MERSİN’İ SU DEĞİL, RANT BOĞUYOR
- Ayhan KIZILTAN
- 3 saat önce
- 5 dakikada okunur
"Konuşmayı değil, sonucu ölçen bir kent yönetimi şart"
Özet – 04 Şubat 2026, Ayhan Kızıltan
“Mersin’i sel bastı, birkaç gün konuşuldu, sonra yine unutulacak. Oysa sorun yağmur değil; dere yataklarını daraltan, kıyıyı betonla duvar gibi ören ve risk bilgisini imara bağlamayan şehir düzeni. Haritalar var, plan notları var, uzmanlar geliyor ve uyarıyor; ama öneriler takvime, bütçeye ve denetime dönüşmeyince her sağanak aynı faturayı kesiyor. Bu yazıda Mersin’in sel döngüsünü kıracak basit ama etkili yolu anlatıyorum: Konuşmayı değil, uygulamayı ölçen bir şehir yönetimi”
Not: Uzun süredir yazıyorum; hafif eleştiri, sorun tanımı ve çokça çözüm ve proje içerikli. Arada bir takdirle karşılanıyorum ama neden yazdığımla ilgili meraklı sorularla da karşılaşmıyor değilim; bir beklentimin olup olmadığı ile ilgili merak söz konusu oluyor. Bu yazıyı bir makamla yarışmak ya da kimsenin önüne geçmek için değil, yaşadığım kentin daha güvenli ve daha yaşanılır olması için yazıyorum. Eleştiri ve önerileri ‘tehdit’ değil, yerel yönetimi güçlendiren bir katkı olarak görmek gerekir. Benim beklentim, doğru bulunan önerilerin kimden geldiğine bakılmadan takvime ve uygulamaya dönüşmesidir. Mesele kimin konuştuğu değil, Mersin’in ne kazandığıdır.
Afet doğa olayı değil, yönetilemeyen risktir.
30 Ocak sabahı yağmur sadece yağmadı. Kentin yıllardır biriktirdiği ihmal, parçalı yönetim ve yanlış öncelikler de bir kez daha ortaya çıktı. Aynı alt geçitler, aynı caddeler, aynı dere yatakları, aynı panik. Birkaç gün konuşacağız, geçmiş olsun diyeceğiz, “ders çıkaracağız” diyeceğiz. Sonra gündem değişecek. Bir sonraki sağanakta aynı yerler yeniden suya teslim olacak.
Bu döngüyü kırmak zorundayız. Çünkü sel, yalnızca meteorolojik bir olay değildir. Sel, riskin doğru okunmaması ve kentin buna göre hazırlanmayışıdır.
30 Ocak selinin fotoğrafı
T.C. Mersin Valiliği açıklamasına göre kent genelinde etkili olan sağanakta su taşkınları yaşandı. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne 134 ihbar ulaştı; ilgili kurumlar 509 araç ve 1.142 personelle sahada çalıştı; 51 ev ve işyeri ile bazı araçlar etkilendi; mahsur kalan vatandaşlar kurtarıldı; tarım alanlarında zarar tespitleri yapıldı (yazdığım rakamlar eksik ya da fazla olabilir).
Bu tabloya bakınca iki duygu aynı anda geliyor: Şükür ki can kaybı yaşanmaması. Ama aynı zamanda şu soru geliyor: Madem her seferinde bu kadar büyük bir seferberlik gerekiyor, niçin kalıcı önlemde bu kadar yavaşız?
Kâğıt var, irade eksik kalıyor
“Hiçbir şey bilmiyoruz” dönemi bitti. Taşkın yönetimi konusunda kurumsal çalışmalar var. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Doğu Akdeniz Havzası için taşkın yönetim planı çalışmaları yürütmüş. Bu süreçte riskli alanlar tespit edilmiş; suyun yayılımı ve derinliğini gösteren taşkın tehlike haritaları ile risk sınıflandırmalarını içeren taşkın risk haritaları oluşturulmuş ve uygulanması gereken tedbirler belirlenmiş.
