATIRIM VE KALKINMA PLANI yapmaktır… Bu yazı dizisinin temel amacı tüm yazılarım gibi İLHAM VERMEKTİR… TARIMDA İŞLER HİÇ İYİ GİTMİYOR… Üreten çiftçilerimiz para kazanamıyor… Tarlada, bahçede 2 lira, markette 20 lira… Rakamlar varsayımsaldır. Yıllardır bu tekerlemeyi duyarız… 2 lira ile 20 lira arasında neler oluyor? Bu 20 liradan çiftçinin payına neden 2 lira düşüyor? Acımasız bir sistem var arada! Bunları irdeleyeceğiz tabii… Bizim de duyduklarımız, bildiklerimiz, önerilerimiz var bu konuda… ÇİFTÇİLER ZARAR ETMEKTEN USANMIŞ… Geçenlerde atalarından beri tarımla geçimini sağlayan, Mersin’i Mersin yapan, bazı köylerimizde sohbetler ettik çiftçilerimizle ve bu bölgeleri iyi bilen dostlarla… Bu köyler Mersin merkeze çok yakın köyler, imar planlarında tarım alanları olarak belirlenmiş bu köyler ve etrafı… Ancak konuştuğumuz köylü çiftçilerimiz yeter artık diyor! Belediye Başkanlarıyla konuşalım bizim köyün arazilerinin imarını konut alanı olarak değiştirsinler. Biz de alalım dairelerimizi, kiraya verelim kurtulalım bu çiftçilikten diyorlar. Çok acı bir durum, kahroldum! Olur mu öyle şey, nerede kim üretecek bu ürünleri diye sordum. İmar planı değişmese bile zaten emrivaki değişiyor bu imar durumları diyorlar. Zorda kalan çiftçi çoluğunun çocuğunun geleceği için bahçesini tarlasını satıyor mecburen. Alan insanlar da ağaçları söküp araziye dolgu yapıp düzeltiyor ve depo, garaj, atölye, vs. gibi yapılar konduruyor. Tarım alanları tamamen satılıp yok olduktan sonra arazilerin yeni sahipleri doğru belediyelerin yolunu tutup buraların imarını konut alanına dönüştürmek için zorlamaya başlıyorlar belediyeleri. Bekirde köyü ve civarı, Kaleköy ve civarı buna iki örnek. Eğer bütün çiftçiler bahçelerini, tarlalarını satarsa ne olacak? Tarım ürünleri üretilmeyecek, dolayısıyla Sebze Meyve Halleri kapanacak, Yaş Sebze Meyve Komisyoncuları sektörü de kalkacak. Yaş Sebze Meyve İthalat Sektörü oluşacak. Mersin’de durum böyleyse Türkiye’nin birçok kentinde de durum benzerdir… 2 LİRA İLE 20 LİRA ARASINDA NELER OLUYOR… 20 Mayıs 2020 tarihinde dönemin Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın katılımı ile yapılan TOBB İstişare Toplantısında Tarla-Market fiyatları konusunda öneride bulunmuştum. Şunları söylemişim: “Birçok tarım ürünüyle ilgili fiyat tartışması gündeme geliyor. Hallerde fiyat artırılıyor, halkımız yüksek fiyata gıda malzemesi alıyor deniyor. Şöyle bir düşüncemiz var. Bu konuları araştırdık. Marketlerde ürün etiketlerinde alış ve satış fiyatlarının, menşeinin belirtilmesi fiyat artışlarının halden çıkışta mı ya da sonrasında tüketiciye ulaşırken mi arttığının anlaşılması açısından önemlidir. Hal fiyatlarının her gün kamuoyuna duyurulması önemli olacaktır.” “Marketin alış faturasından geriye giderek faturaların izlenmesiyle durum ortaya çıkacaktır. Yani markete gelene kadar kaç fatura kesilmiştir bu mal için, faturaları kesen firmaların durumu nedir, paravan firmalar mıdır gibi ayrıntılı incelemeler durumu aydınlatacaktır diye de eklemiştim, tabii bu sözler kayıt dışı tutulmuş.” Çiftçiye para kazandıracak bir sistem oluşturulmazsa tehlike gittikçe büyüyor. ÇOCUKLARA, GENÇLERE VE YETİŞKİNLERE… Bir yerde okudum; bir Şaman öğretisi şöyle diyormuş: Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz. Nehirler kendi suyunu içemez. Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez. Güneş kendisi için ısıtmaz. Ay kendisi için parlamaz. Çiçekler kendileri için kokmaz. Toprak kendisi için doğurmaz. Rüzgar kendisi için esmez. Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz. Doğanın anayasasında ilk madde şudur: Her şey birbiri için yaşar… Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur. Eski çağlardan süre gelen bir anlayışmış bu… Bütünlüğü anlatıyormuş. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- BAŞAT SORUNUMUZ KENT İÇİ TRAFİĞİ…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 14 Ağustos 2024 Trafik sıkışıklığının günlük yaşama etkisi çok olumsuz oluyor. Gün boyu trafikte hırpalandıktan sonra, hem de bu sıcak havalarda, akşam eve gelince insan daha çok duyumsuyor nasıl hırpalandığını… Bedensel yorgunluk bir yana, psikolojik olarak daha çok yoruluyoruz. Gün geçmiyor ki trafik yüzünden hır gür çıkmasın, ölümlü kavgalar da artık artmaya başladı… Trafikte düzen sağlanmasında başrol insanlarda! Milli Eğitim Kurumlarımızın kadrolarında, ana-babalarda, yolda yürüyen yayada, yaya kaldırımlarını işgal eden iş yerlerinde, bisiklete binen bisikletlide, motosiklete binen motosikletlide, araç kullanan sürücüde, dolmuş kullanan dolmuş sürücüsünde, toplu taşıma otobüsü kullanan otobüs sürücüsünde, trafik kurallarının uygulanmasını sağlamakla görevli olan trafik ekibinde, yolların-kavşakların-yaya geçitlerinin-toplu taşıma duraklarının nizami ve yayalar ile sürücülere fazla inisiyatif bırakmadan akışı sağlayacak bir düzende tasarlaması gereken belediye mühendislerinde… Gördüğünüz gibi trafik işi salt belediye ya da trafik ekiplerinin sorumluluğunda değil; bir kentte yaşayan bütün insanların sorumluğundadır. Kusura bakmayın, kurallara uymuyoruz; uyanların sayısı da gözardı edilebilecek değerdedir. Hangimiz yaya geçitlerinde yayaların geçme önceliği hakkını tanıyoruz? Hangimiz yaya geçitlerinden geçmemiz gerektiği kuralına uyuyoruz? Hangi dolmuş sürücüsü yalnızca duraklarda yolcu indirme-bindirme kuralına uyuyor? Hangimiz yaya geçitlerinin üzerine park etmiyoruz? Hangimiz kaldırımlara park etmiyoruz? (Otopark vardı da biz mi park etmedik diye de sorabilirsiniz) Bunlar gibi daha bir çok soruyu kendimize sorabiliriz. Yanıtlar kedimizi tatmin ediyor mu etmiyor mu? ÖNCE EĞİTİM… İşin içinde insan olunca tabii ki ÖNCE EĞİTİM diyoruz. Her konuda olduğu gibi trafik konusunda da önce eğitim demeliyiz. Ana sınıflarından, hatta kreşlerden başlamak üzere ilk-orta-lise eğitimleri boyunca en önemli derslerden biri olmalı TRAFİK EĞİTİMİ. Eğitim konusunda Milli Eğitim kadar Belediyelerin de büyük sorumluluğu var. Mersin Büyükşehir