Arama Sonuçları
Search this site
Boş arama ile 171 sonuç bulundu
- MERSİN TURİZMDE PİLOT İL İLAN EDİLMELİ
12.01.2026 "Japon Büyükelçisinin Neden Mersin? sorusuyla başlayan bir yüzleşme ve ardından gelen somut bir reçete... Mersin turizminin sadece deniz-kum-güneş üçlemesiyle değil, yaşayan bir şehir sahnesiyle kurtulabileceğini vurguluyorum; Çukurova Havalimanı fırsatını kaçırmamak için Ankara’ya ve kent oyuncularına net bir çağrıda bulunuyorum: Mersin, teşvik ve disiplinin bir arada olduğu özel bir statüyle Turizmde Pilot İl ilan edilmeli. İşte betona değil; hikayeye, doğaya ve sahil kasabalarına yatırım yapan o modelin detayları..." NİYE GELSİN JAPONLAR MERSİN’E? 2018 Nisan’ında bir cumartesi. MTSO seçimlerinin ertesi günüydü. Başkan seçilmiştim ama henüz mazbatamı almamıştım. Japonya’nın Türkiye Büyükelçisinin Mersin’de olduğu ve MTSO Başkanı ile görüşmek istediği bildirildi. “Henüz resmen başlamadım” dedim, yine de geldi. Yanımda yeni seçilmiş yönetim kurulu üyeleri de vardı. Sohbet yatırım olanaklarından turizme döndü. Arkadaşlarım “Mersin’e Japon turistlerin gelmesini istiyoruz” deyince Büyükelçi, cümleyi tek bir soruyla kesti: “Bana neden gösterin. Niye gelsin Japonlar Mersin’e?” “Deniz, kum, güneş” dedik. “Yetmez” dedi. “Her yerde var.” O gün şunu anladım: Mersin’in ihtiyacı sadece tanıtım değil. Mersin’in ihtiyacı, turisti şehre ve kıyıya bağlayan bir sahne, bir plan ve “buraya gelmeliyim” dedirtecek güçlü gerekçeler. BU YAZIYI NEDEN YAZDIM? Bu yazı, yalnızca bir turizm projesi metni değildir. Asıl hedefim Mersin turizm sektörünü uyandırmak, düşünmeye sevk etmek ve harekete geçirmektir. Çünkü sektör kendi temsilini doğru kurmadan, doğru projeyi de doğru dille taşıyamaz. Odalarımızda ve çeşitli platformlarda turizmi temsil edecek isimler seçilirken, “tanıdık” veya “yakınlık” ölçüsüyle değil; liyakat, ileri görüş, dünyayı izleme alışkanlığı ve sektörün gerçek ihtiyacını dert edinme ölçüsüyle karar verilmelidir. Biz turizmi gerçekten büyütmek istiyorsak, önce temsil kültürümüzü büyütmek zorundayız. Bunu tüm alanlarda yapmalıyız. Bu metni, bir tartışma başlatmak ve bu tartışmadan katılımcı, gerçekçi, uygulanabilir bir plan çıkarmak için kaleme alıyorum. SORUN NEREDE? Mersin, Akdeniz’in en güçlü doğal ve kültürel değerlerinden bir kısmını aynı hatta taşır. Buna rağmen turizmde güçlü bir anlatı kuramamış, “tesis adası” yaklaşımına sıkışmış ve yerel hayatla bütünleşen bir destinasyon ekonomisi geliştirememiştir. Turist tesise giriyor, şehirle temas etmeden çıkıyor. Harcama tek kapıda toplanıyor. Kent merkezi ise turiste “gel, karış, akşamını burada geçir” diyemiyor. Bu yüzden mesele “daha çok yatak” değil. Mesele, kenti ve kasabaları turizmin sahnesi haline getirmek. NEDEN ŞİMDİ? Çukurova Uluslararası Havalimanı ile önümüzde gerçek bir fırsat penceresi var. Bu pencereye plansız yapılaşma girerse, yıllarca telafisi mümkün olmayan bir hasar bırakır. Ama doğru planla girerse, Mersin Akdeniz’in “alternatif ve onarıcı” yüzü olarak yeni bir ligde sahneye çıkabilir. MERSİN TURİZMDE PİLOT İL İLAN EDİLMELİ Bu konuyu defalarca gündeme getirdim ama yeterince duyuramadık. Şimdi özellikle Mersin milletvekillerine çok net