top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 171 sonuç bulundu

  • SEÇER: "BU KENTTE İMAR KİRLİLİĞİNE MÜSAADE ETMEYİZ"

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 29 Haziran 2025 Satınal UĞUROLA MERSİN, UĞUROLA TÜRKİYE… Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 2025 yılı Haziran ayı olağan toplantısının 2. Birleşiminde, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, imar konusunda büyükşehir olarak denetim yetkilerini etkin kullandıklarını vurgulayarak, "Bu konuda çok ciddiyiz. Emsal fazlası ya da mevzuata aykırı binalara göz yummayacağız. Gerekirse yıkım dahil her türlü işlemi yaparız" demiş. İyi de demiş! Zira, Mersin’in başta narenciye bahçeleri olmak üzere tarım alanları yok edildi, yıllardan beri süregelen bu keyfi ve isteğe tabii imar planları ve kararlarından. Birçok değerli tarihi binalarımız yıkıldı, kentin o otantik ve tarihi dokusu, doğal görünümü yok edildi diyebiliriz… Yollarımız zig-zag çizerek, adeta binaların arasında kendine yol açmak için ilerliyor. Deniz ve dağ doğrultusunda bir tane upuzun, kesintisiz ve dümdüz bulvarımız, caddemiz sokağımız yok. Ana yollarımız görece olarak geniş ve düz diyebiliriz; ama oralarda da geniş yarıçaplı zig-zaglar var. Ya maazallah, ana yollarımızdan iç kısımlardaki ara sokaklara girecek olursanız, girdiğiniz o ana yola yeniden ulaşmak isterseniz ancak navigasyon kullanarak zig-zaglı sokakları geçip yeniden girdiğiniz noktaya ulaşabilirsiniz… Sahillerimiz beton bloklar görünümündeki yapılar tarafından surlarla örülmüş gibidir. Burası sahil kentidir; deniz ile dağın birbirini görüp bir birbirine ulaşması gerekir. Yani kuzey ve güney rüzgarları kentin hava almasını ve yağan yağmurların kent içinde birikmeden denize ulaşması sağlamalıdır. İmar planları işte bu yüzden çok önemlidir. Meclis çoğunluğumuz var, nasıl olsa meclisten istediğimiz planı geçiririz diye kent için olumsuzluk yaratacak, kişisel ve keyfi imar planları yapmaktan ve uygulamalardan vazgeçilmelidir. SESSİZ BİR MERSİN İSTİYORUZ! Bir önemli sorunu daha var Mersin’in; o da GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ. Özellikle Mezitli ilçesinde Davultepe dolaylarındaki açık hava düğün ve etkinlik alanlarında akşamları ŞİDDETLİ SEVİYEDE MÜZİK ÇALINIYOR. Bu bölgeler yoğun konut ve yaşam alanları durumunda. Akşamları, özellikle hafta sonları, çekilmez oluyor bu şiddetli seviyedeki müzik yayınları. Saatlerce sinir harbi durumunda evlerinde binlerce insan. İnsanlar sessiz ve huzurlu bir biçimde evlerinde dinlenmek istiyor; ne mümkün! Evimin yakınında birkaç yer var böyle aşırı şiddette müzik yayını yapan, artık o mekanları işletenlerin insafına kalıyoruz. Birçok kez üstümü giyinip o mekanlara gidip rica ettim sesi kısmaları için ama nafile; bizim iznimiz ver diyorlar. 112 Acil ve İlçe Zabıtayı arıyorum sürekli, ekip gönderiyoruz diyorlar her seferinde ama gelen giden ekip yok, müdahale eden yok. Sinirimizle kalıyoruz, tabi ertesi gün psikolojimiz son derece bozuk oluyor. Büyük Şehir Belediye Başkanı kentteki bu aşırı şiddetli gürültüye de müdahale etmeli; etmesi gerekenler etmiyor ne yapayım. Bu işi de Vahap Seçer’in üzerine yıktık. MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI TÜM MERSİN’İN ÇIKARLARINI GÖZETECEK EN ÖNEMLİ MAKAMDIR… Çünkü; Mersin ilinde yaşayan hemşerilerimiz tarafından seçilmiştir. Büyükşehir Belediye Başkanının yatırımların, ekonomik ve sosyal hayatın geliştirilmesi dışında en önemli sorumluluklarından biri budur; kentin tamamını denetim ve gözlem altında tutmak. Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer “BU KENTTE İMAR KİRLİLİĞİNE MÜSAADE ETMEYİZ” çıkışıyla doğru olanı yapmıştır. Özlenen ve beklenen bir tavırdır bu ve halk tarafından da kabul görmüştür kanaatimce. İMECE Haber Gazetesinde ve Kişisel Web Sayfamda 8 Tem 2024 tarihinde yayınlanan “RANTA DOYMAYANLAR: HERŞEYİ TASARLAYAN ONLAR…” başlıklı yazımda aşağıdaki tümceleri yazmışım: “Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı kentte güvendiğim siyasetçilerdendir. Kentin geleceğini düşündüğüne inanıyorum. Geçmişte bu tür imar ve yoğunluk artışlarına izin vermediğini biliyorum ve şahidim. İnce eleyip sık dokuyacaktır; kentin önü kesiliyor gibi asılsız eleştirilere de kulaklarını tıkayacaktır.” Yine Kişisel Web Sayfamda 7 Mayıs 2024 tarihli bir başka yazımda, “YEPYENİ BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ: “TEK BORCUNUZ MERSİN HALKINA!” şunları yazmışım: “Tek borcunuz Mersin Halkına! Bu rantçılar size oy getirmediler, getiremezler de. Çevrelerinde yalnızca kendileri gibi rantçılar var. Belki de seçim kampanyanıza destek vermişlerdir, kimbilir? Şimdi karşılığını isteyebilirler! Borcunuz yok onlara, bilin bunu… Doğru olduğunuz sürece arkanızda olur Mersin Halkı... GÜCÜNÜZÜ HALKTAN ALIN!” Bir başka yazım daha; “DEPREM VE BÜTÜNSEL KENTSEL DÖNÜŞÜM…” Kişisel Web Sayfamda 18 Eylül 2024 tarihinde paylaşmışım. Şöyle yazmışım: “MTSO-Mersin Ticaret ve Sanayi Odası 26 Eylül 2024 tarihinde KENTSEL DÖNÜŞÜM VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ŞEHİRLER KONFERANSI düzenliyor. Bu konferansta dikkatimi çeken çok önemli bir konuşmacı var. Yüksek Jeofizik Sayışmanı (Mühendisi) Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan. Basın ve medyadan zaten iyi tanıdığımız Prof. Dr. Ercan’ı birkaç kaynaktan ayrıca inceledim. MTSO iyi bir seçim yapmış. Gölcük depreminin ardından, Türkiye'de toplumun deprem konusunda bilinçlenmesi için yaptığı çalışmalar ile tanınıyor Prof. Dr. Ercan. Kamusal Toplum (Sivil) Örgütçüdür; toplum için çalışan bir bilim insanı yani.” Sonuçta bu bilim insanı Mersin’e geldi ve tüm Mersinlileri uyardı; Yer Bilimci olan Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan Mersinlileri olabildiğince uyardı. Özellikle sahil bandının gevşek bir yer yapısına sahip olduğunu ve çok yüksek katlı binaların buralarda ne işi olduğunu sordu. Yanıt yok! Ahmet Ercan birçok şey söyledi, birçok uyarı yaptı, birçok akıl verdi. Konferansı düzenleyenlerden de yanıt yok, kenti idare edenlerden de; varsa yoksa imar, imar, imar… Madem böyle dünya çapında uzman bilim insanlarını getiriyoruz Mersin’e, onların söylediklerini dinlemeli ve uygulamalıyız. Sanki bu bilim insanları hiç Mersin’e gelmemiş, hiçbir şey söylememiş gibi davranamayız. Dinlemeyip uygulamayacaksak ne gereği var bu insanları meşgul etmenin. Hala imar, hala rant peşindeyiz! Vahap Seçer bu işlerin peşine daha sıkı düşer diye umuyorum. Bir başka yazım: “MERSİN’İN DEĞERLERİ MERSİN’E DEĞER KATMALI…” İMECE Haber Gazetesi ve Kişisel Web Sitemde, 03 Haziran 2024. Aşağıdakileri yazmışım: “MERSİN KAMUOYU ARTIK DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMALI… Bir kentin değerleri tüm kente rant sağlayacak ve rantabl bir biçimde planlanarak yönetilmelidir.… Mersinliler! Seyretmeyelim, irademizi koyalım ortaya, değerlerimize sahip çıkalım…” Ben bu kentte doğdum, bu kentte büyüdüm, bu kentte yaşıyorum, bu kente gömüleceğim… Çocuğumu, torunumu arkamda bu kentte bırakacağım… Bu kentin yağmalanmasını istemiyorum… Hep karşı duracağım yağmalanmasına. Sonuçta bu kent halkı kentine sahip çıkanları sahiplenir… Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…