Daha da önemlisi, imar planlarının kendi hükümleri bile çok açık: “Taşkına maruz alan” olarak işaretlenen yerlerde ilgili mevzuata uyulması gerektiği ve yerleşik alan içinde kalması durumunda dere ıslah çalışmaları tamamlanmadan uygulama yapılamayacağı plan notlarında yazıyor. Bazı plan notlarında da “taşkına maruz alanlarda” Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin uygun görüşü alınmadan imar durumu ve inşaat ruhsatı verilemeyeceği belirtiliyor.
O halde sorun bilgi yokluğu değil. Sorun, bilginin karara ve sahaya bağlanmaması.
Kentin sorunu yağmur değil, kent formu (şekli) ve karar düzeni
Kıyı kentlerinde özellikle düşük kotlu bölgelerde suyun kendiliğinden boşalması her zaman mümkün olmaz. Üstelik şehirleşme arttıkça geçirimsiz yüzey artar, yağmurun toprağa karışması azalır, su kısa sürede yüksek debiyle akışa geçer. Yanlış planlanmış bir sokak eğimi, önü binalarla kesilmiş bir sokak, yetersiz bir menfez kesiti ya da daraltılmış bir dere yatağı, bütün mahalleyi etkileyen taşkına dönüşebilir.
Bu yüzden mesele “yağmur yağıyor” meselesi değil; “şehir yağmur suyunu yönetebilecek şekilde kurulmuş mu” meselesidir.
Konferanslar kente değer katıyor, şimdi o değeri sahaya indirelim
Kent odaları ve sivil toplum kuruluşları afet ve kentleşme başlıklarında zaman zaman çok kıymetli bilim insanlarını davet ediyor. Bu buluşmaların büyük kazanımı şu: Riskleri ve çözüm yollarını bilimsel bir çerçevede, birinci elden dinliyoruz.
Ancak bu tür etkinliklerin gerçek gücü, salonun doluluğunda değil; etkinlikten sonra başlayan kurumsal çalışmada ortaya çıkar. Örneğin Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın 26 Eylül 2024’te düzenlediği kentsel dönüşüm konferansı, kentin bilimsel uyarılarla yüzleşmesi açısından önemli bir fırsattı. Bu konferansın öne çıkan konuşmacılarından Övgün Ahmet Ercan gibi bir uzmanın değerlendirmeleri, özellikle zemin, kıyı bandı yapılaşması ve bütünsel dönüşüm başlıklarında kent kararlarına ışık tutabilecek nitelikteydi.
Burada niyetim kimseyi suçlamak değil. Tam tersine, bir ortak akıl çağrısı yapmak: Bilim insanları konuşuyor, odalar ve STK’lar emek veriyor, kurumlar sahada çalışıyor. Şimdi bu üç hattı aynı hedefe bağlayacak bir “çıktı ve takip düzeni” kuralım. Böylece emeğin değeri fotoğraf karesinde kalmaz; kentte hissedilir.
Basit bir öneri: Konferans sonuç ve uygulama protokolü
Tek sayfalık sonuç notu: Etkinlik biter bitmez “en kritik 5 uyarı, en uygulanabilir 5 öneri” maddeler halinde yazılsın.
15 gün içinde kurum içi değerlendirme: Mersin Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, altyapı idareleri, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve ilgili birimler bu notu teknik ekipleriyle masaya yatırsın. “Hemen yapılacaklar, proje gerektirenler, imar ve mevzuat gerektirenler” diye ayrıştırsın.
90 gün içinde ilk uygulama paketi: Seçilen maddelerin en az bir kısmı sahada ölçülebilir biçimde başlasın. Bir menfez büyütmesi, bir dere kesiti düzenlemesi, bir kritik noktada yağmur suyu hattı iyileştirmesi, bir taşkın alanında ruhsat süreçlerinin sıkılaştırılması, yıkılması gereken binalar varsa gereğinin yapılması gibi.