Belediyesi Adnan Menderes Bulvarında hem çocuklara hem de yetişkinliklere hitap edebilen çok kapsamlı bir TRAFİK EĞİTİM PARKI yapmış. TRAFİK EĞİTİM PARKLARI çoğaltılmalı, diğer ilçe belediyeleri de yapmalı bu parklardan. Milli Eğitim Müdürlükleri de her okulun öğrencilerinin bu pistlerde uygulamalı eğitim almasını sağlamalı. Okullarda eğitim programlarına alınmalı Trafik Eğitimi Dersleri. Belediyeler öğrencilerin okullardan bu pistlere ulaşımı için otobüs desteği verebilir. Elimizde böyle bir olanak var, bunu iyi değerlendirmeliyiz. Ana-babalar çocuklarınızı bu Trafik Eğitim Parkına götürün, hem siz kuralları iyice pekiştirin hem de çocuklarınızı eğitin; ağaç yaşken eğilir… Trafik Ekipleri kavşaklarda, yaya geçitlerinde, toplu taşıma duraklarında, okulların önünde okul servislerinin indirme bindirme yaptığı konumlarda sürekli denetim yapmalı, yayaları ve toplu taşıma sürücülerini uyarmalı ve yönlendirmelidir. Yani bir anlamda iş başında uygulamalı eğitim diyebiliriz bu eyleme… Araç sürücülüğü salt direksiyon sallamak değildir! Eğitim deyince toplu taşıma sürücüleri de her yönden eğitilmeli… Yani topyekün sürdürülebilir bir Trafik Eğitim Sistemi oluşturmalıyız. STANDARTLARA UYGUN TASARIM VE UYGULAMA… Özellikle kavşaklar, yaya geçitleri ve toplu taşıma durakları, yayalar ile sürücülere fazla inisiyatif bırakmadan onları belirli bir düzende güvenli olarak yönlendirecek şekilde tasarlanmalıdır… Bu konulardaki standartlara ve kriterlere uyularak tasarlanıp yapılmalıdır bu gibi yapılar… Önerim, ilgili kurumun teknik ekiplerinin mevcut yaya geçitlerini, toplu taşıma duraklarını, kavşakları, okulların önündeki trafik düzenini kapsamlı bir şekilde inceleyip standartlara ve kriterlere uygun olarak düzenleyip daha kullanışlı ve güvenli bir duruma getirmesidir. Yaya geçitleri sürücülerin görüş açısı içinde gayet rahatça görünür, belirgin olarak ve yaya yoğunluğuna uygun ölçülerde yapılmalıdır. Tabela kirliliğine son verilmeli; kent içinde bazı tabelalar trafik ışıklarının görünmesini engellemekte, yaya geçitlerinde ve kavşaklarda görüş alanlarını daraltmaktadır. Toplu taşıma duraklarının konumları trafiği engellemeyecek şekilde iyi seçilmeli ve genişlikte ve uzunlukta cepler halinde yapılmalıdır. Toplu taşıma durakları yaya geçitleri ile ışıklı ve ışıksız kavşaklara belirli uzaklıkta yapılmalı ki yaya geçitlerinin sürücüler tarafından görünmesi ve kavşaklardaki trafik akışı engellenmesin. Dolmuş ve toplu taşıma otobüsü sürücülerinin durak konumlarında birbirini sollayıp öne geçmeye çalışması trafik ekipleri tarafından engellenmelidir. Yenişehir’den sonra Mezitli tarafında dolmuşlar ve yolcular durak tanımıyor; yolcular nerde beklerse dolmuş oradan yolcu alıyor, yolcu nerede inmek isterse orada indiriyor, bu da trafik düzenini engelliyor. Trafikte sürücüler sürekli şerit değiştirmemelidir. Sürücüler araçlarını uygunsuz park etmemelidir. Motosikletliler televizyonlarda izledikleri motosiklet atraksiyonlarını yapmaktan vazgeçmelidir. Yayalar