  • BİR KOVBOY FİLMİ GİBİ…

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 25 Haziran 2025 Satınal UĞUROLA MERSİN, UĞUROLA TÜRKİYE… Amerikan Kovboy (Western) Filmlerinde klasik bir senaryo olur ya! Hani Kasabanın Şerifinin gücünü arkasına alıp çetesiyle birlikte etraftaki Çiftçileri tehdit ve silah yoluyla bezdirip topraklarına el koymaya çalışan Kasabanın Cani Ali Kıran Başkeseni olur ya! Hakkını savunmak için karşısına çıkanları Şerifin desteğiyle komplolar kurup katlederek, çiftliklere baskınlar yapıp yakarak terör estirip topraklarına birer birer el koyar Kasabanın bu Cani Ali Kıran Başkeseni. Film bu ya, sonunda pek konuşmayan, gözüpek, güçlü ve hızlı bir silahşor çıkıp Şerif de dahil bu kötülerin saltanatını sonlandırır. İşte İsrail filmdeki bu Cani Ali Kıran Başkesen, Şerif de ABD Başkanı Trump… Burada gözüpek, konuşmadan işini yapan güçlü ve hızlı bir silahşor arıyor Orta Doğu coğrafyasındaki toprak sahipleri adalet için… Bu konuda ortada çok aktör var konuşulan; özellikle Rusya, Çin, Avrupa Birliği… ORTADOĞU KRİZİNİN KÖKLERİ VE ÇÖZÜM YOLU… 1. ÇATIŞMANIN ÖZÜ: DIŞ MÜDAHALE VE ÇIKAR SARMALI Dış Güçlerin Rolü: ABD, Rusya, AB ve Çin'in petrol, silah ticareti ve jeopolitik nüfuz için bölgeyi kışkırtması. Vekalet Savaşları: Suriye, Yemen ve Libya'da dış destekli iç savaşlar. Yapay Sınırların Mirası: Sykes-Picot (1916): Etnik-dini gerilimleri kalıcılaştıran suni devletlerin oluşturulması. 2. BÖLGESEL AKTÖRLER: FIRSATLAR VE ENGELLER Aktör Güçlü Yönler Zayıflıklar Türkiye Askeri kapasite, insani diplomasi Ekonomik kırılganlık, Arap dünyasında güven açığı Katar Arabuluculuk, finansal esneklik ABD üssü (Al Udeid) nedeniyle "tarafsızlık" sorgusu İran Vekil güçler (Hizbullah/Hamas) Ekonomik yaptırımlar, nükleer kriz İsrail Teknolojik üstünlük, ABD desteği Uluslararası yalnızlaşma, ahlaki güvenilirlik kaybı 3. NÜKLEER İKİLEM VE ÇİFTE STANDART İsrail: 80-400 nükleer başlık, NPT-Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması dışında denetimsiz. "Samson Seçeneği" doktrini: Varoluşsal tehditte nükleer silah kullanımı. İran: NPT imzacısı olmasına rağmen sıkı denetim ve yaptırım baskısı altında. Uluslararası Sistemin Çöküşü: ABD vetosuyla BMGK-Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda İsrail'e yaptırım engellenmesi. 4. TARİHSEL PARADOKS: "MAĞDURDAN ZALİME" Yahudiler: Soykırım mağduru ama Gazze'de sistematik soykırım uyguluyor. Batı'nın İkilemi: Soykırım geçmişi olan (ABD: Kızılderililer, Almanya: Yahudi Soykırımı) ülkeler İsrail'e koşulsuz destek veriyor. 5. KAYNAK SÖMÜRÜSÜ VE EKONOMİK ADALETSİZLİK Petro-Dolar Sistemi: ABD'nin Suudi Arabistan, BAE gibi otokrasileri desteklemesi. Silah Endüstrisi: Gazze'de kullanılan bombaların %85'i ABD menşeli. Zenginliğin Dağılımı: Suudi Arabistan'ın savunmaya yıllık 70 milyar $ harcaması, buna karşın işsizlik %11. ÇÖZÜM İÇİN YEREL FORMÜL: "DIŞ MÜDAHALESİZ ÇÖZÜM OLASI MI?" Olabilir, çünkü: Tarihsel Başarı Örnekleri: Lübnan İç Savaşı (1990): Hizbullah ve Marunilerin yerel diyaloğu ile sona erdi. İran-Suudi Arabistan Uzlaşması (2023): Bölgesel iradeyle imzalandı (Çin sadece aracı oldu). Kültürel ve Sosyal Avantajlar: Ortak dil (Arapça), dini referanslar ve sosyal kodlar, Batılı diplomatlardan daha etkili iletişim sağlar. ÖN KOŞULLAR: Yozlaşmış Rejimlerin Dönüşümü: Petro-Dolarla beslenen diktatörlüklerin (Suudi Kraliyet, BAE) halkın çıkarını önceleyen Demokratik Yönetimlere dönüşmesi. Silah Endüstrisinin Dizginlenmesi: Bölge ülkelerinin askeri harcamaları %50 azaltılması mutabakatı. 3 SOMUT ADIM: Ekonomik Bağımsızlık: Ortak Petrol gelirlerinin Norveç modeliyle halk fonlarına aktarılması. Güneş enerjisi devrimi: Bölge günde yaklaşık 6.5 kWh/m² güneş alıyor. Bu sayede fosil yakıt bağımlılığını bitirmek. Gençlik ve Eğitim İttifakı: Orta Doğu Gençlik Meclisi: Dijital platformda sınır ötesi projeler (yapay zekâ, yenilenebilir enerji). Ortak Tarih Kitapları: Arap, Fars, Türk, Kürt ve Yahudi tarihçilerle nesil anlatıları oluşturmak. Güven İnşası Mekanizmaları: Dini Liderler Diyaloğu: El-Ezher, Diyanet, Hahambaşılığın "Ortak Yaşam Bildirgesi". Bölgesel İnsani Koridor Ağı: Türkiye-Katar-Mısır koordinasyonunda acil yardım sistemi. SONUÇ: "KADERİNİ KENDİN TAYİN ETMEK" "Ortadoğu'nun kurtuluşu, Batı'nın 'kurtarıcılığına' değil; bölge halklarının kaynaklarına sahip çıkmasına, yozlaşmış rejimleri demokratik yönetimlere dönüştürmesine ve dış güçlerin kışkırtmalarına direnmesine bağlı. Gazze'de dökülen her damla kan, bu uyanışın ateşini harlıyor. Unutmayalım: Afrika'nın bağımsızlık dalgası (1950-60) da dışarıdan 'kurtarıcı' beklemeden gerçekleşti. Yol uzun, ama imkânsız değil." Çıkışın Anahtarı: Petro-dolar tuzağını kırmak, Silah endüstrisini dizginlemek, Eğitimli genç nesillerle geleceği inşa etmek. TÜRKİYE CUMHURİYETİ ORTA DOĞU’NUN LİDERİ OLABİLİR Mİ? Türkler Osmanlı İmparatorluğu zamanında yüzlerce yıl yönetti bu coğrafyayı; bu yüzden çok iyi tanırız bölgeyi ve insanlarını. Hep yazıp söylemişimdir; bu coğrafyanın sorunlarını bu coğrafyada yaşayanlar birlikte çözer. Üçüncü ülkeler işlere karıştırılırsa sürekli kan, göz yaşı, yoksulluk, cahillik olur bu coğrafyada. Çünkü dışardan gelenler sömürmenin peşindedir; burada yaşayan insanların nebze değeri yoktur onların gözünde. Alacaklarını almak için kimsenin gözünün yaşına bakmaz, alıp giderler, arkalarında da kan ve gözyaşı bırakırlar. Bu ABD nereye demokrasi getireceğim diye gitse orayı allak bullak eder, kana bular. Şu anda içinde bulunduğu siyasi durumu bir kenara bırakıp irdeleyelim Orta Doğu açısından Türkiye’yi. Her şeye karşın Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi anlayışı ve devlet yönetme deneyimi, kamu kurumları ve sivil toplum kurumları, sanat, kültür, vs. ile Orta Doğu ülkelerinden hayli önde olması belki bir rol model yapabilir Türkiye’yi. Türkiye'nin Güçlü Yönleri ve Potansiyel Rolü Bölgesel Askeri Kapasite ve Coğrafya: NATO'nun ikinci büyük ordusu, sınır ötesi operasyon tecrübesi (Suriye, Irak, Libya) ve İncirlik Üssü gibi stratejik varlıklarla askeri caydırıcılığı var. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları gibi örnekler, tampon bölge oluşturma becerisini kanıtlıyor. Bölgedeki Aktörlerle Bağlantı Çeşitliliği: Hamas'ın İstanbul'da siyasi bürosu var; hem İran hem İsrail hem Filistinlilerle iletişim kanalları mevcut. İran'la enerji ticareti (doğalgaz) ve sınır güvenliği işbirliği var. Rusya ve ABD ile kriz dönemlerinde köprü kurabilme kabiliyeti (ör: Ukrayna tahıl koridoru). İnsani ve Diplomatik Araçlar: KIZILAY, TİKA ve AFAD gibi kuruluşlarla bölgede insani yardım yeteneği ve kapasitesi yüksek. Diyalog platformları (İstanbul Süreci gibi) tecrübesi var. Türkiye'nin Önündeki Engeller ve Güven Sorunları İran'ın Türkiye'ye Güvenmesi Mümkün müdür? Evet diyen faktörler: Ekonomik bağımlılık: İran, doğalgaz ihracatı ve kara ticareti için Türkiye'ye muhtaç. Terörle ortak mücadele: PKK/YPG'ye karşı istihbarat paylaşımı yapıyorlar. Suriye'de rejim işbirliği: Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda ortak tutumdalar diyebiliriz. Hayır diyen faktörler: Azerbaycan faktörü: Türkiye'nin Azerbaycan'a askeri desteği (2020 Karabağ Savaşı) ve İran Azerilerine yönelik milliyetçi söylemler, İran'da "Pantürkizm tehdidi" algısı yaratıyor. İsrail ile ilişkiler: Türkiye'nin İsrail'le ticari bağları sürdürmesi (2022'de $6.9 milyar ticaret hacmi) ve MOSSAD ile istihbarat ilişkileri, İran'da şüphe uyandırıyor olabilir. Sünni jeopolitiği: İran, Türkiye'nin Müslüman Kardeşler ve Sünni gruplarla bağlarını "Şii kuşağına tehdit" olarak görüyor. ABD Askeri Varlığı (İncirlik Üssü) Etkisi: İncirlik Üssü taktik öneme sahip (nükleer silah depolama kapasitesi var) ancak Katar'daki Al Udeid kadar stratejik bir merkez değil. Türkiye, İncirlik'i dış politikada koz olarak kullanabiliyor (ör: 2019'da üssü kapatma tehdidi). İran'ın bakışı: İran, İncirlik'i "ABD'nin bölgedeki uzantısı" olarak görse de, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 alımı, F-35'ten çıkarılması ve YPG'ye operasyonları, ABD ile ilişkilerinin istikrarsız olduğunu gösteriyor. Bu da İran nezdinde "göreceli özerklik" algısı yaratıyor. Türkiye Hangi Konularda Kritik Rol Oynayabilir? Gazze Krizi: İran, Hamas ve İsrail arasında müzakere kanalı olabilir. İnsani yardım koridoru (Mısır'la rekabet ama lojistik kapasite avantajı var Türkiye’nin). Suriye'nin Parçalanmasını Önleme: Bölge ülkeleri ile koordineli olarak, Suriye’nin parçalanmasını önleyebilir. Su ve Enerji Diplomasisi: Fırat-Dicle suları ve Doğu Akdeniz gazı konularında bölgesel uzlaşı platformu kurabilir. Coğrafyanın ekonomik ve sosyo-kültürel gelişmesi: Basra Körfezi-Türkiye arası kalkınma yolunun yapımında Türkiye aktif rol üstlenebilir, coğrafyanın tarım ve sanayi kalkınmasında deneyimlerini aktarabilir. SONUÇ: Siyasi sorunlarını çözmüş bir Türkiye Orta Doğu sorunun çözümünde lider ve kilit rol oynayabilir. Topyekûn kalkınmış bir Orta Doğu coğrafyasın tüm dünyaya büyük katkısı olur. ORTA DOĞU İLE İLGİLİ YAZILARIM… Orta Doğu ile ilgili birçok yazı yazdım; hem İMECE Gazetesi’nde hem de web sitem AYHANKIZILTAN.COM’da yayınlandı. Okumadıysanız aşağıdaki bağlantıları web tarayıcısına kopyala yapıştır yoluyla okuyabilirsiniz: TRUMP NE YAPAR? BİZ KENDİMİZE BAKALIM… https://www.imecegazetesi.com/trump-ne-yapar-biz-kendimize-bakalim İNSANLIK ARTIK ÇOK YÜKSEK BİR MERTEBE… https://www.imecegazetesi.com/insanlik-artik-cok-yuksek-bir-mertebe ORTA DOĞUDA KONU NEDİR? https://www.imecegazetesi.com/orta-doguda-konu-nedir DAVOS: DÜNYA NELERİ KONUŞUYOR, YA BİZ? https://www.imecegazetesi.com/davos-dunya-neleri-konusuyor-ya-biz DURUM: BİRAZ KARIŞIK… https://www.imecegazetesi.com/durum-biraz-karisik NE OLACAK BU ORTADOĞUNUN HALİ? UYANMAK BU KADAR ZOR MU??? https://www.imecegazetesi.com/ne-olacak-bu-ortadogunun-hali-uyanmak-bu-kadar-zor-mu ORTA DOĞU ÜLKELERİNİN TEK ADAMLARI HALKLARINA İHANET EDİYOR… https://www.ayhankiziltan.com/post/orta-do%C4%9Fu-%C3%BClkeleri%CC%87ni%CC%87n-tek-adamlari-halklarina-i%CC%87hanet-edi%CC%87yor LAHEY: ATEŞKES YOK AMA ÇOK İNSAN ÖLDÜRMEMEK İÇİN ÖNLEM AL… https://www.ayhankiziltan.com/post/lahey-ate%C5%9Fkes-yok-ama-%C3%A7ok-i-nsan-%C3%B6ld%C3%BCrmemek-i-%C3%A7i-n-%C3%B6nlem-al ARTIK DÜNYA’DA HİÇBİR SİYASETÇİ, LİDER, DEVLET ADAMI GÜVENDE DEĞİL! https://www.ayhankiziltan.com/post/artik-d%C3%BCnya-da-hi-%C3%A7bi-r-si-yaset%C3%A7i-li-der-devlet-adami-g%C3%BCvende-de%C4%9Fi-l Umarım bir gün insanlığın vicdanı, jeopolitik çıkarların önüne geçer.… "Bir coğrafya ancak kendi halkının bilgeliğiyle iyileşir. Dışarıdan gelen 'kurtarıcılar', petrol lekeli pelerinleriyle gelir." "Adaletin coğrafyası olmaz." BİR GÜN BU TOPRAKLARDA; Petrol değil bilgelik, Silahlar değil kitaplar, Sınırlar değil kucaklaşmalar konuşulursa... Bunu gerçek vicdan sahiplerine borçlu olacağız. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız… Not: Bu yazıyı DeepSeek Yapay Zeka ile işbirliği yaparak yazdım. Olayları ve istatistikleri derinlemesine sorgulama ve inceleme yeteneği hayli yüksek DeepSeek’in.

  • UĞUR OLA MERSİN, UĞUR OLA TÜRKİYE

    ÖZET: “Uğur Ola Mersin, Uğur Ola Türkiye” basit bir selam değil, Mersin’den yükselen vicdanlı kalkınma, demokrasi ve üretim toplumu çağrısıdır; geçmişi unutmadan geleceği kurmak isteyen herkese yazılmış bir yol arkadaşlığı teklifidir. 29 Mayıs 2025 Kitabımın adı neden UĞUR OLA MERSİN, UĞUR OLA TÜRKİYE? Bu soru bana ençok sorulan sorudur. Yazılarımı yazarken ve konuşurken ÖZTÜRKÇE kelimeler bulmaya ve seçmeye çalışırım... MERHABA ya da SELAM kelimelerinin yerine hep ÖZTÜRKÇE bir kelime araştırdım; sonunda buldum. Evet UĞUR OLA! Yani girdiğiniz bir ortama ya da karşılaştığınız birisine iyi şanslar, esenlikler, iyilikler gelmesini istediğinizi belirten bir anlamda kullanıyorum. UĞURLAR OLSUN kelimesiyle karıştırılmamalı; UĞURLAR OLSUN birisini ya da birilerini yolcu ederken iyi şanslar dilemek, esenlikle git, yolun açık olsun demek anlamındadır. UĞUR OLA = MERHABA, SELAM UĞURLAR OLSUN = GÜLE GÜLE, İYİ YOLCULUKLAR, ESENLİKLE, SAĞLIKLA GİT BU KİTABIM NE ANLATIYOR? Bir şehirden, Mersin’den yükselen bir ses… Bir ömürlük gözlem, düşünce ve mücadeleyle yoğrulmuş bir kitap... Sanayiciden bir aydına, aydından bir toplum vicdanına dönüşen bir yolculuk... Ayhan Kızıltan, ‘Uğur Ola Mersin, Uğur Ola Türkiye’ adlı eserinde sadece yazmıyor; Ses veriyor, çağırıyor, düşündürüyor… Cumhuriyet, demokrasi, üretim toplumu, kadın hakları, gençlerin geleceği... Ve hepsinin ortak noktası: Vicdanlı bir kalkınma, yerelden evrensele açılan bir umut... Mersin’i anlatırken Türkiye’yi anlatıyor. Makalelerle değil, manifestolarla konuşuyor. Yalnızca eleştirmiyor… Çözüm sunuyor, sorumluluk alıyor. Bu kitap, geçmişi unutmadan geleceği kurmak isteyenler için. Mersin’in ruhunu, Türkiye’nin kalbini hissetmek isteyen herkes için... ‘Uğur Ola Mersin, Uğur Ola Türkiye’ Yazan: Ayhan KIZILTAN Şimdi tüm seçkin kitapçılarda ve çevrimiçi satış kanallarında... SATINALMAK İÇİN TIKLAYIN

  • MERSİNİN SAHİPLERİ – 2; ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI MERSİN ŞUBESİ

