top of page

MERSİN’İN ARADA KALAN KİMLİĞİ: “HEMŞERİ MİYİZ, MERSİNLİ Mİ?”

25 Aralık 2025, Mersin

“Mersin’in hikâyesi gelenlerle yazıldı ama geleceği Mersinlileşenlerle yücelecek. Kimliklere hapsolmadan, farklılıklarımızı zenginliğe dönüştürerek Mersinli olma bilincini nasıl inşa edeceğiz? Doğduğumuz yeri unutmadan, doyduğumuz kente sahip çıkmak mümkündür.”

KÜÇÜK TÜRKİYE

Mersin, Türkiye’nin demografik özeti gibidir. Kimi “Küçük Türkiye” der, kimi “henüz harcı tam karılmamış bir mozaik”. Ama herkesin üzerinde uzlaştığı bir gerçek var: Bu kentin hikâyesi, büyük ölçüde gelenlerle yazıldı.

19. yüzyılda Levanten ticaret çevreleriyle başlayan hareketlilik; 1980’lerde Serbest Bölge, liman ve lojistik istihdamıyla hızlandı. 1990’larda güvenlik gerekçeli zorunlu göç, kentin demografisine ağır bir katman daha ekledi. 2011 sonrası Suriye kriziyle yeni bir dalga geldi. 2023 depremleri ise yalnız ev arayanları değil, yeni bir hayat kurmaya çalışanları da Mersin’e taşıdı. Büyük ölçekli projelerin çevresinde oluşan işgücü hareketliliğini de bu tabloya eklemek gerekir.

Hepsinin ortak hikâyesi aynı: “iş, aş ve huzur”.

Mersin, kapısını çalanlara ekmek ve imkân sundu. Gelenler de kentin ekonomisine, sosyal hayatına ve kültürüne ciddi katkı yaptı. Bir yandan refah ve eğitim düzeyi yükseldi, diğer yandan “kentin özgür yaşam iklimi” birçok insana nefes oldu. Bugün ise bu cömertliğin karşılığında basit ama hayati bir şey bekliyor Mersin: “Geldiğimiz yeri unutmayalım; ama Mersinli olmayı da içselleştirelim.”

SAHADAN DÖRT FOTOĞRAF, DÖRT FARKLI UMUT

Mersin Ticaret ve Sanayi Odasındaki görev sürecimde çok sıcak ve içten ilişkiler kurdum Mersin’deki hemşeri dernekleri ile, “dostluk bağı kurduk”. Bu dostluk bağının hala aynı içtenlikle sürmesi beni çok mutlu ediyor.

Hemşeri derneklerimizin bir çoğu beni hala tüm etkinliklerine davet ediyor; zamanım yettiğince katılıyorum. Çok önemsiyorum bu etkinlikleri ve davetleri. Çok güzel amaçlarla ve niyetlerle düzenleniyor bu etkinlikler. Ortak nokta şu bu etkinliklerde: “Bu kente daha çok katkıyı nasıl koyarız, bu kente birlikte sahip çıkıp kardeşliği ve dayanışmayı nasıl daha da sağlamlaştırırız…”

Ortak kanı: “Mersinlilik olgusunu içselleştirmeliyiz.”

Son zamanlarda dört farklı hemşeri derneği etkinliğine katıldım. Üçü de kalabalık, özenli, iddialıydı. Kültür ve müzik kadar dayanışma da öndeydi. Bu tablo bana şunu düşündürdü: Hemşeri dernekleri Mersin’de sadece nostalji üretmiyor, doğru kurulduğunda sosyoekonomik hayata gerçek bir temas kapısı olabiliyor.

  • Genelde kökeni Güney Doğu Anadolu Bölgesi il ve ilçelerinden gelen Mersinlilerin kurduğu derneklerin bir araya geldiği Mersin STK Birliği Platformu sık sık kaynaşma ve danışma toplantıları yapıyor. Amaç Mersin’deki tüm hemşeri derneklerini bir araya getirip "Mersin Birliğini" oluşturarak Mersin’in gücünü ortaya koymak. En son toplantılarında Mersin Hilvanlılar Derneğinin toplantı salonunda bir araya geldik. Katılım yüksekti, yalnızca STK yöneticileri değil Mersin’de kanaat önderi diyebileceğimiz bir çok Mersinli vardı. Konu yine “Bu kente daha çok katkıyı nasıl koyarız, bu kente birlikte sahip çıkıp kardeşliği ve dayanışmayı nasıl daha da sağlamlaştırırız” konusuydu. Katılmaktan büyük keyif aldığım ve onur duyduğum etkinliklerdendir Mersin STK Birliği Platformunun etkinlikleri.

