MERSİN’İN EN ÖNEMLİ GÜNDEMİ: MTSO
Mersin Ticaret ve Sanayi Odasını uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Beş yıl Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendiğim MTSO'yu, Yönetim Kurulu ve Meclis Üyesi arkadaşlarımla birlikte Mersin'in bütün kesimleriyle buluşturmak için büyük bir özveriyle çalıştık.
Ama MTSO'nun gücü herhangi bir başkandan, yönetim kurulundan ya da dönemden kaynaklanmaz.
MTSO'nun asıl gücü 140 yılı aşan kurumsal geçmişinden, üyelerinden, meslek komitelerinden, meclisinden ve Mersin ekonomisinin hemen her alanını temsil etmesinden gelir.
MTSO, hukuken de sıradan bir dernek ya da sivil toplum kuruluşu değildir. 5174 sayılı Kanun kapsamında tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur.
Geçmişten bugüne Mersin'in ekonomik, sosyal ve kültürel gelişiminde önemli görevler üstlenmiştir.
Kentle ilgili büyük yatırımlarda, ekonomik kararlarda, ulaşımdan lojistiğe, tarımdan sanayiye, turizmden dış ticarete kadar birçok konuda MTSO'nun görüşleri dikkate alınır.
Milletvekilleri, belediye başkanları, kamu yöneticileri, yatırımcılar ve medya kuruluşları Mersin ekonomisini konuşurken MTSO'nun değerlendirmelerine başvurur.
Benim Yönetim Kurulu Başkanlığım döneminde de Mersin milletvekillerinden Türkiye Büyük Millet Meclisindeki konuşmaları öncesinde Odanın görüşlerini isteyenler oldu.
Ulusal televizyonlar ve ekonomi basını da ekonomik gelişmeler, yeni düzenlemeler ve Mersin'in Türkiye ekonomisindeki yeri konusunda sık sık MTSO'nun görüşüne başvurdu.
Bütün bunları kendimi ya da görev yaptığım dönemi öne çıkarmak için anlatmıyorum.
Tam tersine, anlatmak istediğim şudur:
MTSO önemlidir.
Hem de herhangi bir kişinin, grubun ya da dönemin çok ötesinde önemlidir.
MTSO ELE GEÇİRİLECEK BİR KALE DEĞİLDİR
Oda seçimlerini ilk kez 2018 yılında Yönetim Kurulu Başkanlığına aday olduğumda, daha sonra da 2023 seçimlerinde çok yakından yaşadım.
Bu süreçler bana bir şeyi açık biçimde gösterdi:
MTSO gibi etkili kurumların seçimleri yalnızca hizmet yarışı olarak görülmeyebiliyor. Zaman zaman kişisel hesapların, ekonomik çıkarların, siyasi ilişkilerin ve farklı güç dengelerinin de seçim süreçlerine etki etmeye çalıştığını gözlemledim.
Bazı uygulamaları kurumsal etik açısından doğru bulmadım.
Birlikte yola çıktığınız insanların bir süre sonra başka tercihler yapabileceğini de gördüm.
Seçimlerin ardından farklı ittifakların kurulabileceğini, dün yan yana duranların bugün karşı karşıya gelebileceğini de yaşadım.
2018 seçimlerinden sonraki TOBB sürecinde de bunun örnekleriyle karşılaştığımı düşündüm.
2023 seçimleri sonrasındaki gelişmeler de benim için kolay olmadı.
Ama yıllar sonra dönüp baktığımda şunu çok daha önemli görüyorum:
Mesele Ayhan Kızıltan değildir.
Mesele herhangi bir başkan da değildir.
Mesele MTSO'nun kimsenin kişisel güç alanına dönüşmemesidir.
Çünkü MTSO ele geçirilecek bir kale değildir.
MTSO, Mersin iş dünyasının ortak evidir.
O evin sahibi de başkanlar değil, üyeleridir.
KAPALI KAPILAR
Kapalı kapıları sevmem.
Çünkü karanlıktır.
Kapalı kapılar ardındaki pazarlıkları da sevmem.
Çünkü bir kurumun geleceği birkaç kişinin kapalı kapılar ardında vereceği kararlarla belirlenmemelidir.
Hele üyelerin iradesini etkileyecek hesapların kapalı kapılar ardında yapılmasını hiç doğru bulmam.
Bu nedenle MTSO'daki görev sürem boyunca makam odamın kapısını mümkün olduğunca açık tuttum.
Çünkü yönetim anlayışım şuydu:
Kapı açık olacak.
Üye gelecek.
Soracak.
Eleştirecek.
Hesap soracak.
Başkan da yanıt verecek.
Kurumsal demokrasi benim için budur.
MTSO'nun geleceği de açık kapılar ardında, üyelerinin gözü önünde şekillenmelidir.
HAKAN SEFA ÇAKIR VE YARGI SÜRECİ
Bugün MTSO Yönetim Kurulu Başkanı olan Hakan Sefa Çakır'ı uzun yıllardır tanıyorum.
Birlikte çalıştık.
Aynı masalarda oturduk.