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 11 Mayıs 2025 Uğurola Mersin, Uğurola Türkiye Mersin’in Sahipleri Yazı Dizisinin ikincisinde TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine bağlı Elektrik Mühendisleri Odası Mersin Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Alkan Alkaya’nın sorularımıza yanıtlarını aşağıda aynen paylaşıyorum sizlerle. TMMOB Üyesi Odalar aslında bulundukları kentler ve ülkemiz için büyük bir şanstır. Mühendislik ve Mimarlık mesleklerinin yanısıra ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal açılardan söz söyleyen en yetkin insanlardan oluşan kurumlardır. Ülkemizi, kentlerimizi ve kurumlarımızı yönetenler ne yazık ki başta siyasi nedenler olmak üzere bazı nedenlerden dolayı yararlanmak istemiyor TMMOB Üyesi Odalardan. Halbuki bu odalar bulunmaz danışmanlardır ve üstelik parasal çıkarları da olmaz bu kurumların. Çabaları ne yapılıyorsa tekniğine, etik kurallara ve ekonomik maliyetlerle yasalara uygun yapılmasıdır. SORULAR 1.Soru: Akademik Meslek Örgütleri kendi meslek disiplinlerinden daha çok siyasi konulara odaklanıyor diye bir kanı var kamuoyunda. Bu kanı da toplumun bu örgütlere olan güvenini ve inancını sarsıyor. Elbette siyaset konuşacak en yetkin kurumların başında gelir Akademik Meslek Örgütleri; ama toplum bu örgütleri yalnızca siyaset yapan örgütler olarak görüyor ya da bu şekilde algı mı yaratılıyor; bu konuda neler söylersiniz? Yanıt: Akademik Meslek Örgütleri, üyelerinin mesleki çıkarlarını savunmak için faaliyet gösteren yerel ve ulusal düzeyde önemli kuruluşlardır. Meslek odaları sadece üyelerinin mesleki çıkarlarını savunmakla kalmayıp aynı zamanda yerel yönetimlere öneri bildirerek ya da iş birliği yaparak yönetişim kültürüne katkı sağlamaktadırlar. Yerel siyaset üzerinde meslek odalarının dolaylı bir etkisinin olduğu, ancak doğrudan bir etki yaratmada yetersiz kaldığı bir gerçektir. Bu anlamda bir nevi yerel siyasetin bir parçası olarak yerel düzeyde politika üretmektedirler. Bu kuruluşlar yerel siyasetle ilgilenerek sadece üyelerinin çıkarlarını korumakla kalmaz, aynı zamanda toplumun tamamına fayda sağlayacak bilinçli, kapsayıcı ve etkili politikaların geliştirilmesine de katkıda bulunmaktadırlar. 2.Soru: Akademik Meslek Odalarının çoğunlukla çevre açısından, mimarlık, mühendislik ve ekonomik açılardan eleştirdiği kamu ve özel sektör yatırımlarının ve projelerinin altında imzası olanlar, yani fizibilite raporlarından tutun da yer seçimine, tasarım ile uygulama projelerine, çevre etkilerine, yatırım tutarlarına, ihale yöntemlerine varıncaya kadar Akademik Meslek Odalarının üyeleri değil midir? BU KONUDA ÖZELEŞTİRİ YAPMALI MIYIZ? 2.1. Bütün bu eleştirilip karşı çıkılan proje ve yatırımlarda imzası olan üyeleri neden denetleyemiyoruz? Yanıt: Denetim geniş kapsamlı bir kavramdır. Kurumların faaliyetlerini dış çevrenin belirlediği bu normlara uygun yürütüp yürütmediğini incelemek, açıkladıkları bilgilerin ve iddialarının doğru ve güvenilir olup olmadığını araştırmak ve kurum yöneticilerinin kurumla çıkar ilişkisi içinde bulunan kişilere, kuruluşlara, topluma ve devlete hesap verme yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamak üzere tarafsız ve bağımsız bir otorite tarafından denetlenmeleri gerekmektedir. Meslek Odalarına üye Mühendis ve Mimarlarla ilgili gerek sektör bazında ve gerekse kamu kurumlarında meslek etiğine uygun olmayan yaptırımlarda bir şikâyet olması halinde ilgili meslek odalarının ve TMMOB’nin disiplin kurullarında cezai sorgulama yapılmaktadır. 2.2. Siyasetçilerin baskıları mı üstün geliyor? Yanıt: TMMOB üyesi Mühendis ve Mimarların meslek disiplinine uygun hareket etmemeleri halinde Meslek odaları tarafından siyasetçilerin baskılarına asla taviz vermeden yönetmelik çerçevesinde belirlenen disiplin kuralları kapsamında üyelerine sorgulama yapılmaktadır. 3.Soru: Mersin’in en önemli 5 sorunu nedir sizce? Yanıt: Mersin’in bize göre en önemli 5 sorunu; A)-Göç sorunu ve belli yerlerde toplu kümeleşme sorunu B)-Nükleer atık sorunu C)-Limanda yapılan genişleme nedeniyle oluşan sorunlar D)-Yapılaşma sorunu E)-Koordinasyon sorunu 3.1. Bunları sıralayıp çözüm önerilerinizi de açıklayabilir misiniz? Yanıt: A)- Mersin çok kültürlü ve kozmopolittik bir kent olması nedeniyle almış olduğu yoğun göç sonucu, göçe bağlı bir gettolaşma yani belirli bir topluluğun ekonomik, sosyal ve siyasi statüsü göz önünde bulundurularak, siyası erk ya da baskın gruplar tarafından bir bölgede yaşamaya zorlanmaktadır. Mersin’de göçe bağlı gettolaşma beraberinde güvenlik ve sosyal ayrışma gibi problemlerde getirmektedir. Özellikle belirli bir bölgede toplu olarak yerleşenlerin kente özgü olmayan yaşam biçimini devam etmelerine neden olmaktadır. (Örneğin evde birkaç keçi besleme veya uygun olmayan bir yerde tandır yapıp ekmek pişirmesi gibi). Geçmiş dönemlerde bazı yerel yöneticiler sosyal konut evleri yaparak (Örneğin Halk Kent, Güney Kent Evleri) çekilen kura ile her kesimden farklı kişilerin aynı apartmanda birlikte yaşamalarını sağlayacak şekilde sosyal konutlar yapmışlardır. B)-Mersin’de en büyük sorunlarımızdan biri de Gülnar ilçemizde yapımı devam eden Akkuyu Nükleer santralıdır. Akkuyu santralının faaliyete girmesi halinde Türkiye’nin 60 yıl boyunca nükleer atık deposu olarak kullanılacağı, soğutma işlemleri deniz suyuyla yapılacağından Akdeniz’de sistemde ısınmadan kaynaklı ciddi sorunlar ortaya çıkacağı kaçınılmaz olacaktır. Herhangi bir nükleer kaza olması halinde sadece Mersin değil, kazanın niteliği ve şiddetiyle orantılı bir alan nükleer kirliliğin etkisi altında kalacaktır. Akkuyu santral çalışmalarının ilk günden bugüne kadar işçi ölümleri gündemden düşmüyor. Denetim yok, iş güvenliği yok, felaket inşasının sürdüğü Akkuyu Mersin için adeta bir kara kuyu durumundadır. C)- Mersin limanı için daha önce düşünülen ve bir ihtiyaç olarak görülen ana konteyner yerine, Atatürk parkının bir kısmını da içine alabilecek şekilde limanın genişletilmesine yönelik yapılan çalışmalar neticesinde Akdeniz’e 6 milyon ton asbest dökülerek ekolojik felakete sebep olunmuştur. Ne yazık ki kentimizde yerel yöneticiler halkı zehirleyen bu çalışmaya ses çıkartmamıştır. Mersin limanı genişlemesi için yapılacak 176 bin m2 lik sahanın dolgu malzemesi Mersin’e ait mahallelerde planlanan taş ocaklarından getirilecek ve Atatürk parkı önündeki denize dökülecektir. Kıyı dolgusu için 4 milyon 284 bin ton taş ihtiyacı mahallelerdeki taş ocaklarından 350 bin kamyonla taşınırken trafik yükü ve hava kirliliği yaratacaktır. Ayrıca projenin yapılması için denizin dibinden çıkarılacak asbest kentte yaşayanlar için risk oluşturmaktadır. Kentimize ve sağlığımıza çok ciddi zararlar verecek olan ve yapımı bilimsellikten uzak hukuksuz ve antidemokratik bir proje olan Atatürk parkında liman genişleme projesi Sadece limanı işleten MIP şirketine rant kazanmasına yöneliktir. D)- Mersin ili sınırları içerisinde Gazi Mustafa Kemal Bulvarı altında (Deniz tarafında) Yenişehir belediyesi hudutları içerisinde Hilton’dan başlayarak Fuar alanına kadar olan bölümde sıvılaşmış zemin üzerinde bloklar yerleşmiş durumda olup deprem olması halinde buradaki binalar büyük riskler altında olduğu bilinmektedir. Sahilde daha önce yapılmış binalarda zemin sorunu var. Zamanında kurallara uyulmadan çok bina yapılmış, inşaat kalitesi ve zemin emniyetinin uygun olmadığı bu binaların dönüşmesi lazım. Zemin sıvılaşması, boşluk basıncındaki artışa bağlı olarak kayma mukavemetinde ve sertliğinde önemli azalma olarak tanımlanan, bugüne kadar birçok depremde kendini gösteren, çeşitli yıkımlara, deformasyonlara neden olan jeolojik bir olgudur. Verdiği hasar yalnızca konut tarzı yapılarla sınırlı olmamakla beraber her türlü mühendislik yapılarında kendini gösterebilmektedir. Sıvılaşma mekanizması, döngüsel yükleme veya sallama nedeniyle zeminde boşluk suyu basıncının oluşmasını içerir. Bu toprak parçacıklarının birbirleriyle temasını kaybetmesine ve suda asılı kalmasına neden olur. Suda asılı kalan toprak bir sıvı gibi davranarak zeminin mukavemetini ve sertliğini önemli derecede etkiler. E) Mersin’de birçok Meslek Odası, Sivil Toplum Kuruluşu, Siyasi Parti Temsilcileri, Milletvekilleri, Aktivistler, Dernekler kent adına çalışmalar yapmaya çalışmaktadır. Ancak yapılan çalışmaların amacına ulaşması ve etkisinin yüksek olması için gerekli koordinasyonun sağlanamaması dolayısı ile verimlilik anlamında sorunlar yaşanmaktadır. Kentin Koordinasyonunu sağlayacak bir yapının TMMOB önderliğinde kurulması gerekmektedir. 3.2. Bu sorunların çözülüp üstesinden gelinmesinde TMMOB İKK nasıl bir rol alıp etkili olabilir? Yanıt: Yerel Yönetimlerin demokratik ve katılımcı mekanizmalarla donatılması gerekir. Bu da ancak halkın örgütlü bir yapıya sahip olması ile mümkündür. TMMOB’ne bağlı Meslek Odaları söz konusu örgütlenmenin temel unsurlarını oluşturur Akademik Meslek Odaları, merkezi ve yerel yönetimin dışında faaliyette bulunma alışkanlığını edinmiş bir toplum anlayışındadır. Akademik meslek odaları, merkezi ve yerel yönetim kuruluşlarının ulaşamadıkları kendi etkileşim alanlarındaki ortak sorunları tespit etme, tanımlama ve sorun çözme rolünü üstlenmişlerdir. Yerel siyaset alanında, yerel kamuoyu oluşturma, yerel gelişme çabalarına katkı ve proje üretme, yerel halkı yönlendirici, bilgilendirici, organize edici nitelikte kurumsal bir yapıya sahiptirler. Kentlerin artık sadece seçilmişlerle yönetilmesinin mümkün olmadığı, günümüzde kent meselelerini iyi gözlemleyen ve yakından takip eden meslek odalarını görmezden gelerek yerelde kenti yönetmek olası değildir. Yerel yönetimler yerelde bütün katılım noktalarına, çözüm noktalarına Akademik Meslek Odalarını ortak etmelidir. TMMOB’ne bağlı Mersin’deki Meslek Odaları Mersin TMMOB İl Koordinasyon Kurulu (TMMOB İKK) her zaman üretimden yana politikalar ürettiğini, sadece sorunları tespit eden değil, uzmanlık alanlarına dair çözüm önerileri de dile getirmektedir. Kentimize yönelik çalışmalarımızda hep bu doğrultuda olmuştur. 3.3. Kentle ilgili plan, proje ve yatırımların seçiminde Devlet Kurumları ve Belediyeler TMMOB’a danışıyor mu? 3.4. Evet ise örnekler verebilir misiniz? 3.5. Hayır ise neden danışmıyorlar? Yanıt: Kentimize yönelik yapılmak istenen birçok proje bu kentte yaşayan Akademik Meslek Odalarından habersiz yapılmaya çalışılmaktadır. Örneğin Bodrumda’ ki Balık Çiftliklerinin kentimize taşınması ve Akkuyu Nükleer Santralının ve Limanın genişletilmesi benzeri gibi projeler. Genelde yerel seçimlerde aday olanlar meslek odalarını ziyaret ettiklerinde, yerelde seçimi kazanmaları halinde kenti meslek odalarıyla birlikte yöneteceklerini dile getirmektedirler. Ancak seçimi kazanmaları halinde belediye başkanları bırakın kentle ilgili önemli projeleri meslek odalarına danışmayı, o koltuğa oturduktan sonra kentle ilgili ne sorunları ne yetkilerini kimseyle paylaşmak istemedikleri görülmüştür. Tabi istisnalar da bulunmaktadır. Örneğin, son yıllarda Büyükşehir Belediyesinin Kente sözümüz var gibi meslek odalarının doğrudan görüşlerine dikkat ettiği ve önemsediği ortamların oluşturulması çok önemli görülmektedir. Birçok yerel yöneticiye örnek olması gereken bir uygulamadır. Merkezi hükümet ise kentle ilgili önemli projeleri bırakın meslek odalarına danışmayı, meslek odalarının yetkilerini kısıtlamak vasıfsız konuma getirmek için büyük çaba sarf etmektedirler. Ancak burada önemli olan hangi yaklaşımla ve strateji ile bu sorunlara çözüm bulunacağıdır. Bir kere artık her kesimin kabul etmesi gereken bir gerçek var. Ülkelerin, kentlerin sadece merkezi ve yerel yönetimlerin seçilmiş siyasi kadrolarıyla yönetilemeyeceğini. Günümüzde ülke ve kent meselelerini çok iyi gören ve yakından takip eden demokratik toplum örgütlerini, birer bilgi bankası konumundaki meslek odalarını görmezden gelerek yönetebilmek ve çözüm üretebilmek mümkün değildir. TMMOB’ ne bağlı meslek odaları siyaseti bir rant konumundan çıkarıp, toplumun ve kentin beklentilerine yönelik bir çözüm mekanizmasına dönüştürmektedir. Toplum adına kent adına üretilmeyen bir siyasetin toplumun beklentilerine asla bir çare olamaz. Çünkü siyaset toplumun sorunlarına çözüm bulma sanatıdır. 4.Soru: Kentimizdeki diğer örgütlerle iletişiminiz ve iş birlikleriniz ne durumda? Sivil Toplum Kuruluşlarının yansıra TOBB’a bağlı odalarla ve Esnaf Sanatkârlar Odaları ile görüşmeleriniz, ortak etkinlikleriniz oluyor mu? 4.1. Evet ise örnek verir misiniz Yanıt: Mersin’de Cumhuriyetin 100. Yıl Anma Etkinlikleri kapsamında Meslek Odaları, dernekler, kurum ve kuruluşlardan oluşan bir birliktelik oluşturularak 100. Yıl Platformu kuruldu. Bu platformda bulunan her kuruluş platform bünyesinde organize edilen program dahilinde Cumhuriyetimizin 100. Yıl Anma kapsamında etkinlilerini yaptılar. 4.2. Hayır ise neden? 5.Soru: Mersin’in İmar Planları sizce doğru mu ya da gerçekçi mi? 5.1. Doğruysa neden? 5.2. Yanlış veya hatalıysa neden? 5.3. Mersin’in İmar Planları tüm kentin gereksinimleri gözetilerek mi yapılmış yoksa yalnızca bazı kişi ve gruplara rant sağlayacak şekilde mi yapılmış (örneğin caddelerimiz, sokaklarımız neden zig-zaglı ve eşit genişlikte uzayan yollarımız yok)? Yanıt: Mersin ve çevresinde kentsel yaşamda karşılaşılan sorunların temelinde kentsel gelişmeye yönelik politikaların Mersin kenti ve çevresindeki potansiyellere uygun bir şekilde geliştirilememesinden kaynaklanmaktadır. En başında kentimizin sınırsızca yapılaşmaya açılması sonucu tüm bölgelerinde farklılaşmayan yapı stoklarının oluşmasıdır. Özellikle 1980 lı yıllardan itibaren kent de görülen yoğun yapılaşma etkinliği Mersin kentini kimliksizleştirmiştir. Bu anlamda günümüzde tüm alanlarda karşımıza çıkan sorunlar giderek daha fazla hissedilir bir hale gelmiştir. Bu süreçte, şehir planlama eylemi, yaşanabilir kentsel mekanlar üretmek yerine, yol açma ve parsel üretme faaliyetlerine indirgenmiştir. Kısacası kentin gelişmesine yönelik strateji ve vizyon oluşturmak yerine günlük politikalar ile bireysel çözümler oluşturmak gündeme yerleşmiştir. İşte Turizme yönelik potansiyellerin yüksek olduğu özellikle Silifke Mersin arası kıyı şeridinin yoğun ikinci konut mezarlığına dönüşmesi kaçınılmaz olmuştur. Zamanında inşaat sektörü canlansın diye kıyı şeridinde yapılan yazlık inşaatlara bile kredi verilmiştir. Ama hiçbir yerel kuruluş veya bu kentin sahipleri o dönem karşı bir duruş sergilememişlerdir. 6.Soru: Türkiye’yi ve kentleri siyasetçiler yönetiyor. Sizce siyasi partilerin kadroları (milletvekilleri, belediye başkanları, meclis üyeleri, il ve ilçe yönetimlerinin belirlenmesinde liyakat temel alınıyor mu? 6.1. Siyasi Partiler kadrolarını belirlerken Türkiye’nin ve dolayısıyla kentimizin en yetkin, eğitimli, bilgili, kariyeri yüksek bir topluluk olan TMMOB’a danışıp bilgi ve öneriler alıyor mu? Örneğin bu dönemdeki hem milletvekilliği seçimleri hem de yerel yönetimler seçimlerinde adayları konusunda Mersin Siyasi Partileri bilgi alışverişi yaptılar mı? Yanıt: Kamu hizmetlerinin etkin bir biçimde ve layıkıyla yerine getirilmesi açısından yetkin personel istihdamının önemi tartışmasız büyük bir etkiye sahiptir. Liyakat esas alınmadan yapılan atamaların en kötü neticesi kamu hizmetlerinin sunulmasında etkinliğin, kalitenin ve verimliliğin düşmesidir. Bu durum, aynı zamanda kamu kaynaklarının israf edilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü yetkin ve liyakatli olmayan personelin hem performansı düşük olacak hem de kaynakları etkin kullanma becerisinden yoksun olduğundan, bu kaynakları nerde ve nasıl kullanacağını tam olarak bilemeyecektir. Sonuç olarak kamusal kaynaklar doğrudan ya da dolaylı bir biçimde heba edilmiş olmaktadır. Yerelde ve genelde ülkeyi yönetenlerin mutlak suretle, uzmanlık alanlarında bilgi birikimine sahip bir kuruluş olan TMMOB ve bağlı meslek odalarına her alanda fikir alış verişi konumunda olmaları halinde ülkemizin doğru yönetilmesine yönelik önemli katkılar sağlayacağı kaçınılmazdır. 7.Soru: Büyük bir deprem geçirdik, sel felaketleri, yangınlar (orman yangınları da dahil) geçirdik, çok sık trafik kazaları oluyor. Bir türlü insan hatalarını düzeltemediğimiz için felaketleri, kazaları büyük yıkımlarla, kayıplarla geçiriyoruz. Neden böyle oluyor? Yanıt: Deprem bir doğa olayıdır. Afeti ise çoğu zaman insanlar yaratır. Bu nedenle afet kader değildir. Ülkemiz toprakları büyük ölçüde deprem tehlikesi altında bulunuyor. Nerede ise her gün ülkemizin bir yerinde bir deprem yaşıyoruz. Yapılarımızın önemli bir kısmı kaçak ve mühendislik hizmeti almadan üretilmiştir. Orta ölçekli depremler de bile yapılarımız hasar görüyor can kayıpları oluyor. Bilimin tekniğin ve mühendisliğin gerekleri yapılmıyor. Deprem yönetmelikleri uygulanmıyor, yapı denetim mekanizması işlemiyor. Plan kavramı geri itilmiş patronaj ilişkileri ile yeni imtiyaz alanları oluşturulmuştur. Kentler, mega projeler yapılarak üzerinden para kazanılan bir yer, bir araç olarak görülmüştür. Mega projeler ortak yaşamımızı daha sağlıklı yapan projeler değildir. Bu projeler kent üzerinden para kazanılan ve kente çeşitli riskler yükleyen projelerdir. Bu anlayışla yönetilen kentler yeni afetlerle karşı karşıya kalır. Kentlerimizde bulunan boş alanları, dere yataklarını, dolgu alanlarını yapılaşmaya açmamak gerekiyor. Sıcaktan bunalan insanların serinleyebilecekleri yerleri koruyarak deprem sonrası toplanma alanı ve çadır kurulacak yer olarak planlamak gerekiyor. Devlet bürokrasisinin sürekli olarak değiştirilmesi, LİYAKATIN dikkate alınmaması, ticaret, cemaat ve şirket yakınlığına göre hareket edilmesi sorunları büyütmüştür. Deprem bekleyen kentlerimiz de bütünlüklü bir planlama yerine YIK-YAP anlayışına dayanan bir Kentsel Dönüşüm yeni sorun alanları yaratmıştır. Teknik, bilimsel, ekonomik ve sosyolojik dayanakları olmayan birinci sınıf tarım alanları yapılaşmaya açılmıştır. Bu kararları denetleyecek bir sistemin kurulmaması da sorunları iyice büyütmüştür. Kaçak ve mühendislik hizmeti almadan yapılar üretilmiştir. Yapı denetimi bilimsel esaslara göre işletilmemiştir. Formaliteyi tamamlayan ve ruhsat almayı sağlayan bir anlayışla yürütülmüştür. Ülkemiz de genel olarak örgütlenme biçimleri kaderci bir anlayış ve var olan alışkanlıklarla yürütülmektedir. Mühendislik bilgileri dikkate alınarak üretilen yapılar depremde yıkılmaz ve can kayıpları yaratmaz. Kentlerimiz de sel ve su baskınlarıyla karşı karşıya kalmazlar. Üretime dayalı bir ekonomik model yerine inşaata ve TOKİ anlayışına dayalı bir model tercih edilmiştir. Bu durum siyasal sistemi bir rant dağıtıcısı olarak karşımıza çıkarmıştır. Trafikte her yıl 7000 insanımızı, iş cinayetlerinde 2000 ne yakın insanımızı kaybediyoruz. Dünya da ki birinciliğimizi kimseye bırakmıyoruz. Mühendislik eğitiminde ciddi bir sorun var. Fiziki şartları ve öğretim kadroları yetersiz, laboratuvarı olmayan ve kontenjanı oldukça fazla okullarda eğitim ve öğretim yapılıyor. -Afet bir olayın kendisi değil doğurmuş olduğu sonuçlardır. Afeti yasa koyucular, ülkemizi ve kentlerimizi yönetenler elbirliği ile hazırlıyorlar. Bu bilgilerden hareketle "ULUSAL DEPREM STRATEJİSİ VE EYLEM PLANINI harekete geçirmek gerekir. 8.Soru: TMMOB Projelendirme, denetim ve uygulama alanlarında çok yetkin bir kurumdur. Özellikle denetim alanlarında TMMOB devre dışı mı bırakılıyor? Yanıt: Meslek odaları gelişmiş ülkelerde geleceği planlama konusunda çok yetkili kurumlardır. Bizim gibi ülkelerde ise adeta toplumun yaşamına kastedenlere karşı bir toplumsal sigorta, bir emniyet supabı görevi görürler. Her yıl çok sayıda mühendislik diploması verilmesine rağmen kaliteli bir eğitim yapılmıyor. Profesyonel mühendislik yaşamının düzenleyicisi olması gereken meslek Odalarının yetkileri giderek budanıyor. Ticari kaygı teknik kaygının önüne geçiyor. Bilgi ve beceriye dayalı yöneticilerin yerini şirket ve cemaat ilişkileri alıyor, liyakat yok sayılıyor. Üniversite, meslek odası ve endüstri arasında olması gereken iş birlikleri önemsenmiyor. TMMOB bünyesinde olan meslek odalarının mesleki bilgi ve birikimine haiz uzman kadroları olmasına karşın meslek odaları ülkeyi yönetenler tarafından her daim uygulamanın dışına itildiği bir gerçektir. Bilimin, tekniğin ve insan yaşamının dikkate alındığı bir kentleşme ve yapılaşma yerine, kişi Grup çıkarlarına dayalı bir yapılaşma anlayışı kentlerimizi yaşanmaz bir hale getiriyor. Ormanlar, ağaçlar, yeşil alanlar, su havzaları, park ve bahçeler yok edilerek kentlerde boş alan bırakılmıyor. Kentlerimiz, küresel iklim değişikliklerinin etkisi altına sokularak afetlere açık hale getiriliyor. Güvenli yapı ve yaşanabilir bir çevrenin yaratılması önceliklerimiz arasında yer almıyor. 9.Soru: Sürekli değişen mevzuatlarla, yönetmeliklerle çok başlı bir denetim, ruhsatlandırma ve sertifikasyon yapısı mı oluşturuldu Türkiye’de? Adeta o kurumdan gerekli onayı alamazsam, diğerinden alırım, ondan da alamazsam öbüründen alırım düşüncesiyle denetim ve onay mekanizması by-pas mı ediliyor? Yanıt: Mersin’de kentin doğal yapısını zedeleyen bazı projelerin yerel yönetimler tarafından kabul görmeyerek reddedilmesine rağmen ilgili bakanlık devreye sokularak uygun olmayan ve kentin imar uygulamasına ters gelecek şekilde yapıların yapılmasına ön ayak olunmaktadır. Örnek verirsek Mersin Marina ve Medikal Park Hastanesi. 10.Soru: Son olarak, üyeleriniz mensubu olduğu odalarına aidiyet açısından ne durumdalar? Yanıt: TMMOB’a bağlı meslek odaları kendi odalarına üye meslektaşlarının mesleki ve iş sorunlarına odaklı çalışmalar yapmaktadır. Odaya üyelerinin bağlı olduğu odasının mesleki iç eğitim ve seminerlerine katılarak oda ile bağlılığını pekiştirir. Her meslek odasının üyesi odasına ait aidatını her yıl düzenli olarak öder. Odanın tüm etkinliklerine katılmayı her üye benimseyerek katılır. Yanıtlarınız için teşekkürler Sayın Prof. Dr. Alkan Alkaya. Haftaya yine buradayız.