  • MARİDER (Mersin Mardinliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) 25. yıl gecesi: Mesaj netti: “Doğduğumuz yer Mardin olabilir; doyduğumuz ve kader birliği yaptığımız yer Mersin’dir.” Birlik vurgusu güçlüydü.

  • MESİDER (Mersin Silifkeliler Kültür ve Dayanışma Derneği) birlik yemeği: Folklorik hatırlamanın ötesinde, yerel dokumayı modern tasarımla buluşturan “üretim ve katma değer yaklaşımı öne çıkıyordu.”

  • Mersin Kayserililer Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği danışma toplantısı: Masada “bizim çocuğa iş” gündemi değil, “Mersin-Kayseri arasında kalıcı ticaret ve kültür köprüsü kurma fikri vardı.”

Bu üç örnek, hemşeri derneklerinin doğru ellerde birer bütünleşme ve zenginlik aracına dönüşebileceğini gösteriyor.

AYNI MEKANİZMA, İKİ FARKLI SONUÇ

Tam da bu yüzden meseleyi soğukkanlı okumak gerekiyor. Çünkü aynı mekanizma, doğru kurulduğunda aidiyeti büyütür; yanlış kurulduğunda içe kapanmayı, ayrışmayı ve güvensizliği besler.

Bu yazıyı üç soru üzerine kurdum.

1) Hemşeri dernekleri kimlere, hangi ihtiyaç anında temas eder?

Mersin bir göç kenti. İnsanlar iş için, eğitim için, sağlık için, huzur için, kimi zaman da afet ve güvenlik gerekçeleriyle buraya geldi, gelmeye devam ediyor.

  • Çekim gücü: Liman ve lojistik ekosistemi, Serbest Bölge, depolama-gümrükleme-taşımacılık zinciri; tarım, paketleme ve ihracat bağlantıları; sanayi bölgeleri; inşaat ve hizmet sektörünün geniş istihdam alanı; iklim ve ulaşım kolaylığı.

  • İten nedenler: Göç veren illerde geçim zorlukları, işsizlik, tarım gelirlerindeki dalgalanma; eğitim ve sağlık imkânına erişim arayışı; dönemsel olarak afet, güvenlik, hane birleşmesi gibi sebepler.

  • Zincir göç ve hemşeri ağı: “Bir kişi gelir, iş bulur, ev tutar; ardından akrabalar ve hemşeriler gelir” mekanizması Mersin’de güçlü çalışır. Hemşeri dernekleri bu ağın kurumsal yüzüdür ve daha etkin olmalıdır.

Bu tablo şunu söyler: Yeni gelen için hemşeri derneği çoğu zaman ilk danışma kapısıdır. Barınma, iş arama, çocukların eğitimi, burs, acil yardım gibi konularda hızlı temas sağlar. Bu, kentin sosyal dokusunu rahatlatabilir de, doğru yönetilmezse kentin kurumlarına “kayırmacılık” gölgesi de düşürebilir.

2) Bu temas kent aidiyetini artırır mı, yoksa içe kapanmayı mı büyütür?

Burada iki yol var.

Aidiyeti artıran yol

  • Dernek sadece kendi çevresiyle değil, kentin ortak kurumlarıyla da düzenli temas kurar: Belediyeler, odalar, üniversiteler, meslek örgütleri, diğer STK’lar.

  • Dil “biz-onlar” dili olmaz; “Mersin’de birlikte yaşayan insanlar” dili olur.

  • Etkinlikler yalnızca kültürel anımsama değil; Mersin’in ortak meselelerine dokunan kamu yararı üretir: burs, gönüllülük, afet hazırlığı, genç istihdamı, çevre gibi.

  • Gençler ve kadınlar sadece izleyici değil, karar süreçlerinin aktörü olur.

İçe kapanmayı büyüten yol

  • Dernek enerjisi tamamen içe döner, kentle temas zayıflar.

  • Aşırı kimlik vurgusu, kentin ortak kimliğinin önüne geçer; ayrışma algısı büyür, karşı tarafta savunma refleksi oluşur.

  • Siyasetle ilişki ilkesizleşirse “ayrıcalık” ve “patronaj” algısı doğar.

