top of page

KATILIMCI KALKINMA: MERSİN’İN YEREL OYUNCULARIYLA BÜYÜME - Bölüm 1

Güncelleme tarihi: 2 Ara 2025

03 Kasım 2025, Mersin’den Türkiye’ye Projeler – Bölüm 6

ÖZET: Mersin’in kalkınma hikayesini, limandan OSB’lere kadar tüm büyük projeleri yerel bilgi, meslek örgütleri ve sivil toplumun katılımıyla birlikte düşünmeye çağırıyorum.

KATILIMCI KALKINMA

Mersin’den Türkiye’ye Projeler yazı dizisinin 6. Bölümü olan bu yazımda KATILIMCI KALKINMAYI anlattım. Kalkınma yalnızca bütçe ve beton değildir; katılım, liyakat, şeffaflık ve aidiyet üzerine kurulu bir yönetişim düzenidir. Mersin’in potansiyelini gerçeğe dönüştürmenin yolu, kentin tüm oyuncularını aynı masada, aynı hedefe bağlayan bir model kurmaktan geçiyor.

Kalkınma, yalnızca teknik planlama değil; toplumsal sahiplenme gerektirir. Yerel halkın bilgi ve deneyimi, sahada uygulanabilir projelerin temelidir. Katılımcı kalkınma, karar süreçlerine halkı dahil ederek meşruiyeti artırır, uygulamayı hızlandırır ve kaynak israfını önler.

NEDEN KATILIMCI KALKINMA? YEREL BİLGELİĞİN ÖNCELİĞİ

Kalkınma süreçlerine dair geleneksel paradigma, merkezî idarenin planlama ve kaynak dağıtımındaki mutlak üstünlüğüne dayanıyor. Ancak küreselleşmenin getirdiği dinamik rekabet ortamı ve karmaşık toplumsal yapılar, bu anlayışın yetersiz kaldığını göstermiştir. Günümüzde kalkınma, yalnızca merkeziyetçi politikaların bir sonucu değil, bizzat yerelin katılımıyla şekillenen, sahiplenilen ve yerelleştirilen bir süreçtir.

Bu bağlamda, bir bölgenin kendi toprağını, yerel pazar dinamiklerini ve benzersiz potansiyelini en iyi bilenler, o bölgede yaşayan insanlardır.

Merkezi planlamanın bu derin yerel bilgi birikimine entegre edilmesi, stratejik planların "masa başından" çıkarılıp sahada yaşayan, somut kalkınma hikâyelerine dönüşmesinin tek yoludur.

Yerel kalkınma başarısının temel olarak üç ana sütuna dayandığı görülmektedir: Birincisi, bölgenin makroekonomik hedeflerini belirleyen Stratejik Projeler; ikincisi, toplumsal konsensüsü sağlayan Kapsayıcı Katılımcılık mekanizmaları; ve üçüncüsü, bu projeleri hayata geçirecek Yönetimde Liyakat ilkesinin koşulsuz uygulanmasıdır. Bu üç unsurun uyumlu çalışarak ilimizin genelini kapsayan bütüncül bir Stratejik Yatırım ve Kalkınma Planı, Mersin'in ulusal kalkınma hedeflerindeki kritik rolünü maksimize etme potansiyelini artıracaktır.

MERSİN'İN STRATEJİK KONUMU: KATILIMCI PLANLAMAYI ÖNE ÇIKARDI

Mersin, coğrafi ve ekonomik potansiyeli itibarıyla Türkiye'nin ulusal kalkınma stratejilerinde kritik bir kavşak noktasıdır. Bu kritik rolün en somut kanıtı Mersin Limanı'dır. Türkiye'nin en büyük konteyner limanı olan bu tesis, ülkenin yaklaşık yüzde 50’sine hizmet veren geniş bir hinterlanda sahiptir. Ulusal ekonomi için hayati öneme sahip olan bu liman, ihracatın konteyner yüklerinde yüzde 22'sini, konvansiyonel yüklerde ise yüzde 7'sini tek başına karşılamaktadır. İç Anadolu, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin ana ithalat ve ihracat kapısı olmasının yanı sıra, Orta Doğu ülkeleri için de önemli bir transit merkezidir.

Bu denli büyük ölçekli ve uluslararası etkiye sahip stratejik altyapı projelerinin (örneğin mersin limanın genişletilme projesi) yerelde hayata geçirilme hızı, etkinliği ve kalitesi, doğrudan yerel yönetimdeki ehliyet ve liyakat kalitesinden etkilenmesinin yanısıra Katılımcı Kalkınma Stratejisi gözetilerek planlanmaması da kentte çok tartışma yaratmıştır.

Kentin önemli oyuncularının büyük çoğunluğu Mersin Ana Konteyner Limanının yapımı gündeme alınmamasından dolayı mevcut limanın kapasite artışı için genişletilmesine şiddetle karşı çıkmıştır.

Mevcut liman kapasitesini 3,6 milyon TEU'ya çıkaracağı söylenen mevcut limanın genişletilme projesi, sadece bir yerel yatırım olmaktan öte, Türkiye'nin küresel deniz ticaretindeki rekabet gücünü belirleyen bir mega-proje olarak lanse edilmişti.