  • MERSİNİN SAHİPLERİ – 1, MAKİNE MÜHENDİSLERİ ODASI MERSİN ŞUBESİ

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 04 Mayıs 2025 Uğurola Mersin, Uğurola Türkiye Mersin’in sahibi yok denir ya hep… Mersin’in sahibi sessiz çoğunluktur; yüksek liyakate sahip olanlar, bilgisini ve deneyimlerini topluma aktarıp ilham verenler, kurum gücünü oluşturanlar, toplumcu ve aydın düşünenler, çıkar gözetmeyenler, hassas değerlerini kullanmayanlar ve kullandırtmayanlar, siyasetin ve siyasetçinin esiri olmayanlardır. Aslında sessiz değildirler; konuşurlar, düşüncelerini ve bilgilerini kamuoyuna aktarıp paylaşırlar. Ancak doğrucu oldukları için sesleri duyulmak ve duyurulmak istenmez, köşeleri tutanlarca. Doğrulukla hizmet etme potansiyeli yüksek, çıkar gözetmeyen, bilgisini ve deneyimlerini toplum için kullanmayı içselleştirmiş toplumcu davranan kurumlar, sivil toplum örgütleri ve kişiler ile bir GÖRÜŞME MARATONU yapıyoruz. MERSİN’İN SAHİBİ olabilecek Mersin’e sahip çıkabilecek kurumlarla. Amacım Mersin’in Sahiplerini harekete geçirmek ve MERSİN GÜCÜ’nün ortaya çıkmasına önayak olmaktır. Mersin mozaiğini çatışma durumundan çıkarıp birlik içinde işlevsel duruma gelmesini, durağan olanaklarını harekete geçirip Mersin’e değer katmasını ve ÖNCE MERSİN düsturunun akıllara kazınmasını sağlamak için bir adım olacaktır diye umuyorum MERSİN’İN SAHİBİ çalışmam… İLK GÖRÜŞMEM TMMOB TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİNE BAĞLI AKADEMİK MESLEK ODALARI İLE OLDU… Akademik Meslek örgütlerinin yeri bende çok ayrıdır… Bu örgütte ben de çeşitli görevlerde bulundum, mücadeleler yaptık, çalışmalar yürüttük... Çok iyi tanıdığım, bildiğim, inandığım kurumların başında gelir. Örgüt içinde uzlaşmacı, yapıcı ve dayanışmacı bir kültür vardır. Bu örgütlerde kurumsallık unsuru hayli yüksektir. Bu örgütlerce oluşturulmuş kurumlar daha toplumcu, daha üretken ve daha gerçekçi kurumlar olarak görünüyorlar. Görece olarak kurum ilkeleri, gelenekleri, amaçları ve mesleksel bilgileri doğrultusunda katılımcı, toplumcu ve uzlaşmacı bir yöntemle çalışırlar. Bu örgütlerin üyelerinin mesleksel liyakatleri hayli yüksektir ve liyakatleri ile kurum koltuklarına verdikleri güç KURUM GÜCÜNÜ oluşturur. TEK ADAMLIK MÜMKÜN DEĞİLDİR TMMOB ODALARINDA. Yönetimler gayet uzlaşarak demokratik seçimlerle belirlenir. Tüzüklerinde ve yönetmeliklerinde olmamasına karşın seçimle göreve gelen Yönetim Kurulu Başkanları 2 dönemden fazla görevde kalmazlar; yazılı bir kural değil ama örgütün sürekliliğinin sağlanmasında önemli bir etkendir. Her üyenin uyduğu bir eğilimdir bu. Bu temayül örgütün ne kadar demokratik ve uzlaşmacı bir kurum olduğunu ortaya koymaktadır. Kendilerini bilgileriyle göstermek isterler… Kurumlarının gücünü belirli çıkar grupları için değil tüm toplum adına arkalarına alıp kapsayıcı ve üretken çalışmalarla gösterdiklerine inanıyorum. İncelenmeye değer ve dikkate alınması gereken kurumlardır TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine bağlı Akademik Meslek Odaları… Sorular dizisi hazırlayıp bu soruları sordum bu odaları yöneten Yönetim Kurulu Başkanlarına; ilk olarak benim de üyesi bulunduğum MMO Makine Mühendisleri Odası Mersin Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı aynı zamanda da TMMOB İKK İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri İsmail Oğuz’un yanıtlarını paylaşacağım. SORULAR 1.Soru: Akademik Meslek Örgütleri kendi meslek disiplinlerinden daha çok siyasi konulara odaklanıyor diye bir kanı var kamuoyunda. Bu kanı da toplumun bu örgütlere olan güvenini ve inancını sarsıyor. Elbette siyaset konuşacak en yetkin kurumların başında gelir Akademik Meslek Örgütleri; ama toplum bu örgütleri yalnızca siyaset yapan örgütler olarak görüyor ya da bu şekilde algı mı yaratılıyor. Bu konuda neler söylersiniz? Yanıt: Bizler hiçbir siyasi partiye bağlı olmadan, üyelerimizin sorunlarını halkın sorunlarından ayrı tutmayan, her zaman halk için kamu için doğruları söylemekten geri durmayan kamu kurumu niteliğinde demokratik meslek örgütleriyiz. Hiçbir zamanda kent için, ülke için doğruları söylemekten vazgeçmeyeceğiz. 2.Soru: Akademik Meslek Odalarının çoğunlukla çevre açısından, mimarlık, mühendislik ve ekonomik açılardan eleştirdiği kamu ve özel sektör yatırımlarının ve projelerinin altında imzası olanlar, yani fizibilite raporlarından tutun da yer seçimine, tasarım ile uygulama projelerine, çevre etkilerine, yatırım tutarlarına, ihale yöntemlerine varıncaya kadar Akademik Meslek Odalarının üyeleri değil midir? BU KONUDA ÖZELEŞTİRİ YAPMALI MIYIZ? 2.1. Bütün bu eleştirilip karşı çıkılan proje ve yatırımlarda imzası olan üyeleri neden denetleyemiyoruz? 2.2. Siyasetçilerin baskıları mı üstün geliyor? Yanıt: Tabi dönem meslektaşlarımız bizim tasvip etmediğimiz projelerin altına imza atıyorlar. Onları da eleştiriyoruz. Ayrıca bizim dava açtığımız dosyalara gelen bilirkişi meslektaşlarımız göz göre göre yanlışa doğru dedikleri de oluyor ve bunlar ne yazık ki bu proje sahiplerinin siyasi ağırlıklarından dolayı mahkemece kabul gören raporlar veriyorlar. Onları da merkeze onur kurullarına sevk ediyoruz. 3.Soru: Mersin’in en önemli 5 sorunu nedir sizce? 3.1. Bunları sıralayıp çözüm önerilerinizi de açıklayabilir misiniz? 3.2. Bu sorunların çözülüp üstesinden gelinmesinde TMMOB İKK nasıl bir rol alıp etkili olabilir? 3.3. Kentle ilgili plan, proje ve yatırımların seçiminde Devlet Kurumları ve Belediyeler TMMOB’a danışıyor mu? 3.4. Evet ise örnekler verebilir misiniz? 3.5. Hayır ise neden danışmıyorlar? Yanıt: Mersin’de güçlü birlikte, dayanışma halinde olan bir lobi olmaması, bütün kurumlar, meslek örgütleri, üniversiteler kent için mücadele ediyor. Ama bir arada değiliz. Kopuk kopuk olduğumuz içinde güçlü bir durumda değiliz. Milletvekilleri, belediye başkanları, üniversiteler, TMMOB’a bağlı meslek örgütleri, akademik odalar, ticaret ve sanayi odaları, sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirip mersin için güçlü bir lobi oluşturmalıyız. Büyükşehir belediyesi ile işbirlikleri içerisindeyiz. Bu anlamda kente sözümüz var toplantılarında bir araya gelerek görüş alışverişlerinde bulunuyoruz. Talep ve şikâyetlerimizin birçoğunun yerine getirilmesi bizleri ayrıca mutlu ediyor. Biz TMMOB’a bağlı meslek odaları olarak, kentimiz için üzerimize düşen her göreve hazırız. Bizler kentin teknik bilirkişileri olarak, kentin sigortasıyız. 4.Soru: TMMOB Üyeleri hem iş dünyasında tüm sektörlerde işveren ve çalışan olarak, tüm kamu kurumlarında, eğitimde, aşağı yukarı her alanda bulunuyor. Kentimizdeki diğer örgütlerle iletişiminiz ve iş birlikleriniz ne durumda? Sivil Toplum Kuruluşlarının yanısıra TOBB’a bağlı odalarla ve Esnaf Sanatkarlar Odaları ile görüşmeleriniz, ortak etkinlikleriniz oluyor mu? 4.1. Evet ise örnek verir misiniz 4.2. Hayır ise neden? Yanıt: Evet, TOBB’a bağlı odalar arasından MTSO ile oluyor diyaloğumuz. Burada tabi sizin de (sizin de derken beni kastettiğini belirtmeliyim) emeğiniz çok. Yaptığımız sempozyumlarda ve etkinliklerde hiçbir zaman bizleri geri çevirmedikleri için MTSO yönetimine teşekkür ediyoruz. Ayrıca atölye 1886’yı bizlerin ve öğrenci üyelerimizin hizmetine sunmaları ayrıca takdir edilecek bir konu. Diğer esnaf odaları ile ortak bir çalışmamız bulunmamakta. Not: MTSO Yönetim Başkanlığım sürecinde TMMOB İKK ile sıkı ilişkiler kurup dönemsel toplantılar yapıyorduk. Her iki kurumun birbirine yakınlaşmasını sağlamıştık. 5.Soru: GEÇMİŞTEN BUGÜNE, Mersin’in İmar Planları sizce doğru mu ya da gerçekçi mi? 5.1. Doğruysa neden? 5.2. Yanlış veya hatalıysa neden? 5.3. Mersin’in İmar Planları tüm kentin gereksinimleri gözetilerek mi yapılmış yoksa yalnızca bazı kişi ve gruplara rant sağlayacak şekilde mi yapılmış (örneğin caddelerimiz, sokaklarımız neden zig-zaglı ve eşit genişlikte DÜMDÜZ uzayan yollarımız yok, NEDEN DENİZ-DAĞ DOĞRULTUSUNDA KENTE HAVA ALDIRACAK BULVARIMIZ YOK) ? Yanıt: Bu soruyu şehir plancıları odasına bırakıyorum. Sadece şunu söylemek isterim. Eski ilçe belediyeler rant uğruna Mersin’i geri dönülmez şekilde mahvetmiş durumda. Şu anda rant amaçlı yapılan plan değişikliklerine anında plana itiraz edip davalar açıyoruz. Bu anlamda kazandığımız davalarda bulunmakta. 6.Soru: Türkiye’yi ve kentleri siyasetçiler yönetiyor. Sizce siyasi partilerin kadroları (milletvekilleri, belediye başkanları, meclis üyeleri, il ve ilçe yönetimlerinin belirlenmesinde liyakat VE TABANIN EĞİLİMİ temel alınıyor mu? 6.1. Siyasi Partiler kadrolarını belirlerken Türkiye’nin ve dolayısıyla kentimizin en yetkin, eğitimli, bilgili, kariyeri yüksek bir topluluk olan TMMOB’a danışıp bilgi ve öneriler alıyor mu? Örneğin bu dönemdeki hem milletvekilliği seçimleri hem de yerel yönetimler seçimlerinde adayları konusunda Mersin Siyasi Partileri bilgi alışverişi yaptılar mı? Yanıt: Ülkemizin kanayan yarası, etik değerleri olan siyasi kadroların eksikliği, maalesef parti gözetmeksizin hepsinde durum içler acısı, kafa kol ilişkileri, mezhep, hemşericilik burada liyakatin önüne geçiyor. Siyasi partiler yerel seçimlerde aday belirlerken kentin nabzını yoklamak adına bizlerden bilgi alışverişi yapmalarını beklerdik, ama hiçbirinden böyle bir adım atıldığını görmedik. 7.Soru: Büyük bir deprem geçirdik, sel felaketleri, yangınlar (orman yangınları da dahil) geçirdik, çok sık trafik kazaları oluyor. Bir türlü insan hatalarını düzeltemediğimiz için felaketleri, kazaları büyük yıkımlarla, kayıplarla geçiriyoruz. Neden böyle oluyor? Yanıt: Ne yazık ki bu ölümle sonuçlanan bütün felaketlerin bilim ve teknikte çözümleri varken bu durumların yaşanması bizleri derin üzüntüye boğuyor. Denetim eksikleri ve yasalardaki boşluklardan kaynaklı böyle durumlar yaşanıyor. Temennimiz yasalar ile kalıcı önlemler alınması. Ve burada biz meslek örgütlerine yetki ve görevler verilmesi. 8.Soru: TMMOB Projelendirme, denetim ve uygulama alanlarında çok yetkin bir kurumdur. Özellikle denetim alanlarında TMMOB devre dışı mı bırakılıyor? Yanıt: TMMOB’un kar amacı gütmeyen kamu kurumu niteliğinde bir kuruluş olmasından ötürü ve yaptığımız denetimlerde hiçbir baskıya tolerans göstermediğimizden dolayı istenmeyen bir durumdayız. Doğruyu söylemekten geri adım atmadığımız için, halkın yanında olduğumuzdan, yaptığımız hiçbir işe ticari bakmadığımızdan ötürü devre dışı bırakılıyoruz. 9.Soru: Sürekli değişen mevzuatlarla, yönetmeliklerle çok başlı bir denetim, ruhsatlandırma ve sertifikasyon yapısı mı oluşturuldu Türkiye’de? Adeta o kurumdan gerekli onayı alamazsam, diğerinden alırım, ondan da alamazsam öbüründen alırım düşüncesiyle denetim ve onay mekanizması by-pas mı ediliyor? Yanıt: Tabi, bizlere alternatif başka bir onay mekanizması varsa bizler tercih edilmiyoruz. 10.Soru: Yapı Denetim Sistemi ile İş Sağlığı Güvenliği Sistemi tam olarak uygulanabiliyor mu? Yanıt: Yapı denetim sitemi öncesine göre daha işlevsel, en azından şu anda müteahhit firmalar kendilerini denetleyecek Yapı Denetim Firmalarını seçemiyor. Ama üzerinde çalışılıp daha iyi bir duruma getirilebilir. İSG İş Sağlığı Güvenliği Sistemi de maalesef ülkemizde sadece evrak ve formaliteden ibaret. Birkaç kurumsal firma dışında bu alanda uygulamalar hep göstermelik. Bu da denetimsizliğin bir sonucu. 11.Soru: Son olarak, üyeleriniz mensubu olduğu odalarına aidiyet açısından ne durumdalar? Yanıt: Üyelerimizin kendilerini odaya ait hissetmeleri için hem sosyal hem de teknik etkinlikler düzenliyoruz. Kurucu başkanımız Yusuf Öztunç’tan bu yana, güneş sempozyumları düzenliyoruz. İsim babası olduğumuz Mezitli Güneş Festivalinde aktif rol alıyoruz. Dünya Güneş Gününde, Güneş Park Oğuz Akar Tülücü Eğitim Kompleksinde üyelerimize ve halka açık eğitimler ve çeşitli sosyal etkinlikler düzenliyoruz. Teknik olarak bir çok alanda seminerler ve eğitimlerimizi sürdürüyoruz. İşyeri Temsilcilerimizle bir araya gelerek mühendislik sorunları üzerinde görüşmeler ve çalışmalar yapıyoruz. Üyelerimizin aldığı ücretlerin mühendislik asgari ücretine taşınması için işyerleriyle görüşmeler yapıyoruz. Not: Kurucu Başkan Yusuf Öztunç MMO Makine Mühendisleri Odası Mersin Şubesinin efsane başkanıdır. MMO Mersin, MMO Adana Şubesine bağlı bir temsilcilikken ortaya koyduğu azim ve kararlılıkla müthiş bir kampanya yürüterek MMO Mersin İl Temsilciliğinin Adana Şubeden ayrılarak MMO Mersin Şubesi olmasını sağlamıştır. Amansız bir hastalıktan dolayı yitirdiğimiz MMO Mersin Şubesinin unutulmaz Yönetim Kurulu Başkanlarından Oğuz Akar Tülücü Mezitli Belediyesi ile yaptığı görüşmeler sonucunda Güneş Parkın kurulmasını sağlamıştır. Ve adı şimdi Güneş Parkta ölümsüzleşmiştir. Güneş Parkın adını 21 Haziran 2024 tarihinde Güneş Park Oğuz Akar Tülücü Eğitim Kompleksi olarak değiştiren MMO Mersin Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Oğuz ile Yönetim Kurulu ve tüm MMO Mersin Şubesi üyeleri büyük bir vefa örneği göstermiştir.