Zor zamanları, karar anlarını ve sorumluluk üstlenilmesi gereken dönemleri birlikte yaşadık.
Görüş ayrılıklarından dolayı çatıştığımız dönemler de oldu; Hakan Sefa Çakır doğru bildiğinden şaşmayan ve doğru bildiğini savunan bir insandı.
Bu nedenle Hakan Sefa Çakır hakkındaki düşüncem yalnızca uzaktan oluşmuş bir kanaat değildir. Yıllara dayanan kişisel tanışıklığımın ve birlikte çalışma deneyimimin sonucudur.
Hakan Sefa Çakır'a güveniyorum.
Bunu bugün söylemenin önemli olduğunu düşünüyorum.
İnsanlara yalnızca işler yolunda giderken güvenilmez. Güven, asıl zor zamanlarda anlam kazanır.
Ben tanıdığım, birlikte çalıştığım Hakan Sefa Çakır'a duyduğum güveni, hakkında bir soruşturma yürütülüyor diye bir anda yok sayamam.
Ancak bu güvenimin başka, yargısal sürecin başka bir şey olduğunun da altını özellikle çiziyorum.
Hakan Sefa Çakır hakkında yürütülen bir adli soruşturma var.
15 Eylül'de gözaltına alınmasının ardından, 18 Eylül 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan bilgilere göre hakkında tutuklama kararı verildi.
Burada çok net bir çizgi çizmek gerektiğine inanıyorum.
Yargıya intikal etmiş bir dosya hakkında hüküm vermek benim işim değildir.
Dosyanın tamamını bilmiyorum.
Delilleri bilmiyorum.
İfadeleri bilmiyorum.
Dolayısıyla ne suçluluk ne de suçsuzluk konusunda yargının yerine geçerek hüküm kurmayı doğru bulurum.
Benim Hakan Sefa Çakır'a duyduğum güven, onun hakkında verilmiş hukuki bir karar değildir.
Bu, yıllar boyunca tanıdığım bir insana ilişkin kişisel tanıklığım ve kanaatimdir.
Yargının görevi ise kişisel kanaatlerle değil, somut deliller ve hukuk kurallarıyla karar vermektir.
Tutuklama da mahkûmiyet değildir.
Herkes gibi Hakan Sefa Çakır'ın da kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadığı sürece masumiyet karinesinden yararlanması gerekir.
Temennim gerçeğin bütün yönleriyle ve en kısa sürede ortaya çıkmasıdır.
Ben bugün hem hukuk devletine hem de yıllardır tanıdığım bir insana duyduğum güveni aynı anda ifade etmekte hiçbir çelişki görmüyorum.
Yargı görevini yapacaktır. Ben de tanıdığım insana ilişkin kendi tanıklığımı söylemekten kaçınmayacağım: Hakan Sefa Çakır'a güveniyorum.
Benim üzerinde durmak istediğim başka bir konu daha var.
MTSO organ seçimlerinin yaklaştığı bir dönemde böylesine önemli bir gelişmenin yaşanması, Odanın geleceğiyle ilgili tartışmaların da artmasına neden olacaktır.
Tam da bu nedenle MTSO üyelerinin çok daha dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum.
Hukuki süreç kendi mecrasında yürümeli, MTSO seçimleri de üyelerin özgür iradesiyle ve kendi kurumsal mecrasında gerçekleşmelidir.
Bu iki konu birbirine karıştırılmamalıdır.
Hakan Sefa Çakır yine en güçlü başkan adayıdır bana göre.
TARLADAN MARKET RAFINA KADAR BAKMAK GEREKİR
Hakan Sefa Çakır'ın gözaltına alındığını ilk öğrendiğim gün MTSO'ya gittim.
Orada da yıllardır savunduğum bir görüşü dile getirdim.
Yaş sebze ve meyvede fiyat oluşumu incelenecekse yalnızca zincirin bir halkasına bakılmamalıdır.
Tarladan çıkan ürünün market rafına ulaşıncaya kadar geçtiği bütün aşamalar incelenmelidir:
Üretici...
Tüccar...
Hal...
Komisyoncu...
Nakliye...
Depolama...
Dağıtım...
Perakende...
Market rafı...
Fiyat nerede, nasıl oluşuyor?
Üreticinin eline geçen para ile tüketicinin ödediği para arasındaki fark hangi aşamalarda büyüyor?
Tarla/bahçede fiyat kaç paradır?
Tarladan/bahçeden toplama maliyeti ne kadar?
Aracı payı ne kadar?
Aracılar kimlerdir?
Aracılar neden araya girer?
Vergi ne kadar?
Fire ne kadar?
Nakliye/Lojistik ne kadar?
Kâr marjları ne kadar?
Bunların tamamı bilimsel ve şeffaf biçimde ortaya konmalıdır.
Çünkü yalnızca birilerini suçlamak kolaydır.
Bu görüşlerimi geçmişte ekonomi yönetimine de aktardım.
Zor olan sistemi bütün olarak incelemek ve sorunun gerçek kaynağını ortaya çıkarmaktır.