yaya geçitlerini kullanmalıdır. Bu gibi konuları gündeme getirmem ve fikir yürütüp, önerilerde bulunmam eleştiri olarak algılanmazsa sevinirim. Çünkü gören gözler, gördüklerini kamuoyuna duyurup farkındalık oluşturmalıdır. Kenti yönetenlere İLHAM VERMEK istiyorum. Trafik Polislerimizi kentin içinde gayretle çalışırken gördüğüm zaman kendimi emniyette ve rahat hissediyorum; huzur kaynağı oluyor Trafik Polislerimiz. Kent Trafiği ve İlin Genel Trafiği ile İlgili ayrıntılı olarak ele alınması gereken çok konu var: Otoparklar Deniz-Dağ doğrultusunda bulvarların açılması Çarpık yapılaşma sonucu oluşmuş çarpık çırpık caddeler ve sokaklar Hal Kavşağı Mezarlık Kavşağı Saya Park Kavşağı Çeşmeli Taşucu Otoyolu Bunlar ve bunun gibi birçok konu… Trafik konusunun yanısıra ekonomiden, siyasete, kentleşmeye kadar birçok konuda yazıyorum; amacım bu kente yararlı olmak. KENTİMİZİ ÇOK SEVİYORUM VE ÖNEMSİYORUM. Trafik konusunda yazdığım bazı yazılarımın bağlantısı aşağıdadır, ilginizi çekebileceğini düşünerek aşağıda bağlantı adreslerini yazdım. Tıklayıp okuyabilirsiniz: MERSİN, AYRICALIKLI KENT başlıklı yazım MERSİN’İN DEĞERLERİ MERSİN’E DEĞER KATMALI… BÖLÜM 2 - İLK 100 GÜN PLANI, BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI OLSAYDIM… BÖLÜM 5 - BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI OLSAYDIM… BÖLÜM 4 - ORTA VADELİ PLAN, BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI OLSAYDIM…
- NASIL BİR MERSİN – Bölüm 2, HEYECAN DUYAN VAR MI?
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 12 Ağustos 2024 Uğrola Mersin, uğrola Türkiye… İstediğimiz Mersin’e ulaşmak için bir Stratejik Yatırım ve Kalkınma Planı yapılmalı demiştik "NASIL BİR MERSİN - Bölüm 1"de… Bu planda iki temel unsur üzerinden irdelenip belirlenmeli ve konulmalı hedefler. Mersin ili yurtiçini ve yurtdışını kapsayan çok geniş bir artalana (hinterlanta) sahiptir. Planlamada irdelenip değerlendirilecek BAŞAT UNSURLAR, bu ARTALAN ile Mersin’in ilçelerinin GÜÇLÜ OLANAKLARI ve POTANSİYELİ olmalı. Bu unsurlar birbirini tetikleyecek, destekleyecek ve sinerji yaratacak şekilde hedefler belirlenmelidir. MERSİN ARTALANI… Haritaya şöyle bir baktığımızda Mersin ulaşım ve lojistik bakımından yurtiçinde İç Anadolu, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerine, yurtdışında Güney Avrupa Akdeniz Bölgesi Ülkeleri, Balkan Ülkeleri, Rusya, Türki Cumhuriyetleri, Orta Doğu, Asya ve Afrika gibi ülkelere hizmet edebiliyor. Mersin’in ulaşım ve lojistik olanaklarının geliştirilmesi yönünde yatırımlar ve programlar bu planın temelini oluşturmalı. Yurtiçinde Ankara, Konya, Karaman, Aksaray, Nevşehir, Niğde, Kayseri, Adana, Osmaniye, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay, Şanlıurfa, Diyarbakır gibi illere de ulaşım ve lojistik olarak hizmet ediyor. Ayrıca bu illerden birçok yatırımcı Mersin’de sanayi, lojistik, ticaret ve turizm yatırımları yapıyorlar. Mersin’in olanaklarını güçlendirmek, geliştirmek, çeşitlendirmek bu kentlerin