  • 1 MAYIS...

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 01 Mayıs 2025 Çalışanların asgari ücret hesaplamaları gündeme geldiğinde çok ateşli ve gürültülü bir ortam oluşur… Böyle bir konuda, aslında çalışan kesim geçinebilmek için ne kadarlık bir gelire gereksinimi olduğunu en iyi bilen kesimdir. Bir de bu ücreti karşılayacak olan işveren vardır. Tabii bu çok tartışmalı geçen süreçlerin sonunda ortaya konan kesin hesap pek de hoşa gitmez… Yine böyle bir ortamın olduğu, yani asgari ücretin ne kadar olması gerektiği konusunda tartışmalar, toplantılar sürüp giderken ulusal bir ekonomi kanalı benimle bağlantı kurdu. O zaman Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanıydım. Sunucu sordu, “İş dünyasının temsilcilerinden biri olarak siz ne düşünüyorsunuz asgari ücret konusunda Ayhan Bey?” Yanıtım, anımsadığım kadarı ile “İş Dünyasını temsil ediyorum ama İş Dünyası yalnızca İşverenlerden ibaret değil; İşverenler ile Çalışanlardan oluşan bir dünyadır. Her iki tarafın da mutlu olacağı dengeli bir hesap yapmak gerekir. İşveren sermaye olarak para ya da mal koyar, çalışan ise sermaye olarak emek koyup alınteri döker. İş Dünyasının huzurlu bir şekilde yürümesi, üretimin verimli bir şekilde sürdürülmesi her iki kesimin de mutlu olması ile sağlanabilir” şeklinde olmuştu. Biraz da çalışanlardan yana tavır koyarak konuşmamı sürdürdüğümü anımsıyorum. Programa benden sonra birisinin daha katılıp katılmayacağını bilmiyordum. Sunucu “Ayhan Bey sizden sonra Turizm Sektörü çalışanlarının sendikası OLEYİS Sendikasının Başkanıyla konuşacağız” deyince programı izlemeyi sürdürdüm. OLEYİS Türkiye’nin en eski sendikalarındandır. OLEYİS Başkanı sözlerine şöyle başladı: “İş dünyasını temsil eden bir işverenin ağzından çalışanlara yönelik olumlu sözleri ve fikirleri duymak bizi mutlu edip umutlandırdı doğrusu.” Yani unutmamak gerekir; işveren ve çalışan etle tırnak gibidir. Birbirlerinin haklarını karşılıklı olarak vermeliler ki, her iki taraf da mutlu olsun. Hak almak isteyenler tabii ki seslerini çıkarmalılar, isteklerini ortaya koymalılar, mücadele etmeliler… Hak arayana da hak verip onları dinlemesi gerekir hak talep edilen merciinin. Hak arayandan korkmamak gerekir, çünkü haklı olduğu için hakkını arıyordur. Tabii hak aramak için gösteri ve miting yapan toplulukların güvenliğini sağlamak esastır. Onların güvenliğini sağlamak yerine, onları güvenliği ve huzuru bozacak bir kitle olarak görme önyargısıyla abartılı önlemler almak, hak aramak için meydanlara çıkan insanların psikolojisini alt üst ediyor. Onların yollarını kesmek, durup durduk yerde sırf slogan atıyorlar diye sert davranmak doğal olarak tepki yaratıyor. Bırakın rahatça istediklerini, görüşlerini, itirazlarını dile getirsinler. İşçi hakları mücadeleleri 1800’lü yılların ortalarında başlamış… Hakkını arayanlar, hak vermekle yükümlü olanlar tarafından hep zulümle, zorbalıkla, şiddetle vazgeçirilmeye çalışılmış; hak uğruna ölenler, asılanlar olmuş… Kadın hakları, insan hakları, işçi hakları gibi hakların elde edilmesi için mücadele başlatanlar tarihte çok eziyet çekmişler. Bugün insanlar geçmişe göre daha çok haklara sahipse, bu uğurda geçmişte eziyet gören, işkenceye uğrayan, ölen, öldürülen fedakar, gözü kara ve toplumu düşünen insanlara borçludur bunu. İşçilerin hak arama eylemlerinin bir çoğunda kanlı olaylar da oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nde 4 Mayıs 1886 tarihinde kanlı Haymarket Olayı yaşandı. Türkiye’de 1 Mayıs 1977'de Uluslararası İşçi Bayramı kutlamaları sırasında, İstanbul'daki Taksim Meydanı'nda gerçekleştirilen saldırıda onlarca insanımız öldürüldü, yüzlercesi yaralandı. Bu olay Kanlı 1 Mayıs olarak tarihe geçti. 1979 yılında Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul'da miting yapılmasına izin vermeyip sokağa çıkma yasağı ilan etti. 1980 Yılında Sıkı Yönetim Komutanlığı İstanbul, Ankara ve İzmir’de kutlamaları yasaklayıp 1 Mayıs kutlamasının ancak Mersin'de yapılmasına izin verdi. Taksim Meydanı Kanlı 1 Mayıs’tan sonra bir sembol haline geldi. Bu sene de (2025) 1 Mayıs Taksim’de kutlanamayacak. Bu korkudan, bu psikolojiden kurtulmak gerekiyor artık; işçilerin günlerini bu sembol ve kutsal meydanda kutlayabilmeleri için devlet gerekli önlemleri almalı. İşçiler de şehitlerini anıp, isteklerini, itirazlarını rahatça dile getirip huzur içinde kutlamalarını tamamlamalı. Dedim ya! Her kesim mutlu olmalı! 1 Mayıs gününün adı da işçiler ne istiyorsa o olsun, ama bu adın içinde mutlaka DAYANIŞMA kelimesi yer alsın. Adını değiştirmek bu günün kutsallığını ortadan kaldırmaz. Hakları için ölenlere minnet ve şükran, verilen emeğe, akan tere selam ve saygı ile 1 Mayıs kutlu olsun. Emeklerin zayi olmadığı, insanca yaşamak için dengeli bir gelir dağılımının olduğu, iyi günde ve kötü günde dayanışmanın hiç eksilmediği, insan olmaktan ötürü onurlu bir biçimde insanca yaşamayı herkesin hakkettiği bilincinin yerleştiği günlerin gelmesi en büyük dileğimdir.

  • 23 NİSAN...