İncelenmesi gereken “limanda gerçekten kapasite artışı oldu mu?” Yalnızca kapasite artışı değil gelen konteynerlerin limanı terketme süresinde Avrupa limanlarındaki standartlara ulaşıldı mı? 

Ama, ne yazık ki mega-proje denen bu proje bir başka mega-proje olan Mersin Ana Konteyner Limanının yapımının önü kesilmek amacıyla programa alındığı algısı yerleşmiştir Mersin kamuoyunda, görünen şudur ki; öyle de olmuştur.

PROJE BAŞARISI, MASA BAŞINDAN SAHAYA NASIL TAŞINIR?

Bu analiz, Mersin’in büyük vizyonunun gerçekleştirilmesi için öncelikle yerel oyuncuların nasıl bir araya geldiğini (Bölüm I), bu katılımla hangi somut ekonomik projelerin (Bölüm II) hayata geçirildiğini inceleyecektir. Nihayetinde, bu vizyonu uygulama safhasına taşıyacak olan temel şart, yani yönetimde liyakat ve ehliyet (Bölüm III), detaylıca ele alınacak ve bu unsurların projelerin başarısı üzerindeki kaçınılmaz etkisi ortaya konulacaktır.

I. KATILIMCI YÖNETİMİN KURUMSAL YAPISI: Söylemden Mekanizmaya

Yerel kalkınmanın başarısı, kamu kurumlarının tek başına hareket etme anlayışından sıyrılıp, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve sendikalar gibi yerel oyuncuları etkin rol almaya teşvik etmesiyle mümkündür. Mersin’deki katılımcılık kültürü, hem merkezi düzeydeki yasal çerçevelerle desteklenmeli hem de yerelde somut kurumsal yapılarla hayata geçirilmelidir.

I.1. Merkezi Düzeyde Katılımın Kurumsallaşması ve Kapasite Geliştirme

Merkezi idare, sivil toplum kuruluşlarının (STK) yerel kalkınma süreçlerindeki rolünün artırılması yönünde önemli adımlar atmalıdır. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından finanse edilen "Yasal Çerçeve ve Kapasite Geliştirme Projesi"nin temel amacı; Ülkemizin katılımcı demokrasisine ve kalkınma hedeflerine güç katacak sürdürülebilir STK yapısının oluşturulması, STK'ların iç denetim kapasitesinin, şeffaf ve hesap verebilir yapılarının daha da güçlendirilmesi, iş ve işlemlerinde dijital uygulamaların artırılması konuları başta olmak üzere hazırlanması planlanan yasal çerçeve çalışmalarına yönelik önerilerin oluşturulmasıdır. Bu projenin vurguladığı şeffaflık, hesap verebilirlik, iç denetim kapasitesinin güçlendirilmesi ve dijitalleşme gibi konular, yerel kalkınmada STK'ların sadece gönüllü sesler olarak değil, aynı zamanda kamu kaynaklarını ve işbirliklerini yönetecek kurumsal olgunluğa sahip profesyonel ortaklar olarak konumlanmasını zorunlu kılmaktadır. Yerel yönetimlerin, büyük ölçekli projelere entegrasyonu için, yerel STK'ların ve meslek odalarının da kurumsal kapasitelerini bu ulusal şeffaflık beklentisine uydurması kritik önem taşımaktadır.

Somut bir örnek verecek olursak Mersin’in ilk organize sanayi bölgesi olan Mersin Tarsus Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyetine “Mersin Sanayici ve İşinsanları Derneğinin” (MESİAD) katılımıdır (sermaye de koyduklarını belirtmeliyim)

I.2. Yerel Paydaşların Haritası: Kapsayıcı Ekosistem

Mersin'deki meslek odaları, yerel ekonominin yönlendirilmesinde aktif bir liderlik rolü üstlenmeye çabalamaktadır. Örneğin, Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO), hazırladığı stratejik planda kendisini kentin ekonomik kalkınmasında "lider ve öncü kuruluş" olarak tanımlamaktadır. Oda, ülke genelinde ve yerelde yaşanan ekonomik durgunluklara karşı bir "değişim ve atılım çabası" olarak stratejik planını hazırlamıştır ve bu planın merkezine Tarsus Organize Sanayi Bölgesi (TOSB) gibi bir projeyi koymuştur.

Keza Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Mersin ili genelinde birçok organize sanayi bölgsi kurmuş olup birçoğunun da kurulması için destek olmuştur. Ayrıca, Mersin Teknopark, Yenilik ve Dijital Dönüşüm Merkezi – Model Fabrika, Mersin Agropark gibi projeleri hayata geçirmiştir.

Bu gibi projeler yasal olarak Ticaret ve Sanayi Odalarının Koordinatör kurum tarafından ve yasayla belirlenen kurumların ortaklığıyla kurulması gereklidir.