ekonomilerine ve Mersin ekonomisine çok katkı sağlayacaktır. Ankara’dan Mersin ile Adana’ya yapılan otoyolun iki yakasına, Gölbaşından Pozantı’ya kadar olan kıraç arazilerde, oluşturulacak Sanayi Koridoru bölgemizi çok geniş ve gelişmiş bütünleşik bir Ekonomi Havzasına dönüştürecektir. MERSİN İLÇELERİ… Mersin’in 13 ilçesi var. Bir kısmı sahil kesiminde bir kısmı da iç bölgelerde… Hepsinin de planlanıp işlendiğinde Mersin’e topyekün çok büyük katma değer sağlayacak potansiyeli var. Yani ilimiz koordineli bir şekilde topyekün kalkınarak büyüyebilir. Akdeniz : Büyükşehir İlçesidir; Mersin Sanayi, Deniz ve Kara Lojistik, Akaryakıt ve Ticaret Sektörleri bu ilçemizde kümelenmiştir. Mersin’in Ekonomi Merkezidir; bir anlamda Mersin’in kalbidir. Tarım, Madencilik, Turizm olanaklarını da barındırıyor Akdeniz ilçemiz. Bütüncül bir Kentsel Dönüşüm gerekiyor Akdeniz’de; Tarihi Kent Merkezi ortaya çıkarılmalı, deniz-dağ doğrultusunda bulvarlar açılmalı. Aydıncık : Doğa, Madencilik, Tarih, Kültür, Turizm, Tarım, Balıkçılık, Ormancılık sektörleri yönünden önemli olanaklara sahiptir. Sahil kesimi, Tarım alanları ve Ormanlık alanlar korunmaya alınmalıdır. Mersin’in iç kuzey kesimleriyle ulaşım bağlantısı önemli bir kavşak yapabilir Aydıncık’ı. Anamur : Doğa, Madencilik, Tarih, Kültür, Turizm, Lojistik, Tarım, Balıkçılık, Ormancılık, Tarıma yönelik sanayi yönünden bulunmaz olanakları barındırır. Sahil kesimi, Tarım alanları ve Ormanlık alanlar korunmaya alınmalıdır. Çamlıyayla: Doğa, Tarih, Kültür, Turizm, Tarım, Hayvancılık, Ormancılık yönünden geliştirilebilecek olanakları bulunuyor. Yöresel iğne oyası el örgüsü ürünleri üretimi ve tarım ürünlerine yönelik sanayi geliştirilebilir. Bozyazı : Doğa, Tarih, Kültür, Turizm, Lojistik, Tarım, Balıkçılık, Ormancılık sektörleri yönünden çok bakir ve geliştirilebilecek olanaklar barındırıyor Bozyazı. Sahil kesimi, Tarım alanları ve Ormanlık alanlar korunmaya alınmalıdır. Gülnar : Doğa, Kültür, Turizm, Tarım, Hayvancılık, Ormancılık olanakları gayet zengin ama ekonomik olarak geri kalmış bir ilçemiz. İlçenin ekonomik ve sosyal yönden kalkındırılması gerekmektedir. Erdemli : Doğa, Madencilik, Tarih, Kültür, Turizm, Tarım, Hayvancılık, Balıkçılık, Tarıma Dayalı Sanayi yönünden güçlü olanaklara sahip ekonomik olarak göreceli gelişmiş ilçelerimizdendir. Sahil kesimi ve Tarım alanlarının korunmaya alınması zorunluluk olmuştur. Mezitli : Büyükşehir İlçesidir. Doğa, Tarih, Kültür, Turizm, Ticaret, İnşaat, Tarım, Hayvancılık, Balıkçılık, Tarıma Dayalı Sanayi yönünden olanakları güçlü olup ekonomik gelişimi hızla yükselmektedir. Özellikle Turunçgil Bahçelerinin yok ediliyor olması ilçenin en büyük dezavantajı. Sahil kesimi Mersin’in belki de en çarpık yapılaşmasına sahiptir. Özellikle sahil kesiminde Bütüncül bir Kentsel Dönüşüm Planı çalışması gerekiyor Mezitli’de. Silifke : Doğa, Tarih, Kültür, Turizm, Ticaret, Madencilik, İnşaat, Tarım, Hayvancılık, Balıkçılık, Gıda ve Tarıma Dayalı Sanayi yönünden olanakları