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 25 Nisan 2025 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… Yeniden merhaba değerli okurlarım. Bugüne kadar İMECE Gazetesinde yazmış ve sosyal medyada paylaşmış olduğum yazıları derleyip toparlayıp bir kitap haline getirme çabası içinde olduğumdan yazılarıma bir süreliğine ara vermiştim. Bugün önemli bir gün, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Bu önemli günde yazılarıma yeniden başladım hayırlısıyla… Neden çok önemli bugün? Cumhuriyeti kuran Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile yol arkadaşları egemenliği sonsuz bir inançla güvendikleri halklarına teslim ediyor. Bu halkın çocuklarına da bu özel günü armağan ederek onlara geleceğimizi teslim edip egemenliğin kayıtsız şartsız millette olmasını garanti altına alıyor. Yani Ulu Önder Atatürk ancak ve ancak halkıma güvenirim deyip egemenliği kayıtsız şartsız halkına teslim ederek Cumhuriyeti (Halkın Yönetimi) kuruyor. Aslında bu güven karşılıklı; Mustafa Kemal halkına güvenip ülkeyi kurtarmak için gövdesini taşın altına koyuyor. Halkı da O’na güvenip arkasından gidiyor. Hem halk hem de Mustafa Kemal yedi düvele kafa tutuyor; onları geldikleri gibi gönderiyor. Cumhuriyet, iktidarın millet topluluğuna, genele ait olduğunu öngören devlet şeklidir; devleti halkın seçtiği temsilciler yönetir. Yani halk kendisini yönetecekleri oy verip seçerek getiriyor; yönetimini beğenmezse bu sefer de oy vermeyerek gönderip yeni yöneticilerini seçip iş başına getiriyor. Demokratik bir halk yönetimi… ATATÜRK, GAZİ MUSTAFA KEMAL… Çok farklı bir insan, çok farklı bir asker, çok farklı bir lider… Osmanlı eğitim sistemi ile yetiştirilmiş bir asker. Yaşamının büyük bir bölümü savaşlarda, cephelerde geçmiş çoğunlukla. Bu süreçte geçirdiği önemli yıllar: 1. Trablusgarp Savaşı (1911-1912), bu savaşta Osmanlı ordusunda görev alarak İtalyanlara karşı mücadele etmiş. 2. Balkan Savaşları (1912-1913), Balkan Savaşları sırasında, özellikle Çatalca ve Edirne cephelerinde görev yapmış. 3. Birinci Dünya Savaşı (1915-1918), bu savaşta 1915 yılları arasında Çanakkale Cephesi'nde önemli bir rol oynamış ve Çanakkale’nin geçilemeyeceğini göstermiş dünyaya. Daha sonra 1917-1918 yılları arasında Ortadoğu’da Sina ve Filistin Cephesinde görev yapmıştır. 4. Kurtuluş Savaşı (1919-1923), Kurtuluş Savaşı'nın başkomutanı olarak, Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz gibi kritik savaşlarda liderlik yaptı. Tüm bu savaşlarda ve cephelerde büyük zaferler kazanmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, bu savaşlar ve cephelerde toplamda yaklaşık 12 yıl geçirmiştir. 11 Ocak 1905 tarihinde de kurmay yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisinden mezun olduğunda 24 yaşındaymış. Hayatı boyunca toplam olarak 3997 kitap okumuştur. Bu sayı, onun okuma alışkanlığının ve bilgiye olan tutkusunun bir göstergesidir. Atatürk, farklı konularda geniş bir yelpazede eserler okuyarak kendini sürekli geliştirmiştir. Atatürk tarih, felsefe, siyaset, edebiyat gibi birçok alanda kitaplar okumuştur. Kendi oluşturduğu özel kitaplığında 4289 kitap bulunmaktaydı. Okuma alışkanlığı, onun liderlik vasıflarını ve vizyonunu şekillendiren önemli bir unsur olmalı. Atatürk'ün bu okuma alışkanlığı, onun düşünce yapısını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaşlaşma sürecine olan katkılarını derin bir şekilde etkilemiştir. SAVAŞ VE CEPHELERDE GEÇEN SÜREÇTE TAARRUZ VE SAVUNMA SAVAŞ PLANLARI YAPARKEN AYNI ZAMANDA DA NASIL BİR TÜRKİYE KURACAĞINI KURGULAMIŞ. Padişahlık yönetim şekli ile yönetilen bir ülkede yetişmiş bir insan olarak egemenliğin kayıtsız şartsız millette olacağına kanaat getirmiş ve karar vermiş. Kurtuluş Savaşımızda onu başarıya en önemli etken Cumhuriyet kurma kararının verdiği azim ve kararlılıktır. Bu azimle hayatını ortaya koymuştur. Ve birbirine güvenip yola çıkan Mustafa Kemal ve halkı tüm savaşları kazanmıştır. İşte Mustafa Kemal bu halkın gösterdiği yürekliliğini, yılmazlığını, yurt sevgisini, çalışkanlığını, temizliğini, dürüstlüğünü taçlandırmak için Cumhuriyeti kurmuştur. Bu millet kula kul olmaya layık değil bilakis ülkenin sahibi olmalıdır diyerek Türkiye’nin, Cumhuriyetle yönetilen bir devlet olmasını sağlamıştır. 1923 yılında Cumhuriyeti kurduğunda 42 yaşındaymış. Öldüğünde 57 yaşındaymış; bu kadar kısa bir yaşama büyük başarılar sığdırmıştır. MÜTHİŞ BİR İNSANSIN ATATÜRK! Yedi düvelle kanlı savaşlar yapıyorsun aynı zamanda da nasıl bir Türkiye kuracağının kurgularını yapıyorsun. Bu ne demektir? Savaşı kazanacağını biliyorsun, aklında savaşı kazanmışsın bir kere! Şiddetli ve kanlı muharebeler sürerken sen ülkenin geleceğini de kurguluyorsun. Sen Allah'ın sevgili kulusun Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Allah seni korumuş görevlerini yerine getirmen için. Milyonlarca şükür! Tüm yaşamını Türk ulusuna adamışsın, her savaşı ülken ve ulusun için yapmışsın, her aldığın kararı, attığın her adımı ulusunun refahı, gelişmesi ve çağdaşlaşması için almışsın. Her şeyden önce iyi eğitimli, çağdaş, özgürce düşünüp sorgulayan, özgüveni yüksek bir halk olgusu seni hiç endişelendirmemiş aksine böyle bir halkın mevcudiyeti seni gururlandırmıştır. Halkından korkmayan bir lidersin! Halkın ülkeyi yönetenleri değil ülkeyi yönetenlerin halkı mutlu etmesi gerektiğini ortaya koymuşsun. GENÇLERE… Eğitim sürecinizi en iyi şekilde değerlendirin. Bilime ve ilime önem verin. Okuyun, düşünün, sorgulayın, yorumlayın, çalışın. İleriye bakın, çağdaş olun. Ülke sorunlarını yakından izleyin. Cumhuriyet’in sizlere emanet edildiğini asla aklınızdan çıkartmayın. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…

  • KİTAP: UĞUROLA MERSİN, UĞUROLA TÜRKİYE

    28/03/2025, Mersin UĞUROLA MERSİN, UĞUROLA TÜRKİYE Ailemden aldığım görgü ve terbiye eğitim, iş ve sosyal yaşamımda edindiğim bilgi ve deneyimleri ülkemizin ve kentimizin geçmiş ve güncel olayları ile harmanlayıp, gerek sosyal medyadaki paylaşımlarım gerekse Mersin İMECE Gazetesinde yazdığım köşe yazılarımı derleyip kitaplaştırarak hem ilham veren hem de referans olacak bir eser ortaya koyduk. Kimlerle ortaya çıkardık bu eseri? Mersin İmece Gazetesi sahibi Sinan Koç ve ekibi, Mersin Global Yayıncılık'ın ortakları Gültekin Hakan Koçman, Baha Sadık Akıner ve İbrahim Özgür Kutlay'la birlikte ortaya çıkardık UĞUROLA MERSİN, UĞUROLA TÜRKİYE eserini. Bu ilk kitabımın İMZA GÜNÜNÜ tabii ki yapacağım; ancak, kitabımın editörlüğünü yapan sevgili kardeşim Baha Sadık Akıner geçirdiği bir operasyon nedeniyle dinlenmededir. Emeği çoktur bu eserde; onun iyileşmesini beklemem gerekiyor. İnşallah kısa sürede eski sağlığına ve gücüne kavuştuğunda imza günü tarihini belirleyeceğiz. ÖNSÖZ Beş yıl süren Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra, açıkça söyleyeyim, bir boşluk hissettim yaşamımda. Bir anda toplumla bağlarım kesilmiş, iletişimim durmuş gibi bir yanılsama içinde buldum kendimi. Oysa, insanlarla bağlarım güçlü, iletişimim hayli içten ve sıcaktı… Kısa bir süre sonra anladım ki, değişen bir şey yok; toplumla bağlarımın çok sağlam ve karşılıklı iletişim aynı içtenlik ve sıcaklıkla sürüyor. Ama yine de bir boşluk hissediyordum… Neydi bu boşluk? Mersin’e hizmet edemeyecek olmam… Birçok yapı bir araya gelip benim bu kente karşılıksız hizmet etmemi engelleyip MTSO bünyesinde bir çıkar grubunu iş başına getirmek için çabaladılar. Ama başaramadılar; üst düzey bir kamu yöneticisinin söylediği gibi “ne Ayhan Kızıltan’mışsın be! Birçok yapı bir araya geldi yine de seni deviremediler”. Evet seçimle beni deviremediler, ama hınçlarını alamamış olmalılar ki, iğrenç bir oyunla beni görevimden ayırdılar. Ayrılırken de onlara teslim etmedim bu kutsal görevi, her yönden güvendiğim dürüst ve genç bir arkadaşımın iş başına gelmesini sağladım. Mersinliler çok dikkatli olmalı, çıkarcılar çok büyük tehlike bu kent için! Anladım ki, beni Mersin gündeminden düşürmeye çıkar gruplarının gücü yetmeyecek! Görevden ayrıldıktan kısa bir süre sonra yakın dostum Mersin İmece Gazetesinin sahibi Sinan Koç ile bir arkadaşının işyerinde sohbet ediyorduk; aynen şunları söyledi: “Abi, çok çirkin bir şekilde seni görevinden ayırdılar diye bir köşeye çekilip bunca yıllık bilgi birikimini, deneyimlerini gömecek misin?” “Ne yapayım peki Sinan?” diye sordum. “Abi yaz; birikimlerini, deneyimlerini topluma aktar.” “Nerede yazayım?” “Abi bizim gazetede yaz; istediğin gibi, istediğin konuda, istediğin zaman yaz.” Böyle başladı Gazete Köşe Yazarlığım. Aslında uzun süredir Sosyal Medyada hayli etkili yazılar yazıyormuşum, paylaşımlarımı okuyanlar söylüyorlar. Demek ki Sinan da farkına varmış kalemimin kuvvetli olduğunun… İşte böyle başladı yazarlığım; yazdıkça yazıyordum, hala da yazıyorum… Sevgili Sinan bu kente hizmet etmenin ille de bir koltukta oturarak olmayacağını anlamamı sağladı bu teklifiyle. MTSO’ndaki görevimde çok renkli bir beş yıl geçirdim, sektörlerle, ekonomiyle, sanatla, kültürle, toplumla çok haşır neşir oldum; konu çok benim için… Siyaset yazıyorum, dış politika yazıyorum, ekonomi yazıyorum, kültür ve sanat yazıyorum, Mersin Kenti ile ilgili projelerimi yazıyorum, sanayi ve üretimle ilgili projelerimi yazıyorum, yol gösteriyorum, öneriler sunuyorum, deneyimlerimi aktarıyorum. Kısacası ilham veriyorum, ilham vermek için yazıyorum. Belki ilham alan birileri olur… Peki bu kitabı yazmaya beni ne itti? Sanatsever dostlarım Baha Sadık Akıner ve Mersin Global Ajans sahibi Gültekin Hakan Koçman da yazılarımı ilgiyle okuyorlarmış… Kitap yazma önerisi de onlardan geldi. Sosyal medya, gazete yazılarım ile ayhankiziltan.com isimli web sitemdeki Güncel Yorum yazılarımı, yazılar deyip geçmeyin, binlerce yazıyı günlerce tek tek inceleyip editörlüğümü yaptılar ve bu kitabı birlikte ortaya çıkardık. Umarım ilham alırsınız…

  • MERSİN VE TURİZM…

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 18 Mart 2025 Uğurola Mersin, Uğurola Türkiye… Mersin’de ençok konuşulan konulardan biridir TURİZM… Ben de olmak üzere çok konuştuk, çok toplantılar yaptık, yıllar önce MTSO önderliğinde yürütülen RIS Mersin Projesinde Turizmin Tarım Gıda ve Lojistikle birlikte 3 öncelikli sektör olarak belirlenmesine karşın Tarım Gıda ve Lojistik gibi ilerletemedik Turizm sektörünü. O dönemde Turizmle ilgili kurulan platformların çalışmaları ne yazık ki bir süre sonra birdenbire durdu. Halbuki hazırlanan eylem planının ve platformunun yürütülmesinde Mersin Turizminin Türkiye çapında önemli kişileri vardı. Çok ümitliydik; ancak adeta sihirli bir el tarafından, ya da eller tarafından çalışmalar birden bire durduruldu. Konuyla ilgili büyük bir şevkle çalışan arkadaşların bu durum karşısında şevkleri kırıldı tabii ki. Ama bu arkadaşların, göreve çağrılması durumunda, yine karşılıksız olarak Mersin Turizmini kalkındırmak için çalışmaya hazır olduklarını biliyorum. Tabii 5 yıllık MTSO Başkanlığım sürecinde benim de çok büyük hatam oldu; Turizm Sektöründe güçlü ve çok yönlü bir kadro oluşturamadık. Artık Mersin Ticaret ve Sanayi Odasında da ahbap çavuş ilişkileriyle değil sektörlere gerçekten hizmet edebilecek, sektörlerdeki firmaların eğilimleri doğrultusunda temsilcilerin görev alması kentimizde birçok olumsuzluğu düzeltecektir. Bu konuyu ayrıca özel olarak işleyeceğim ileride… Turizmle ilgili her türlü rapor, araştırma, belge, bilgi mevcut arşivlerde… Tek yapılması gereken bu bilgilerin harmanlanıp yol haritası ve eylem planı hazırlanarak eylemi yürütecek turizmde deneyimli, yurt içi ve yurt dışı ilişkiler ağı geniş liyakatli bir kadro oluşturup işe koyulmak. Turizmde koltuk işgal eden ve kendine makam oluşturan değil Mersin Turizmine katkı koyabilecek insanlara gereksinim var… Mersin’i iyi bilen ve tanıyan, yabancı dili olan, eğitimli, turizm deneyimi yüksek ve uluslararası turizm kuruluşları ile çok yönlü diyaloğu olan kişilerden kurulu iyi bir kadroyla Mersin Turizmi çok kısa sürede ayaklanır. NELER YAPILMALI… Artık şöyle oldu, böyle yapıldı, aslında böyle yapılmalıydı gibi lafları bırakıp eyleme geçecek yapıyı kurmalıyız… Geçmişteki hataları çok iyi biliyoruz, onları giderecek gerçekçi projeler hazırlayıp hayata geçirmeliyiz. Turizmde yeni seyahat eğilimlerini gerçek zamanlı izlemeli ve çok iyi irdelemeliyiz… Turizm araştırmaları için yapay zeka ve büyük verinin kullanılması için mekanizmalar oluşturmalıyız… Sürekli genişleyen sektör iletişim ağı oluşturmalı ve işbirliğini güçlendirmeliyiz… Sosyal medyayı etkili kullanmalıyız… Mersin ilinin bütününü kapsayan bir turizm eylem planı ortaya koymalıyız… Yerel kültür ve mirasın korunması, olumsuz etkileri azaltacak güçlü bir plan ve refahın paylaşılmasını sağlayacak politikalar oluşturmalıyız. Turizm kalkınmasında değişen paradigmaları yakalayıp bölgemize uyarlayabilir miyiz? Bazı kaynaklarda, turizm gelişiminin hakim modeli Sayılar Paradigması olarak adlandırılıyor. Bu yaklaşımda, turizmde başarının göstergeleri olarak ziyaretçi hacmi, gelir ve memnuniyet gibi ölçümlerin gözönüne alındığı belirtiliyor. Aynı kaynaklarda Sayılar Paradigmasından (The Numbers Paradigm) Konum Paradigmasına (The Place Paradigm) geçildiği ifade ediliyor. Konum Paradigması (The Place Paradigm) bir paradigma değişimi sunuyor; sayısal ölçütlere dar bir şekilde odaklanmaktan uzaklaşıp turizmin değerine dair daha kapsamlı bir anlayışa doğru ilerliyor. Başarıyı yalnızca ekonomik göstergelerle ölçmek yerine, turizmin değerini ve turizm faaliyetlerinin yerel işletmeler, topluluklar ve çevre koruma üzerindeki potansiyel sonuçlarını değerlendiriyor. TURİZMDE YENİ EĞİLİMLER… Günümüzün gezginleri kimlerdir ve ne istiyorlar? Şubat ve Mart 2024'te McKinsey firması, son iki yılda en az bir eğlence gezisine çıkmış olan Çin, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 5.000'den fazla kişiye uyguladığı anketin sonuçlarından altı önemli nokta: Seyahat, özellikle gençler için en önemli önceliktir. Anket yapılan gezginlerin yüzde altmış altısı, COVID-19 salgınından önce olduğundan daha fazla seyahatle ilgilendiklerini söylemiş. Ve Y Kuşağı ile Z Kuşağı daha fazla seyahat ediyor ve gelirlerinin daha büyük bir kısmını seyahate harcıyormuş. Genç gezginler yurtdışına seyahat etmeye heveslilermiş. Ankete yanıt veren Z Kuşağı ile Y Kuşağı, 2024 yılında neredeyse eşit sayıda uluslararası ve yurtiçi seyahatler planlamış. Daha yaşlı kuşaklar ise iki kat daha fazla yurtiçi seyahat yapmayı planlamış. Baby Boomer'lar (doğum oranının yüksek olduğu dönemde doğan kimseler) değer gördüklerinde harcamaya istekliymiş. Baby Boomer'lar hala genel seyahat harcamalarının %20'sini oluşturuyormuş. Direkt uçuşlar gibi konforlara harcamaya isteklilermiş. Seyahat, arka planda varış noktaları (destinasyonlar) bulunan kolektif bir hikaye oluşturuyor. Gezginler hem diğer gezginlerin hikayelerini duymak hem de kendi hikayelerini paylaşmak isterler. Genç gezginlerin yüzde doksan ikisi, son seyahatlerinde bir şekilde sosyal medyadan ilham almış. Seyahat edenlerin ne istedikleri hangi ülkeden olduklarına bağlıymış araştırmaya göre. Çinli katılımcıların %69’u bir sonraki seyahatlerinde ünlü bir yeri ziyaret etmeyi planladıklarını söylerken, Avrupalı ​​ve Kuzey Amerikalı gezginlerin %20'si aynı şeyi söylemiş. BAE'de yaşayan katılımcılar ayrıca ikonik destinasyonları, alışverişi ve açık hava aktivitelerini tercih ediyormuş. American Express Travel’ın bu yılki Küresel Seyahat Trendleri Raporu, insanların, özellikle de Y ve Z kuşağının davranış ve tutumlarının neden seyahat ettiklerinin ardındaki motivasyonlara ve bunun seyahatlerin geleceğini nasıl şekillendirdiğine odaklanmış. American Express Travel Başkanı “Seyahat edenler, özellikle de Y kuşağı ve Z kuşağı, bu yıl iyi düşünülmüş, anlamlı seyahatler için rezervasyonlar yaptırmaya motive oluyorlar. Rapor, insanların tatilleri konusunda tutkulu olduklarını gösteriyor. Seyahat edenlerin ne aradığını anlıyoruz ve talep devam ettikçe uzmanlığımızı kullanarak hayalindeki seyahat rotalarını yaratabiliriz." Eğilimler kuşaklara göre incelediğinde elde edilen bulgulardan bazıları şunlardır: Dünya genelindeki turizmin yüzde 40'ını kültürel ve tarihi seyahatler oluşturuyor. Y kuşağının %73'ü kültürel ve tarihi yerlere ilgi duyduğunu söylüyor.… BBC Travel’e göre 2025 yılını şekillendirecek yedi seyahat eğilimi: Gece Turizmi (Noctourism) Huzur Tatilleri (Calmcations) Seyahat Yapay Zeka Buluşması (Travel meets AI) Tatilde Romantizmin Geri Dönüşü (The return of the holiday romance) Keşfedilmemiş Rotalara İlgi (Off-the-Beaten-Track Goes Mainstream)
 Serin Kaçamaklar ve Sezon Dışı Safariler (Coolcations & Off-Season Safaris) Nostalji Seyahati (Nostalgia Travel) SONUÇ… Yukarıda örneklerini verdiğim turizmdeki paradigma değişikliklerinin ve yeni eğilimlerin irdelenerek Mersin’in doğa yapısıyla, tarihsel ve kültürel varlıklarıyla ve tüm olanaklarıyla bağdaştırılıp yeni nesil bir turizm kenti olmasına yönelik bütünsel bir planlamayla PİLOT İL (özel yasayla uygulamaya konulacak destek ve teşvikleri kapsayan) ilan edilmesi gerekmektedir… Mersin’de bildiğim kadarı ile 11 adet Turizm Gelişme Bölgesi var; yalnızca turizm bölgesi ilan etmek yetmez. Yukarıda yazdığım gibi İlimizin bütünü Pilot İl ilan edilip nasıl geliştirileceği belirlenmelidir; kapanın elinde kalması engellenmelidir. Her bölge yöresine, doğasına, iklimine, kültürüne, sosyo-ekonomik yapısına uygun planlanmalıdır. Bu Turizm Bölgelerinin birbirlerine ve diğer illere ulaşım ağının da planlanıp gündeme alınması gerekir. Burada en önemli aktörler Mersin Valiliği ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığıdır. Siyaset miyaset düşünmeden, liyakatli kadrolarla güçlü bir yapı oluşturulup eyleme geçilmelidir. Olanaklarımızı ve potansiyelimizi verimli ve etkili bir şekilde planlayıp kullanalım; kentimizde TURİZMİ DÖRDÜNCÜ GÜÇ durumuna getirelim. Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…