Mersin’in beklentisi net: Bu kent, kendine gelen insanlardan “Mersinlilik aidiyeti” bekliyor. Hemşeri derneklerinin sınavı da burada.

3) Olumlu etkiyi kalıcı kılacak yönetişim kuralları neler olmalı?

Tartışmayı “hemşeri dernekler olsun mu olmasın mı” düzleminden çıkarmalıyız. Asıl hedef, derneklerin dayanışma gücünü kentin ortak yararına bağlayacak kuralları birlikte koymaktır.

Sivil toplumu zehirleyen, kentlerin kimyasını bozan tehlike; birlik söylemi altında yürüyen “kimlikçilik” ve “kurumsal tekelleşme” girişimleridir. Enerjimizi tarımda, sanayide, turizmde, lojistikte, ticarette, eğitimde, sağlıkta Mersin’i büyütmeye harcamamız gerekirken; içeride “koltuk ve kota, ele geçirme” kavgalarıyla tüketmemeliyiz; “çocuklarımıza huzur, refah ve kardeşlik içinde birlikte yaşayacakları bir kent bırakmalıyız.”

Bu çerçevede uygulanabilir bir “iyi yönetişim planı” şunları kapsamalı:

  • Şeffaflık

  • Çıkar çatışması kuralı

  • Siyasi tarafsızlık ilkesi

  • Dönüşümlü görev ve denetim

  • Kentle ortak proje zorunluluğu

  • Genç ve kadın katılımı

Katıldığım üç etkinlikte şunu net gördüm: Doğru kurgulandığında hemşeri dernekleri sosyal barışa omuz veriyor. İnsanlar birbirini tanıyor, güven köprüleri kuruluyor, ticaret ve kültür bağlantıları doğuyor. Yukarıda anlattığım bu dört örnek, “iyi niyetin doğru yönetimle nasıl değer ürettiğini gösterdi.” Hemşeri derneklerimiz doğru yolda ilerliyorlar. Yöneticilerine ve üyelerine teşekkür ederim.

Yanlış kurgulandığında ise ayrışma damarları beslenir, herkes birbirinden şüphe eder hale gelir. Mersin’in ihtiyacı kavga değil, ortak akıl. Ayrıştıran kimlik yarışı değil, birleştiren kent aidiyetidir.

MERSİN ORTAK PAYDASINDA BULUŞMAK

Mersin kimsenin özel mülkü değildir; hiçbir kimliğin de içine kapanmış alanı olmamalı. Çözüm, yüksek sesle konuşan küçük bir azınlığın ajitasyonuna teslim olmak değil; sessiz çoğunluğun derneklerde ve kent yönetiminde aktif rol almasıdır.

  1. “Hemşeri Derneği” değil, “Mersin’e Açılan Dernek”

    Dernekler tabelalarındaki şehir adını bir üst kimlik değil, kültürel renk olarak görmeli. Üst kimlik, Mersin ortak paydasında buluşmaktır. Çoğu insan ait olmadığı bir şeyi benimsemez ve özen göstermez.

  2. Mersinli olmak kimseyi inkâr etmez

    Mersin’in tarihsel dokusu Yörük-Türkmen aşiretlerinden Levantenlere, Arap Müslüman ve Arap Hristiyan topluluklara kadar birçok unsurun bir arada yaşamasıyla örüldü. Bu kentte insanlar köklerini koruyarak ortak bir şehir kültürü de üretebildi. Mersin’in gücü buradadır; “yüksek bir Birlikte Yaşama Kültürü”. Kültür zenginliğimiz arttıkça daha da güçleniyoruz.

  3. Liyakat esaslı kurumlar

    Odalar ve STK’lar “hemşeri kotalarıyla değil”, yetkinlik ve proje performansıyla yönetilmelidir.

  4. Toplumsal uyum ve köprü dili

    Söylem şu olmalı: “Hemşerilik köprüdür; köprünün iki ucu da Mersin’de buluşmalıdır.” Derneklerimizi dayanışma kadar şeffaflık ve kent yararıyla da büyütelim.

SON SÖZ

Hemşerilik, Mersinliliğe açılan bir kapı olmalı. “Birlikte daha güçlü bir Mersin için.”

Uğurola Mersin.

1 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Hocam kitap
26 Ara 2025
5 üzerinden 5 yıldız

Öylesine bilgilendirici bir yazıki defalarca okudum kanaat önderi Mersin’in yol haritasını çizen başkanımı kutluyorum sağlık diliyorum

Beğen
bottom of page