çok güçlü olup ekonomik gelişimi hızla yükselmektedir. Tarım alanları ve sahil kesimi koruma altına alınmalıdır. Mut : Doğa, Tarih, Kültür, Turizm, Ticaret, Madencilik, İnşaat, Tarım, Hayvancılık, Gıda ve Tarıma Dayalı Sanayi yönünden olanakları çok güçlü olup mikro klima iklim özelliği Mut’un koruma altına alınmasını gerektiriyor. Ekonomik gelişimi hızla yükselmektedir. Tarsus : Doğa, Madencilik, Tarih, Kültür, Turizm, Ticaret, Sanayi, Ulaşım, Lojistik, Madencilik, İnşaat, Tarım, Hayvancılık, Gıda ve Tarıma Dayalı Sanayi yönünden çok varsıl ve güçlü olanaklara sahip bir ilçemizdir. Mersin’in önemli ekonomi merkezlerindendir. Tarım ve doğa alanları mutlaka korunmalı. Tarsus’ta da bütüncül bir Kentsel Dönüşüm Planlaması gerekiyor; Tarihi Kent Merkezi ortaya çıkarılmalı. Yenişehir : Büyükşehir İlçesidir. Doğa, Kültür, Turizm, Ticaret, İnşaat, Tarım, Hayvancılık, Tarıma Dayalı Sanayi yönünden olanakları güçlü olup ekonomik gelişimi hızla yükselmektedir. Özellikle Turunçgil Bahçelerinin yok ediliyor olması ilçenin en büyük dezavantajı. Pozcu semtinde bütüncül bir Kentsel Dönüşüm Planlaması gerekiyor; deniz-dağ doğrultusunda bulvarlar açılmalı. Toroslar : Büyükşehir İlçesidir. Doğa, Madencilik, Tarih, Kültür, Turizm, Ticaret, İnşaat, Tarım, Hayvancılık, Gıda ve Tarıma Dayalı Sanayi yönünden olanakları güçlü olup ekonomik gelişimi hızla yükselmektedir. Özellikle Turunçgil Bahçelerinin ve Tarım alanlarının yok ediliyor olması ilçenin en büyük dezavantajıdır. Toroslar’da da bütüncül bir Kentsel Dönüşüm Planlaması gerekiyor. MERSİN STRATEJİK YATIRIM VE KALKINMA PLANI… Bu planda ilçelerimizin ZENGİNLİKLERİ ve OLANAKLARI diğer bir BAŞAT UNSUR olarak değerlendirilmeli. Bu iki unsur; artalanımızdaki geniş coğrafya ve ilçelerimizin olanakları ile potansiyelleri değerlendirilip bütünleşik bir plan ve program yapılırsa ortaya müthiş bir ekonomik ve sosyal değer çıkar. Devam edeceğiz; önce Mersin ilinin tüm olanaklarını ve potansiyelini ortaya koyacağız. Gerekirse ilçelerimizi tek tek dolaşıp onları heyecana getirip motive edeceğiz; bu projeye katılmalarını sağlayacağız. Gönüllüler ve profesyonellerden oluşan güçlü bir ekip kurup bu Mersin Stratejik Yatırım ve Kalkınma Planını mutlaka yapacağız. Bu belki de bir bölgenin yerleşiklerinin kendi coğrafyalarını kalkındırmak için yapacağı ilk sivil inisiyatif olacaktır. BU PLANI YAPMAK İÇİN HEYECAN DUYMALI VE İNANMALIYIZ... HEYECAN DUYAN VAR MI? Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…
- NASIL BİR MERSİN – Bölüm 1
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 05 Ağustos 2024 Uğrola Mersin, uğrola Türkiye… 11 Eylül 2023 tarihinde “MERSİN, AYRICALIKLI KENT…” başlıklı bir yazı yazmıştım. “Ayrıcalıklı bir kentsin... Senin kadar çok olanağı olan bir kent az bulunur doğrusu…” Cümleleriyle başlamışım yazıma. Bu ayrıcalıklı kent Mersin’i biraz düşünüp, irdeleyip iyi anlamamız gerekir. Coğrafya, iklim, tarih, tarım, yeraltı/yerüstü kaynakları, deniz, ekonomi, eğitim, insan