  • TÜRKİYE CUMHURİYETİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKI, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜ…

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 03 Mart 2025 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… Madem Türkiye’deki terör sorunu bitecek… Oturup bekleyelim mi? Siyasetçiler bu işi halletsin diyerek yalnızca onların ellerine bırakılamayacak kadar hassas bir konu bu. Nasıl olursa olsun da bu terör bitsin modunda mıyız? Yoksa katkı mı koymalıyız bu sürece? Bence halkın içinde öyle insanlar var ki bu işin çözümüne çok olumlu ve etkili katkılar koyabilir… Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm halktan kopuk ve onları bilgilendirmeden elde edilecek sonuç sağlıklı olmayabilir. Bir kısım çok farklı beklentilere sokulabilir, bir kısım da çok olumsuz kanaatlere kapılabilir… Şu anda bile toplumdan yükselen farklı sesler, yavaş yavaş birbirimizden uzaklaşmamıza yol açılabileceğini işaret ediyor. Tamamen söylentilere bakarak bir kısım diyor ki; olmaz böyle haklar, böyle anayasal maddeler konulamaz anayasaya diyor. Öte yandan bir kısım da diyor ki bizi benimsemek istemiyorsunuz, bizim hakkımız bu… Bu da toplumda hafiften bir gerilime yol açıyor. Şunu söyleyebilirim; takıntılarımızı, komplekslerimizi bir yana koyup Dünya’nın geldiği noktayı, getirilmek istenen dünya düzenini iyi okumalıyız… Geçmişten bugüne özellikle coğrafyamızı çok iyi irdelemeliyiz. Coğrafyamızın dışında olan Batı Ülkelerinin her müdahalesinden sonra bu coğrafyanın nasıl cehenneme çevrildiğini görmeliyiz. Hep söylediğim gibi bu coğrafya burada yaşayan insanlarındır. Sorunlarımızı ancak bu coğrafyada birlikte yaşadığımız halklarla birlikte çözeriz. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bugüne kadar kendisini oluşturan, etnik kökenleri saymayacağım burada, tüm halkların birlikteliğiyle Dünya’nın en güçlü ülkeleri arasında oldu. Her ne kadar ekonomik sıkıntı had safhadaysa da, Cumhuriyet rejimiyle ilgili bir takıntı ve hesaplaşma ortamı da olsa, özellikle bölgemizde çok güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti var. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Kanada ve Avrupa Birliği’nden oluşan Batı ülkelerinin bulunduğu Batı Alemine, bizim de içinde bulunduğumuz gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerin aleminden ticaret, sanayi, teknoloji, spor, kültür, sanat gibi konularda yetişebilecek, hatta onları geçebilecek, onlara kafa tutabilecek, diğer mazlum ülkelerin hakkını koruyabilecek bir tek Türkiye Cumhuriyeti var. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN GÜCÜ… Yukarıda belirttiğim gibi bu Güçlü Türkiye, Batı aleminin dengesini bozar; onun için kafasını yerden kaldırmaması gerekir Türkiye’nin… Geçmişte Yedi Düvele nasıl diz çöktürmüştü bu Türkiye? Kafasını yerden kaldırıp Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi ülkesini kalkındırma seferberliğine sokarsa, yine Yedi Düveli oluşturan Batı alemine diz çöktürebilir. Bu Yedi Düvel Türkiye’nin gücünü görüyor ve biliyor; onun için Türkiye’nin kafasının yerden kalkmaması için her şeyi yapıyorlar. Şöyle bir düşünün; geçmişten bugüne bu Batı Alemi, Dünyada hangi ezilmiş, aç bırakılmış, ilkel bırakılmış ülkenin ve insanlarının elinden tutmuş, onları ilkellikten kurtarıp kalkındırmış, açlıktan kurtarmış? Kuzey Amerika’nın sahipleri olan Kızılderili olarak adlandırılan Amerikan yerli halkını, Güney Amerika’daki yerli halkı soykırıma uğratıp yok etmiş. Onların zenginliklerini sömürmüş. Milyonlarca Afrikalıyı köle olarak getirip onların emekleri ve kanlarıyla ekonomisi güçlü bir devlet kurmuşlar. Koca Afrika kıtasını sömürmek için oradaki halkları birbirine düşürmüş; onlar birbiri ile savaşırken, birbirlerini yok ederken onların tüm zenginliklerini sömürmüş. Halen de sömürmeyi sürdürüyor. Hep sömürerek, kan dökerek zenginleşmişler. Bunları yapan kimler, bugün Avrupa Birliği dediğimiz ülkelerden ve İngiltere’den Amerika kıtasına giden Avrupalılar. Kanla, katliamla, soykırımla oluşturdukları Amerika Birleşik Devletleri bu karakterini hiç kaybetmedi. Dünya’da elinde zenginlik bulunan kendi dışındaki zayıf ülkeleri ve toplumları ele geçirip, başlarına diktatörler koyarak onları birbirine düşürüp, sonra da demokrasi, insan hakları getirip sizleri özgürleştireceğim diyerek zenginliklerine el koyuyor. Orta Doğu’da cetvelle çizip oluşturdukları devletlerin başlarına diktatörleri oturtup, önce onların kaynaklarını sömürüp sonra demokrasi getireceğim safsatasıyla Orta Doğu’yu nasıl kan gölüne çevirdiler… Bunların taktiği bu ama hala öğrenemedik. Kısaca EMPERYALİST yani YAYILMACI bunlar. TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKI … Kürt Meselesi diye adlandırılan bu sorunda konuşmak ve fikir yürütmek konusunda ben kendimi çok yetkin buluyorum… Neden mi? Ben iş hayatımın uzunca bir süresini Kürt Yurttaşlarımızın yoğun yaşadığı Güney Doğu Anadolu şehirlerinde ve kırsalında geçirdim. Terörün en azgın zamanlarında, ben, yörenin insanlarıyla ıssız arazilerde sulama tesisleri yapmak için incelemeler ve ölçümler yapıyordum. Geceleri kah bir çadırda, kah bir köyde misafir ediliyordum… Ya da bir Güney Doğu Anadolu kentinde iş insanlarının misafiri oluyordum… Civardan benim konakladığım yeri öğrenen bazı muhtarlar ve bir çok çiftçi/köylü bulunduğum köye geliyor, sabahlara kadar sohbet ediyorduk. Onlar benden bir şeyler öğreniyordu, ben de onlardan bir şeyler öğreniyordum. En önemli öğrenimim İNSANLIK oldu. Kah yazın cehennem sıcaklarında, kah sonbahar yağmurlarında, kah soğuk karlı kış günlerinde dolaştığım yörenin çeşitli bölgelerinde çok insan tanıdım. Beni öyle bir ağırlıyorlar, değer veriyorlar ve koruyorlardı ki anlatamam. Misafirseverliğin, dostluğun, kardeşliğin hasını gördüm oralarda. Hepsi de çok iyi dostum benim; bir çoğuyla telefonla görüşürüz ya da Mersin’e geldiklerinde görüşürüz. Artık eskisi gibi bölgeye gidemiyorum, çünkü işler azaldı. Daha doğrusu ben oralarda iş yapmaya başladığımda sulama pompaları işlerini pek bilen yoktu oralarda. Yörede birçok insan yetiştirdim ve sonra işleri onlar yerelde yapmaya başladılar; bundan dolayı da çok gururluyum. Bölgenin özellikle pamuk ekiminde ilk sulama tesislerini yaptım, etkili ve ekonomik sulama konusunda çok bilgiler verdim yöredeki çiftçilere… Yani bölgede hem ekonomik hem kültürel hem de sosyal yönden bir nebze katkım vardır. Yalnızca Güneydoğu Anadolu’da değil Mersin’de de çok iç içeydim Kürt hemşerilerimizle, yalnız Kürtlerle değil, Güneydoğu'dan gelen Arap hemşerilerimizle de. Kirveliğimiz vardır, kız almışlığımız vardır, birlikte çalışmışlığımız vardır. Mersin Ticaret ve Sanayi Odasındaki Meclis Üyeliğim ve Yönetim Kurulu Başkanlık görevim sürecinde hep Türk-Kürt kardeşliğinin pekişmesi için uğraş verdim. Görev süremi adadığım başat konulardan biriydi bu konu. Çeşitli çevrelerden çok da eleştiri almadım değil, ama yılmadım. Hala da bu tutumumu içtenlikle sürdürüyorum. MTSO seçimlerinde, Meclisinde, Yönetim Kurullarında kol kola, omuz omuza birlikte çalıştık. İş yerlerine ziyaretler yaptım, açılışlarına katıldım, düğünlerine, cenazelerine katıldım, evlerine ziyaretler yaptım, yemeklerini yedim, sularını içtim. Kısaca Kürt kardeşlerimizi o kadar iyi tanıdım ki; bir adım yaklaşırsan onlar iki-üç birden adım yaklaşır… Onun için diyorum, bu konuda benim gibi insanlar, etnik kökeni fark etmez, işin içinde olmalı… Bizler birbirini iyi tanıyoruz; siyasetçilerle birlikte çok daha kolay ve sorunsuz çözeriz bu işi… Hem de çıkarsız. Geçenlerde olan bir anekdotu anlatmadan geçemeyeceğim; benim Güneydoğu bölgesindeki sevilirliğimi ve tanınırlığımı ortaya koyan bir anekdot: Mersin’den bir sanayici arkadaşım, yanlış anımsamıyorsam, Diyarbakır’da bir iş almış. Dönüşte Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde arabası arıza yapmış ve bir tamirci bulmuş. Tamirciye Mersin’den geldiğini söyleyince, tamirci doğrudan “Mersin’de Ayhan abiyi tanıyor musun” diye sormuş. Arkadaşım da gayri ihtiyarı “bizim Ayhan abiyi mi, Ayhan Kızıltan’ı mı” diye sormuş. Arkadaşım hemen orada telefona sarılıp beni aradı ve olayı anlattı, tamirci kardeşimle de sohbet ettik telefonda. Tamirci kardeşim “Ayhan abi merak etme ben bu arkadaşın işini senin işinmiş gibi yapacağım” dedi. Bu tamirci kardeşim benim bölgede teknik bilgi ve uygulama olarak katkı verdiğim birisiydi. Demek ki insanlara verilen değer ve yapılan iyilikler unutulmuyor. Mersinli arkadaşım sonra beni arayıp “abi gurur duydum vallahi seni ne çok seviyorlar orada, bana öyle bir ilgi gösterdiler ki anlatamam” dedi. Zaten halklar arasında hiç bir sorun yok; olsaydı yukarıda yazdıklarımı yaşayıp yazamazdım. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜ … Türkiye Cumhuriyeti bölünmez… Çünkü yukarıda yazdığım gibi güçlü bir ülke Türkiye. Her yurttaş böyle güçlü bir ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyar. Ama devlet her vatandaşını kucaklamalı, onlara şefkatini vermeli, onlara aidiyet duygusunu hissettirmeli… 18 Aralık 2016 yılında sosyal medyada yazdıklarımı aşağıda aynen yazdım: TÜRKİYE HERŞEYE KARŞIN BÜYÜK VE GÜÇLÜ BİR ÜLKEDİR. YILLARDIR UĞRAŞIRIZ, BİR TÜRLÜ YIKAMADIK BU GÜZEL ÜLKEYİ. ADETA, "NE YAPARSANIZ YAPIN YIKAMAZSINIZ, HEP AYAKTA KALACAĞIM" DİYOR VE ÖYLE DE OLACAK. HANİ ABD İÇİN DERLER YA "FIRSATLAR ÜLKESİ" DİYE, İŞTE ASIL TÜRKİYE BİR "FIRSATLAR ÜLKESİDİR". TÜRKİYE’DE İNSANİ DUYGULAR DAHA DA GELİŞMİŞTİR, DAYANIŞMA KÜLTÜRÜ VE BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜ DAHA DA YÜKSEKTİR. KUZEYİNDE AÇ KALIRSAN GÜNEYİNE GELİRSİN KARNINI DOYURURSUN, BATISINDA YAPAMAZSAN DOĞUSUNA GİDERSİN BAŞARIRSIN, DOĞUSUNDA İŞSİZ KALIRSAN BATISINA GİDERSİN ZENGİN OLURSUN. MUTLAKA BİR YERLERİNDE BİRİLERİ İÇİN BÜYÜK FIRSATLAR BARINDIRIR TÜRKİYE. GENİŞ VE BÜYÜK, GÜÇLÜ BİR ÜLKEDİR TÜRKİYE. BU ÜLKEYİ BÖLÜP PARÇALAYIP KÜÇÜLTÜRSEK, BULUNDUĞUMUZ YÖRELERDE SIKIŞIP KALIRIZ, KÜÇÜK KALIRIZ, GÜÇSÜZ KALIRIZ. SAĞLIKLI DÜŞÜNMEMİZ GEREKİYOR ARTIK; ÖNCE TÜRKİYE DEMELİYİZ. TÜRKİYE'NİN ÖNÜNE BAŞKA HİÇBİR ÖNCELİK KOYMAMALIYIZ. SOKULDUĞUMUZ BU DİN, MEZHEP, MİLLİYET, REJİM TUZAKLARINDAN KURTULALIM ARTIK. TÜRKİYE’YE HEPİMİZİN BORCU VAR, BU BORCUMUZU ÖDEYELİM. TÜRKİYE BİZDEN YALNIZCA BİRLİK OLMAMIZI, TEK YUMRUK OLMAMIZI, KENDİSİNİ SEVMEMİZİ BEKLİYOR. BORCUMUZU ANCAK BÖYLE ÖDEYEBİLİRİZ TÜRKİYE’YE. HAYDİ, TEK YUMRUK OLALIM, GÜÇLÜ OLALIM! Kürtler Türkiye Cumhuriyeti’ne yurttaşlık bağı ile sıkı sıkıya bağlıdır… Onları iyi tanıyorum. En önemli istekleri nedir devletlerinden? Bunları pek konuşmadım onlarla ama anlayabiliyorum neler istediklerini… Kürtçenin Türkiye’de geçerli dil olarak öncelikle eğitimde kullanılması. Zaten konuşuluyor Kürtçe her bölgede ve her ortamda; bu bir gerçek. Kürt kimliğinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sında belirtilmesi. Kürt kimliği de zaten toplumda kabullenilmiş durumda; bu da bir gerçek. Başka istekler de varsa bunlar da açık yüreklilikle açıklanıp tüm isteklerin artısı eksisi tüm yurttaşlarımıza içtenlikle anlatılmalıdır. PKK silah bıraksın diye değil, biz ne yaparsak kendi yurttaşlarımız için yapacağız. Daha önce de bir çok ortamda söyledim; Selahattin Demirtaş bu işin başında olmalıdır. Birçok Türk yurttaşın da sempati duyduğu bir siyasetçidir Demirtaş. Bu düğüm siyasetçilerin yanına sivillerin de katılımıyla çözülür. ORTA DOĞU’DA KURULMAK İSTENEN YENİ DÜZEN… Amaç belli, Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra cetvelle çizilip oluşturulan ülkelerin yıkılıp, bölgenin bölünüp parçalanması ve Orta Doğu’da İsrail’in kontrolüne verilecek yeni bir düzen kurmak… ABD ve İsrail buradaki en büyük handikap olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni görmektedir… Bunu gören Türkiye Cumhuriyeti önce içerde birliği sağlayıp gücü toplayarak bu düzenin ülkemize ve tüm Orta Doğu’ya zarar vermesini önlemek istiyor. Türkiye’nin iç sorunlarını gerek ekonomik gerek toplumsal gerekse de siyasal bağlamda anlamak ve çözmek için dünyanın emperyalist güçlerinin planlarını irdeleyip anlamak gerekir. Plan hep aynı, tuzak hep aynı. BÖL, PARÇALA, YÖNET VE SÖMÜR! Emperyalist Güç ne demek? Emperyalizm, Kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Emperyalizm, yani yayılmacılık, bir devletin veya ulusun, başka devlet veya uluslar üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkide bulunmaya çalışmasıdır. Etkileyen devlet, etkilenen devletin kaynaklarından yararlanma hakkına sahiptir. İşte Mustafa Kemal bu emperyalist güçlerin oluşturduğu Yedi Düveli dize getirmiştir. Ya başaramasaydı Mustafa Kemal??? Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…