ŞİMDİ ASIL KONUYA GELELİM: MTSO SEÇİMLERİ
Yaklaşan MTSO seçimlerinde benim için asıl mesele kimin kazanacağı değil, MTSO'nun nasıl yönetileceğidir.
Bu nedenle MTSO üyelerine bazı sorular önermek istiyorum.
Kime oy verirseniz verin, sorun.
Araştırın.
Geçmişine bakın.
Ekibini inceleyin.
Ve mümkünse verilen sözleri not edin.
Önce kendi oyunuzu koruyun
Aidat yükümlülüğünüzü kendiniz yerine getirin.
Oy kullanma hakkınızın herhangi bir kişi ya da grubun maddi desteğine bağımlı hale gelmesine izin vermeyin.
Tercihinizi hemşerilik, siyasi yakınlık, inanç, etnik kimlik ya da kişisel ilişkilere göre değil; adayların ne yapacağına, ne yaptığına ve temsil ettiği anlayışa bakarak oluşturun.
Meslek Komitesi ve Meclis adaylarına sorun:
Neden aday?
Sektörü için ne yapmayı düşünüyor?
Daha önce Meclis veya Meslek Komitesi Üyesiyse görev yaptığı dönemde hangi çalışmaları gerçekleştirdi?
İlk kez aday oluyorsa hangi projeleri var?
Birlikte hareket ettiği ekip kimlerden oluşuyor?
Geçmişte bir şaibesi var mı?
Bu insanların mesleki ve kurumsal birikimleri nedir?
Seçildiğinde yalnızca kendi çevresini mi dinleyecek, yoksa sektörün tamamını mı temsil edecek?
Yönetim Kurulu Başkanlığına aday olanlara daha fazlasını sorun
MTSO'nun temsil ettiği sektörleri ne kadar tanıyor?
Mersin ekonomisini ne kadar biliyor?
Meslek Komitelerini daha etkin hale getirmek için ne yapacak?
MTSO Meclisinin karar süreçlerindeki etkisini artıracak mı?
Daha önce Oda organlarında görev yaptıysa ortaya koyduğu somut çalışmalar neler?
MTSO kaynaklarının verimli, ekonomik ve şeffaf kullanılması için nasıl bir sistem kuracak?
Hükümet ve yerel yönetimler karşısında üyelerin taleplerini hangi yöntemlerle takip edecek?
Mersin'in sorunlarını gerektiğinde kamuoyu önünde dile getirebilecek mi?
Kararlarını kimlerle alacak?
Üyeye hesap verecek mi?
Projelerini yazılı olarak açıklayacak mı?
Ve en önemlisi:
MTSO'yu kendisinin ve yakın çevresinin güç alanı olarak mı görecek, yoksa üyelerin ortak kurumu olarak mı yönetecek?
Mümkünse adaylardan vaatlerini yazılı olarak açıklamalarını isteyin.
Meclis Üyeliğine aday olan herkes, seçmen üyelere kendisini ve hedeflerini açıkça anlatan kısa bir tanıtım ve taahhüt belgesi sunmalıdır.
Bu belgede adayın kısa özgeçmişi, MTSO-iş dünyası-toplumsal yaşamdaki deneyimleri; neden aday olduğu ve seçildiği takdirde hangi çalışmaları yapmayı planladığını gösteren somut bir yol haritası yer almalıdır.
Böylece üyeler yalnızca kişilere değil, ortaya konulan hedeflere, projelere ve çalışma anlayışına göre karar verebilir.
Dört yıl sonra da aynı belge yeniden adayın önüne konulabilmelidir:
“Bunları söylemiştiniz. Hangilerini yaptınız?”
İşte gerçek hesap verebilirlik budur.
MTSO KİMSENİN DEĞİL, MERSİN'İNDİR
Ben beş yıl MTSO Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptım.
Görevler gelir, geçer.
Başkanlar gelir, geçer.
Yönetimler gelir, geçer.
İsimler unutulur.
Ama kurumlar kalır.
Bu nedenle bugün MTSO hakkında konuşurken geçmişte yaşadığım kişisel olaylardan çok, gelecekte yaşanmaması gerekenleri önemsiyorum.
MTSO'da kapalı kapılar değil, açık kapılar olmalı.
Pazarlıklar değil, projeler yarışmalı.
Hemşerilik değil, liyakat konuşulmalı.
Kişisel çıkarlar değil, sektörlerin ortak çıkarları öne çıkmalı.
İnsanlar değil, ilkeler güçlü olmalı.
Ve kim seçilirse seçilsin, MTSO Başkanı şunu hiçbir zaman unutmamalı:
makamın sahibi değildir.
makamın emanetçisidir.
Çünkü MTSO bir kişinin değildir.
Bir grubun değildir.
Bir siyasi anlayışın değildir.
Bir çıkar çevresinin hiç değildir.
MTSO, üyelerinindir.
MTSO, Mersin iş dünyasınındır.
Ve nihayetinde,
MTSO Mersin'indir.




Kalemine yüreğine gönlüne sağlık neden 5 yılın cevabını vermişsiniz
Tespitler çok doğru
Ama ile başlayan o kadar çok cevap duyarız.