kaynağı, doğal yapısı, artalanı (hinterlandı) gibi açılardan derinlemesine irdeleyip kısa, orta ve uzun vadeli görüngeler (perspektifler) koyarak topyekûn planlamalıyız… Ama her şeyden önce bu kapıları açık, kucaklayıcı ve kapsayıcı kenti çok iyi anlamamız gerekir. Bu kenti sahiplenmemiz, bu kente ait olduğumuzu özümsememiz gerekir. Bu kentin yağmalanmasına ancak bu kente ait olduğunu özümsemiş insanlar koruyabilir ve kalkındırabilir. Bu kente yapılan yanlışlara YÜREĞİ CIZ edenler, bu kente AİDİYET DUYGUSUNU İÇSELLEŞTİRMİŞ İNSANLARDIR. Bu yazım NASIL BİR MERSİN başlığı altında, Mersin’in olması gereken yere ulaşmasında neler yapılabilir konusunu irdeleyen bir yazı dizisinin İLK BÖLÜMÜDÜR. Her şeyden önce gerçek Mersin kültürüyle yetişmiş ve yaşamış bir Mersinli olarak nasıl bir Mersin olsun istiyorum düşüncesi sürekli kafamı meşgul ediyor… Mersin’de geçen hayatımda yaşadıklarım, gördüklerim, edindiğim deneyimlerim, eğitimim ve dünya görüşüm bana bu kent için bir şeyler yapılmalı diyor… Mersin’den hep almayı değil Mersin’e ne verebiliriz de topyekûn kalkınmasını sağlayabiliriz Mersin’in… MERSİN BÜYÜDÜ AMA KALKINDI MI?… Mersin nüfus olarak çok büyüdü, konut inşaatı olarak çok büyüdü… Geniş bir alana yayıldı. O kadar hızlı büyüyor ki açılan yeni caddeler bile bu hıza yetişemiyor. Bundan şunu anlamak gerekiyor; artık Mersin’in nicelik olarak büyüme hızını düşürüp KALKINMA HIZINI arttırmalıyız. Geçmiş yazılarımdan alıntılar yaparak konuların daha anlaşılır olmasına çalışıyorum. 15 Temmuz 2024 tarihinde BÜYÜME Mİ, KALKINMA MI, YOKSA KALKINARAK BÜYÜME Mİ? başlıklı yazımda KALKINMAYI şöyle tanımlamışım: “Kısaca yaşam kalitesi ve yaşam standardının gelişmesidir. Bir ülkenin gelirinin yanı sıra yaşam kalitesini de inceleyen çok boyutlu bir yaklaşımdır. Bir ülkenin tüm nüfusunun genel sağlık, yaşam, eğitim, kültür, sanat ve spor düzeyinin iyileşme sürecini ifade eder. Aynı zamanda teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak artan üretim hacmini, ekonominin rekabet yeteneğini, ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının, kişi başına düşen millî gelirin ve ekonomik özgürlüğün olumlu yönde değişmesi ile tanımlanan bir süreçtir. Ekonomik kalkınma, ekonomi, eğitim, sağlık, kültür, sanat, spor hizmetleri, altyapı ve çevresel sürdürülebilirlik gibi faktörler de dahil olmak üzere hem NİCELİKSEL hem de NİTELİKSEL yönleri dikkate alır.” Her zaman söylediğim gibi bir kentin tüm olanaklarını, tüm potansiyelini, tüm kaynaklarını, jeopolitik konumunu irdeleyerek bir bütün halinde planlamak gerekir; yani bir KALKINMA PLANI yapılmalıdır. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığım sürecindeki en büyük idealim Mersin Stratejik Yatırım ve Kalkınma Planı, daha ilerisi Mersin ve Adana ile artalanını (hinterlandını) kapsayan Çukurova Stratejik Yatırım ve Kalkınma Planı yapılmasıydı. Ön çalışmalarına da başlamış, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile de bu konuda fikir alışverişinde bulunmuştum. Müthiş bir proje olur Ayhan bu demişti; bu projeyi gerçekleştirirsek Mersin ve Adana’nın bileğini kimseler bükemez demişti. Proje için çalışmalara başlamamızı ve her türlü desteği vereceğini belirtip bu projenin lansmanını da Mersin’de yapalım demişti. Ancak kısa bir süre sonra patlayan PANDEMİ ve daha sonra benim Mersin Ticaret ve Sanayi Odasının başından inmemi sağlayan RANTA DOYMAYANLAR yüzünden bu projemi ve birçok projemi başlatamadım ya da tamamlayamadım. Cuma günü Mersin Ticaret ve Sanayi Odasını ziyaret ettiğini rastlantı sonucu öğrendiğim TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu bu projeden söz etmiş; gündemine alması beni bu konuda umutlandırdı. Bu proje gerçekleştirilirse hem Mersin, hem Adana hem de artalanımızdaki iller müthiş kalkınır. Çukurova Bölgesi dünyanın en önemli Ekonomi Havzası olur! HER ŞEYİN BAŞI GERÇEKÇİ BİR PLANLAMADIR… Bundan sonraki bölümlerde NASIL BİR MERSİN konusunu planlı bir şekilde işleyeceğim. Bu konuya ilgi duyup katkı sağlamak isteyen herkes fikirlerini bana iletirse sevinirim. Çünkü planlar katılımcı ve kapsayıcı bir şekilde yapılmalıdır… Haftaya yine buradayız, “NASIL BİR MERSİN – Bölüm 2”de buluşmak üzere hoşça kalın…
- ARTIK DÜNYA’DA HİÇBİR SİYASETÇİ, LİDER, DEVLET ADAMI GÜVENDE DEĞİL!…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 02 Ağustos 2024 İsrail olağanüstü bir cüretle katliam yapıyor… İsrail’in bu cüretine Türkçe’de CAHİL CESARETİ derler. Benjamin Netanyahu için ise GÖZÜNÜ KAN BÜRÜMÜŞ derler. Amerika Birleşik Devletleri ise bu cahilin cüretini arttırarak İsrail’in azmettiricisi olarak görünüyor… Binbir türlü teknolojik silah ve koruma ekipmanıyla donattığı soykırıma uğramış bir milletin devleti İsrail’i geri dönüşü olmayan bir yola sokuyor… Sonunda ABD ve İsrail DÜNYANIN ÇİVİSİNİ YERİNDEN ÇIKARTTI! Soykırımcılar, soykırıma uğramış bir milletin devletine soykırım yaptırıyorlar… ABD tarafından Vadedilmiş Topraklar (Arz-ı mev'ûd) üzerine kurgulanan plana göre İsrail’in sınırlarını genişletip Orta Doğu’nun neredeyse tamamını ve Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinin tamamı ile Doğu Akdeniz Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesinin bir kısmını içeren bir İsrail oluşturulmaya çalışılıyor… Bu Vadedilmiş Toprakları gösteren çeşitli haritalar var; araştırdım ve en ilginçlerinden birini solda paylaştım bu yazımda. Türkiye’de yaşayanlar bu haritayı iyi incelesin ve okusun! Boş vaatlere kapılmasın… Son olarak Hamas'ın siyasi lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesi “ARTIK DÜNYA’DA HİÇBİR SİYASETÇİ, LİDER VE DEVLET ADAMININ GÜVENDE OLMADIĞINI” gösterdi! CNN bir kaynaktan aldığı habere göre Haniye’nin patlamadan iki ay önce Tahran'daki bir misafirhaneye yerleştirilen patlayıcı bir cihazla öldürüldüğünü yazmış. Füzeyle ya da patlayıcı ile, nasıl olduğu fark etmiyor, eğer ABD’nin işine gelmiyorsanız yok edilirsiniz... DİKKATLİ OLUN! TÜM SİYASETÇİ, LİDER VE DEVLET ADAMLARI KENDİNİ KOLLASIN!