  • MERSİN’İN SAHİPLERİ…

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 23 Şubat 2025 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… 24 Eylül 2024 Tarihli İMECE Gazetesinde “KOLTUK=GÜÇ” başlıklı bir makalem yayınlanmıştı. Bu yazımı ayrıca kişisel WEB SİTEMDE de okuyabilirsiniz. O yazımda “YENİ BİR YAZI DİZİSİNE BAŞLIYORUM: MERSİN’İN SAHİBİ” şeklinde bir duyuru yapmıştım. Size önerim, 24 Eylül 2024 tarihli yazımı okumadıysanız, bu yazımı okumadan önce o yazımı yukarıda verdiğim iki bağlantının birinden okumanız. Okumak için zamanınız yoksa kısa bir bölüm aktarayım o yazımdan: “YENİ BİR YAZI DİZİSİNE BAŞLIYORUM: MERSİN’İN SAHİBİ” “Doğrulukla hizmet eden ve etme potansiyeli yüksek, çıkar gözetmeyen, bilgisini ve deneyimlerini toplum için kullanmayı içselleştirmiş toplumcu davranan kurumlar, sivil toplum örgütleri ve kişiler ile bir GÖRÜŞME MARATONU olacak MERSİN’İN SAHİBİ”. “Amacım Mersin’in Sahiplerini harekete geçirmek ve MERSİN GÜCÜ’NÜN oluşmasına önayak olmaktır”. İLK GÖRÜŞMEM: TMMOB İKK… Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mersin İl Koordinasyon Kurulu 18 Akademik Meslek Odalarının belirlediği birer üyeden oluşan bir kuruldur TMMOB Mersin İKK. Kendi aralarında yaptıkları seçimle belirlenen bir sekreter üye tarafından yönetilir. Bu dönemde Makine Mühendisleri Odası Mersin Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı İKK Sekreterliği görevini yürütmektedir. NEDEN İLK GÖRÜŞME TMMOB İKK İLE… Akademik Meslek örgütlerinin yeri bende çok ayrıdır… Bu örgütte ben de çeşitli görevlerde bulundum; hala da kopmuş değilim, sıkı bağım vardır TMMOB ile. Bu örgütler her zaman daha toplumcu, daha üretken, kişisel çıkar gütmeyen ve daha gerçekçi kurumlar olarak görünürler bana. Görece olarak kurum ilkeleri, gelenekleri, amaçları ve mesleksel bilgileri doğrultusunda katılımcı, toplumcu ve uzlaşmacı bir yöntemle çalışan DEMOKRASİYİ içselleştirmiş kurumlardır TMMOB Üyesi Odalar. Bu örgütlerin üyelerinin mesleksel liyakatleri hayli yüksektir ve ilkeli bir duruş sergilerler. Liyakatleri ve demokrat tutumları ile kurum koltuklarına verdikleri güç KURUM GÜCÜNÜ oluşturur. TEK ADAMLIK MÜMKÜN DEĞİLDİR TMMOB ODALARINDA. Kendilerini bilgileriyle göstermek isterler… Kurumlarının gücünü, belirli çıkar grupları için değil, tüm toplum adına arkalarına alıp kapsayıcı ve üretken çalışma gösterdiklerine inanıyorum. Mesleksel ve toplumsal açıdan eleştirilerini ortaya koyarlar, çözümler önerirler. Özeleştiri kültürleri de hayli yüksektir TMMOB Odalarının. Hep siyasi ya da muhalif davranmakla suçlanırlar… Sessiz çoğunluğun sesi olurlar; düşünürler, sorgularlar, anlatırlar, üretirler… Şov yapmazlar, reklam yapmazlar, doğru bildiklerini ve yanlış gördüklerini söylerler ve hep geri planda bırakılırlar. Öne çıkmaya pek gereksinimleri de yoktur. İncelenmeye değer ve dikkate alınması gereken kurumlardır… İşte yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı ilk görüşmemi TMMOB İKK ile yaptım. Toplumun, kentleri ve ülkeyi yönetenlerin TMMOB’U iyi tanımalarını sağlamak, onlardan yararlanabildikleri kadar yararlanabilmeleri için onlara çok sorular sordum; bir hayli de zorlu sorular sordum onlara… ÇOK YAKINDA SİZLERLE PAYLAŞACAĞIM YANITLARINI… Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…

  • EKONOMİ, FİNANSMAN, FAİZ…

    Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 17 Şubat 2025 Uğurola Mersin, uğurola Türkiye… Ekonomist değilim, Makine Mühendisiyim… Ekonomi teorilerini, Ortodoks ya da Heterodoks, mikro, makro falan filan gibi ekonomi programlarını da pek bilmem… Ama piyasayı gözlemlerim, sektörleri izlerim, birçok sektörde çalışan işinsanlarıyla, sanayicilerle ve esnaflarla görüşürüm, bankacılarla, mali müşavirlerle, hukukçularla, kamu kurumlarının yöneticileriyle, akademisyenlerle görüşürüm, işçilerle, işsizlerle, memurlarla, öğrencilerle, emeklilerle görüşürüm… Konular tek ortak noktada birleşiyor; PARA YETMİYOR! Hoşnutsuzluk; yani finansman sıkıntısından hoşnutsuzluk had safhada… Finansman yalnızca iş dünyasına özgü bir terim değil… Emekliyle de işçiyle de işsizle de memurla da her bireyle ilgili ve her bireyi de ilgilendiriyor. EKONOMİYİ CANLANDIRMAK… Daha önceki yazılarımda da belirttim; yalnızca sıkı para politikası ile ekonomi düzeltilemez. Sonrasında ne yapılacağı önemli. Sıktık sıktık, son açıklanan değerlere göre yine de enflasyonu indiremedik. Enflasyon adeta benimle yaşamaya alışın diyor… İş dünyasını ve tüketici dünyasını bu kredi-faiz sarmalından çıkartmak lazım. Orta Vadeli Planın gereklerini dört dörtlük sağladık diyelim, kamuda bile tasarrufu dört dörtlük sağladığımızı farz edelim… Tüm ekonomik değerleri istenilen düzeylere indirdik diyelim… Kredi faizleri indirildi; bankalar çok uygun koşullar ve faizlerle krediler açmaya başladı… Şu anda Türkiye’de hem iş dünyasında hem de tüketici dünyasında kredi sicili bozulmuş olan kaç milyon kişi var biliyor muyuz? Bunlar bu ucuz kredilerden yararlanamayacak. İnsanlara öyle bir algı yerleştirildi ki; herkes ucuz kredi bekliyor… Varsa kredi, yoksa kredi! Ucuz krediler bütün sorunları çözecek mi? Anımsayın; geçtiğimiz senelerde çok düşük faizlerle Nefes Kredileri, Cansuyu Kredileri, KGF Kredileri dağıtıldı. Gereksinimi olmayan, bankalarda bol mevduatı olan ve kredibilitesi hayli yüksek olan firmalara ve kişilere zorla verildi bankalar tarafından. Bu krediler ekonomiye girmeden bankalarda döndü; eskiden alınmış yüksek faizli krediler kapatıldı, dövizler alındı, lüks otomobiller, yatlar katlar alındı, faizli mevduatlara yatırıldı. Türkiye Ekonomisi kalkındı mı? O zamanlar bu duruma şiddetle karşı çıktık; bankaların bölge müdürleriyle bu konuda toplantılar yaptık. Bu kredilerin acil gereksinim duyan kredibilitesi nispeten düşük firmalara ve kişilere verilmesi gerektiğini, zor durumda olan firmaların faturalı borçları için doğrudan alacaklılarına ödenmesini, lükse harcanmamasını ve verilen kredilerin nerelere harcandığının incelenmesi gerektiğini etkili bir şekilde gündeme getirdik. Bu kredilerin ancak bu şekilde ekonomiye gireceğini anlattık. Nitekim sesimiz duyuldu bir süreliğine faturalı borçların doğrudan alacaklılara ödenmesi uygulaması yürürlüğe kondu. Ama bazılarının işine gelmedi, yeniden eski sisteme dönüldü ve durum ortada. Ucuzlatılacak diye beklenen krediler açıldığında, bunları üretimi arttıracak yatırımlar yapacak girişimcilere ve gerçekten gereksinim duyan işletmelere dağıtarak değerlendiremezsek yine hüsran olur. Vergi ve SGK borcu olanların sayısı nedir? Kirasını ödeyemeyen, evine erzak götüremeyen, açlık sınırında yaşayan kaç kişi var Türkiye’de? Bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için ne gibi planlar var, ne gibi bir strateji izlenecek, ne gibi uygulamalar ortaya konacak? Sermayesi olanlar üretime yönelik somut yatırımlara nasıl yönlendirilecek? Bunu başaramazsak ne işsizliği önleyebiliriz ne de enflasyonu… Devlet gelir-gider dengesini doğru yapamazsa, üretimde nitelik ve nicelik arttırılamazsa, sen-ben kavgalarını sonlandıramazsak, yapay sorunlarla uğraşmayı bırakamazsak yine bu kısır döngüden çıkamayız… Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları olan Türk’ün de Kürt’ün de Arap’ın da öncelikli derdi aynı; GEÇİM! Adaletli bir gelir dağılımını sağlarsak bütün sorunları çözülür Türkiye Cumhuriyeti’nin. FİNANSMAN VE FAİZ… Önce finansman sağlamanın sürdürülebilirliğini sağlamamız gerekiyor… Yıllardır hem devlet hem iş dünyası hem de tüketici dünyası gelirlerinin çoğunu faizlere yatırıyor. Bankaların karlılık oranlarına bakıyorsunuz, orada kriz yok; karları sürekli olarak aşırı yükseliyor. Neden yükseliyor? Tabii ki faiz gelirlerinden. Vergi ve SGK borcu ödüyorsun, ödenen paranın %70’i ana paradan %30’u faizden düşüyor (oranlar tam olmayabilir ama sistem tam olarak böyle işetiliyor)… Ana para düşük bir hızda azalırken faizler aynı oranda azalmıyor; yani ana para sürekli faiz üretiyor. Banka borçlarının ödenmesinde de benzer bir durum var. Onun için borçlar öde öde bitmiyor. Yapılan ödemelerin tamamı ana paradan düşülse faiz yükü azalacak. İş dünyası işletme sermayesi oluşturabilecek, tüketici geçimini rahatlatabilecek… Bir de KDV, Katma Değer Vergisi, sorunu var. Belediyeler de dahil olmak üzere kamu kurumlarına iş yapanlar faturalarını kesiyorlar; KDV %20. Fatura tutarlarını kurumlar aylarca ödemiyor, öderse parça parça ödüyor, paralar pul oluyor, ama KDV tutarlarını peşin almış gibi devlete ödemek zorunda faturaları kesenler. Belirttiğim bu iki olumsuz uygulama iş dünyasının finansmanına büyük bir yük getiriyor. Bu gizli faizin faizini ödettirme tekniği hem iş dünyasını hem de tüketici dünyasını vuruyor. KAYIKÇI KAVGASINI BIRAKIN… Dümene geçmenin kavgası hiçbir sorunu çözemez… Türkiye’nin sorunlarına ve çözümüne odaklanın SİYASETÇİLER! İktidar kavgası değil iktidara gelip sorunları nasıl çözeceğinizin mücadelesini yapın. Ben birbirine hakaret ederek siyaset yapan hiç kimsenin Türkiye’yi düze çıkartacağına inanmıyorum… Halk siyasi ortamın yatışmasını istiyor şiddetle… Bu çağırış bağırış bitsin, sorunlarımızı çözmeye odaklanın diyor… Hoşça kalın, haftaya yine buradayız…

bottom of page