Örneğin Mersin Agropark ortakları: Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası, Bitki Islahçıları Alt Birliği, Mersin Üniversitesi, Tarsus Üniversitesi, Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü, Mersin Büyükşehir Belediyesi İmar İnşaat A.Ş. kurumlarının ortaklığıyla kurulmuş işletilmesi yürütülmektedir.

Bu durum, yerel odaların kalkınma sürecinde pasif danışmanlıktan aktif proje sahipliği rolüne geçerek vizyon belirleyici oyuncular haline geldiğini göstermektedir. Odalar ve sivil toplum kuruluşlarına tanınan bu olanak çok iyi değerlendirilmelidir. Buradan şunu anlıyoruz, odalar ve STK’lar daha liyakatli kadrolar tarafından yönetilmelidir.

Ancak, bu inisiyatifler takdire şayan olmakla birlikte, bu tür büyük ölçekli tesislerin (OSB, Agropark vb.) kent kalkınmasına doğrudan ve verimli katkı sağlayabilmesi, yalnızca iyi niyetli “olursa iyi olur” mantığıyla tasarlanmalarına değil, kentin tamamını kapsayan bütüncül bir stratejik planın somut adımları olarak entegre edilmelerine bağlıdır. Tekil planlamalar olarak kaldıklarında, aralarındaki bağ zayıflamakta, verimlilikleri ve kentin genel gelişimini tetikleme potansiyelleri düşmektedir. Bütüncül bir planlama eksikliği, katılımcılığın kapsamını daraltarak bu projelerin maksimum etkiyi yaratmasını engellemektedir.

Katılımcı modelin tam olarak hayata geçmesi için, kamu kurumları ve belediyelere ek olarak “masada olması gereken ekosistem şunları içermelidir”: Meslek odaları ve iş dünyası örgütleri, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve teknoparklar, sendikalar, kooperatifler ve üretici birlikleri, ayrıca gençlik ve kadın oluşumları. Bu masanın verimli çalışabilmesi için ehliyet-liyakat ve çıkar çatışmalarını önleyen şeffaf bir düzen şarttır.

I.3. KATILIMCI KALKINMANIN SOSYAL SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ: KENTSEL AİDİYETİN GÜÇLENDİRİLMESİ

Katılımcı kalkınma vizyonunun tam anlamıyla sahada karşılık bulabilmesi için, ekonomik ve kurumsal yapının yanı sıra, kentin sosyal dokusunda birliğin ve aidiyet duygusunun pekiştirilmesi hayati önem taşır. Mersin, tarihsel olarak Akdeniz kıyısında, 19. yüzyıldan itibaren kurulmuş bir liman kentidir ve sürekli iç ve dış göç almıştır. Bu kentte Türkiye’nin dört bir yanından göçüp yerleşmiş insanlar, hatta Suriyeliler gibi dış göçle gelen topluluklar ikamet etmektedir. Bu gruplar, Mersin'de iş kurup, çalışıp, çocuklarını dünyaya getirmiş ve kentin ekonomisine ve sosyal hayatına büyük katkılar sağlamışlardır. Mersin bu insanlara sıcak kucağını açmış ve olanaklarını sunmuştur.

Ancak, bu uzun süreli ikamete rağmen, kentsel aidiyet duygusu, özellikle uzun yıllar önce göçle gelen kesimlerde bile hala zayıf bir düzeyde seyretmektedir. Otuz, kırk, hatta altmış yıl gibi uzun süreler geçmesine karşın, bu kesimler kendilerini tam anlamıyla "Mersinli" olarak benimsememekte ve aidiyetlerini geldikleri topraklara ait hissetme eğilimini sonraki nesillerine de aktarmaktadırlar.

Yerel ve bölgesel aidiyet duygusu, bir kentte yaşayan insanların yaşadıkları yeri koruma, geliştirme ve sahiplenme çabalarına doğrudan katkı sağlayan temel bir itici güçtür. İnsanlar, içinde oldukları olguları daha kolay sahiplendiklerinden, yöre halkının yönetime katılması (Katılımcı Kalkınma), kendi yaşadıkları yöreye sahip çıkabilmeleri için kritik bir adımdır. Dolayısıyla, KATILIMCI KALKINMA: MERSİN’İN YEREL OYUNCULARIYLA BÜYÜMEYİ tam anlamıyla sağlamak için, yerel yönetimlerin (kamu kurumlarının) kent belleğini koruma çabası gösteren yerel oyuncuların yanında, göçle gelen büyük nüfus kesiminin "ARTIK BİRER MERSİNLİYİZ" bilincini benimsemesini sağlayacak, kültürel entegrasyonu ve kentsel aidiyeti güçlendirecek sistemli ve kapsayıcı projeler geliştirmesi gerekmektedir. Bu sayede, kentin vizyon projeleri sadece ekonomik hedeflerle sınırlı kalmayacak, aynı zamanda tüm kent sakinlerinin ortak geleceği haline gelecektir.

Uzun bir yazı olduğu için 2 ayrı bölüm olarak yazdım makaleyi.

Haftaya yine buradayız.

2. Bölümde buluşmak üzere hoşça kalın.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page