Şeffaf ilerleme panosu: Her ay “başladı, projelendirildi, ihale edildi, tamamlandı” gibi net durum bilgisi yayımlansın.
Bu yaklaşım kimseyi hedef almaz; tam tersine konuşmayı kent için bir üretim hattına çevirir.
İmar tartışması kavgayla değil, bilimle yürümeli
Kent yönetiminde zaman zaman “imar kirliliğine müsaade etmeyiz” gibi güçlü irade beyanları da duyuyoruz. Vahap Seçer üzerinden kamuoyuna yansıyan bu tutum, doğru yönde bir mesajdır. Fakat tek başına mesaj yetmez; mesajın arkasına denetim, şeffaflık, plan revizyonu ve uygulama takvimi konmadıkça kent, aynı sorunları yeniden yaşar.
Ben yıllardır “kişisel rant” düzeninin kentin ortak çıkarını aşındırdığını söylüyorum. Bu eleştiriyi sadece itiraz olsun diye değil, kenti rahatlatacak bir dönüşüm disiplinine kapı açsın diye yapıyorum.
Çözüm: Mersin Taşkın Dayanıklılığı Programı
Buradaki amaç büyük laflar değil; takvime bağlı, ölçülebilir işler.
İlk 30 gün
Kritik mazgal, ızgara, menfez ve dere geçişlerinin envanteri, kapasite ölçümü ve bakım sorumluluğu
Taşkın anı trafik yönetim planı, kapanacak güzergahlar ve alternatifler
Dere yataklarında ve birikim noktalarında rutin bakım standardı
“Taşkın Panosu”: Nokta, neden, yapılacak iş, sorumlu, tarih
6 ay
Yağmur suyu master planının güncellenmesi ve önceliklendirilmesi
Taşkın alanı plan hükümlerinin ruhsat süreçlerine otomatik kontrol olarak bağlanması
Dere aksları için mühendislik projesi, kesit ve kapasite iyileştirmeleri
Kıyı bandında düşük kotlu kritik bölgelerde gerektiğinde pompaj ve enerji yedeklemesi
Bu noktada somut bir hatırlatma yapmak isterim: Kıyı bölgelerinde deniz ve kara kot farkının düşük olması nedeniyle bazı noktalarda suyu “yerinde bırakmak” değil, doğru bir altyapıyla aktarmak gerekir. Bu yaklaşımı, sahaya uygun mühendislikle tartışmak ve uygulamak zorundayız.
3 yıl
Bütünsel kentsel dönüşüm: Yol, yeşil alan, altyapı ve yapı stoku birlikte ele alınmalı
Mavi yeşil altyapı: geçirgen yüzeyler, yağmur bahçeleri, küçük geciktirme cepleri
Dere yatağı ve taşkın koridorlarının geri kazanımı
Kent içi ana tahliye omurgası: Güney kuzey doğrultusunda kesintisiz transit bulvarlar, hem ulaşımı hem yağmur suyu tahliyesini birlikte çözecek şekilde tasarlanmalı
Yönetişim şartı
Sorumlusu belli olmayan iş, yapılmamış iştir. Bu iş sadece tek bir kurumun meselesi değildir. Su yönetimi, imar, altyapı, afet, trafik ve çevre aynı bütünün parçalarıdır.
Kent, yönetenlerden şunu duymak istiyor: “Şu tarihe kadar şu iş bitecek. Kaynağı şu. Sorumlusu şu. Denetimi şu.” Bunu duyduğumuz gün, sel sadece yağmurun değil, yönetimin de konusu olmaktan çıkacak ve çözümün konusu olacak.
Son söz
Bu sel de unutulabilir. Ama risk unutulmamalı. Unutulan dersler olursa, bedel büyür.
Çağrım şudur: Konuşmayı küçümsemeden, konuşmayı sahaya bağlayalım. Planı övmek yerine planı takvime çevirelim. Fotoğrafla yetinmeyip sonuç üretelim.
Yeni yazımda görüşmek üzere, hoşça kalın!









Yorumlar