top of page

SİYASİ PARTİLERİMİZ - 2: AK PARTİ

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ: Ateş Çemberinde Denge

Giriş: Siyaset dizisinin bu bölümünde, iktidar partisi AK Parti’nin maruz kaldığı çok katmanlı baskıları inceliyorum. Karşımıza sadece bir parti içi yönetim sorunu değil, adeta bir "fırtınada gemi yönetme" mecburiyeti çıkıyor. AK Parti, bugün tarihinin en ağır jeopolitik, ekonomik, savunma ve toplumsal denklemi ile karşı karşıya.

Bir yanda Hürmüz Boğazı’nın kilitlenmesiyle tetiklenen küresel enerji krizi, diğer yanda Trump’ın müttefiklik sınırlarını zorlayan baskıları… AK Parti hükümeti, ekonomik yangını söndürmek için ana muhalefet partisi liderinin önerdiği Eşel Mobil gibi önceki uygulamasına geri dönerken; ordu, diplomasi ve iç barış üçgeninde bir sınavı veriyor. Fırtınalı bir denizde dümende kalmak mı, yoksa gemiyi limana sağ salim ulaştırmak mı? Siyasi Partilerimiz yazı dizisinin ikinci bölümünde, AK Parti üzerindeki çok yönlü baskıyı ve 'kuruluş felsefesine dönüş' sinyallerini mercek altına alıyorum.

Bölgesel Savaşlar ve Diplomatik Kıskaç

İran-İsrail gerilimi ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, Ankara’yı stratejik bir çıkmaza soktu. Trump yönetiminin öngörülemeyen baskıları ile enerji arz güvenliği arasında kalan hükümet, hem Batı blokuyla bağları korumak hem de bölgesel bir kaosu engellemek için bıçak sırtında yürüyor.

Savunma Zafiyetleri ve Kurumsal Hafıza

Türkiye'nin milli güvenliği, hem teknolojik donanım hem de nitelikli insan kaynağı açısından sarsıldı. FETÖ kumpaslarıyla tasfiye edilen "kurmay akıl" ve "kurumsal hafıza" kaybı, ordunun operasyonel kabiliyetinde hissedilir yaralar açmıştır. Yaşlanan uçak filosu ve personel boşluğu, iktidarın milli güvenlik karnesindeki en hassas madde olmaya devam ediyor.

Göç Baskısı ve "Tampon Bölge" Tartışması

Pakistan-Afganistan savaşında sadece bir haftada 120 bin kişinin yerinden edilmesi, Türkiye'nin demografik geleceğini tehdit ediyor. AB’nin Türkiye’yi bir "tampon bölge" olarak konumlandırma çabaları ve bu yöndeki diplomatik nabız yoklamaları, ekonomisi kırılgan olan bir ülke için kabul edilemez bir baskı unsuru oluşturuyor.

Ekonomik Kalkan: Eşel Mobil ve Öz'e Dönüş

Hürmüz’ün kapatılmasıyla tırmanan petrol fiyatları karşısında hükümet, 5 Mart 2026'da kritik bir karar alarak Eşel Mobil Sistemi'ni geri getirdi. Zamların büyük kısmının ÖTV’den karşılanması kararı, AK Parti’nin kuruluşundaki "vatandaşın refahını koruma" geri dönme çabasının bir işaretidir.

Ortak Akıl İhtiyacı: Muhalefetle Stratejik İş Birliği

Böylesi bir savaş ortamında AK Parti, muhalefetle fikir alışverişinde bulunmayı bir zafiyet değil, stratejik bir güç birliği olarak görmelidir. Muhalefetin çeşitli platformlarda yükselen sesi, aslında kapalı tutulan diyalog kanallarının bir sonucudur. Uzman siyasetçilerin katılımıyla oluşturulacak ciddi "Milli Strateji Masaları", krizleri ortak akılla aşmanın tek yoludur.

"Terörsüz Türkiye" Sürecinin Siyasi Riski

Hükümetin yürüttüğü bu süreç, AK Parti için en bıçak sırtı dosyalardan biridir.

"Umut hakkı" tartışmaları ve yasal düzenleme beklentileri, iktidarı kendi muhafazakâr-milliyetçi tabanı önünde zorlu bir sınavla baş başa bırakıyor. Bu süreçteki herhangi bir aksaklık, hükümetin üzerindeki toplumsal baskıyı zirveye taşıyabilir.

Benimsenmeyen Yıpratma Siyaseti ve Kuruluş Felsefesine Özlem

Hükümetin enerjisinin büyük kısmını CHP üzerine kurduğu yıpratma stratejisine ayırması, toplumda beklenmedik bir bumerang etkisine dönüşüyor gibi.

Toplumda, "Hükümet rakibiyle uğraşmaktan Türkiye'nin sorunlarını ihmal ediyor" algısı yerleşiyor. AK Parti tabanında, 2002'deki o kucaklayıcı, reformcu ve kalkınma odaklı felsefeye dönülmesi yönünde güçlü bir arzu var.

İçerideki "İkbal" Hesapları

Dışarıda fırtına koparken, parti içinde "Erdoğan sonrası" döneme hazırlık yapanların kadrolaşma çabaları, hükümetin kolektif reflekslerini zayıflatıyor. Yanlış siyasi transferler ve adalet sistemine yönelik eleştiriler, partinin moral üstünlüğünü zedeliyor.

Sonuç:

AK Parti için asıl sınav; içerideki ikbal hesaplarını ve muhalefeti yıpratma siyasetini bir kenara bırakıp, devletin "kurmay aklını" yeniden inşa etmek, kuruluş felsefesine geri dönmek ve toplumsal barışı tesis etmektir.

Orduyu politik çekişmelerden temizleyip, savunmadaki personel ve teknoloji boşluğunu acilen dolduracak rasyonel hamleler yapmaktır. Kısaca Milli Savunmayı siyaset üstü tutmak.

Bölgesel savaşlarda taraf olmak yerine, "dengeleyici güç" kimliğiyle hareket etmeyi sürdürmek Türkiye'yi bu ateş çemberinden koruyacak tek yoldur.

Önce Türkiye, Sonra Parti, Ben Değil Biz diyen bir yönetim anlayışı ve kadrolar fırtınanın ortasındaki bu gemiyi limana ulaştıracak tek rotadır.

1 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Misafir
6 gün önce
5 üzerinden 1 yıldız

parti içi tesbitler doğru ama genel ulusal ve uluslararası politikalarda hükümet ve Cumhurbaşkanımız yapılması gerekenin en iyisini yapıyor

Beğen
bottom of page