bir görev düşüyor: Mersin’in katılımcı bir çalışmayla ortaya koyacağı somut Turizm Dönüşüm Programını sahiplenip, Mersin’in turizmde “pilot il” olarak ilan edilmesini sağlamalısınız. Benim kastettiğim pilot il, bir temenni ya da slogan değildir. Pilot il, devletin yasayla tanımladığı; yatırımların hızlı başlaması, hızlı ilerlemesi ve zamanında tamamlanması için teşvik ve disiplinin aynı pakette kurulduğu bir uygulama rejimidir. Devlet bu rejimde; altyapı ve ana ulaşım bağlantılarını kamu eliyle üstlenir, yatırımcıya uygun koşullarla arazi tahsisi sağlar, hibe ve uzun vadeli düşük faizli kredi mekanizmalarını devreye alır, SGK prim ve vergi indirimleri uygular, izin süreçlerini tek takvime bağlayan bir koordinasyon kurar. Karşılığında da net şartlar koyar: mimari ve siluet standartları, çevresel eşikler ve taşıma kapasitesi, atıksuda sıfıra yakın kirletme hedefi, su ve enerji sürekliliği, yerel tedarik ve eğitim yükümlülükleri, şeffaf izleme ve denetim. Yani mesele, kurallı, hızlı ve yüksek standartlı bir turizm dönüşüm sözleşmesi kurmaktır. PILOT İL PAKETİ Devlet ne sağlar, karşılığında ne ister? Devletin sağlayacağı hızlandırıcı mekanizmalar Altyapı ve ana ulaşım bağlantıları: su, atıksu, enerji, ana arterler, bağlantı yolları Uygun koşullarla arazi tahsisi ve planlama netliği: etaplama, imar ve uygulama takvimi Hibe programları ve uzun vadeli düşük faizli kredi paketleri SGK prim teşvikleri, vergi indirimleri ve yatırım destekleri İzin ve ruhsat süreçlerinde tek kapı koordinasyonu, kritik yol takvimi Karşılığında konulacak şartlar ve standartlar Mimari ve siluet standardı: düşük kat, manzara koridoru, yerel dokuya uyum Çevresel eşikler: taşıma kapasitesi, kıyı ekolojisi, atıksuda sıfıra yakın kirletme Süreklilik standardı: su ve enerji kesintisine karşı yedeklilik ve dijital izleme Yerel ekonomi şartı: yerel tedarik payı, kooperatif entegrasyonu, eğitim ve sertifikasyon Şeffaf izleme: aylık gösterge tablosu, risk raporu, saha ilerleme bülteni Pilot il rejimi, teşvikle disiplini aynı pakette kurar; ben de bu paketin sahadaki karşılığını “Kent Sahnesi + Sahil Kasabaları Ağı + Köy Halkaları” modeliyle tarif ediyorum. MODELİN ÖZÜ: TESİS DEĞİL, YAŞAYAN SAHNE VE KASABA AĞLARI 1) MERKEZ STRATEJİSİ: KENT SAHNESİNİ KURMAK Turistin otelden çıkıp şehre karışmamasının nedeni yalnızca tanıtım eksikliği değil, sahne eksikliğidir. Turist bina değil; ritim, güven ve yaşayan sokak satın alır. Kent merkezinde hedef şudur: Mersin’e yeni ayak basan turist, kendini “parlak bir sahnenin” içinde bulsun. “Mersin merkezi böyleyse, kıyısı ve kırsalı kim bilir nasıldır” diye merak etsin. Bir önceki yazımda ayrıntılarını anlattığım “Sahne” fikrinin özü budur. Kent sahnesi için birkaç temel eşik: Temizlik, güvenlik, aydınlatma, yön bulma ve etkinlik takvimi tek disiplinle yönetilmeli Çağdaş tuvaletler ve akıllı otopark çözümleri acil gündem olmalı Yaya önceliği, gölgelikli yürüyüş aksları ve mikro mobilite hatları kurulmalı Akşam ekonomisi için güvenli koridorlar ve düzenli kültür-sanat akışı sağlanmalı 2) KIYI STRATEJİSİ: SAHİL KASABALARI AĞI Mersin’in kıyı şeridi “otel blokları” ile değil, “kasaba karakteri” ile büyümeli. Bir meydanı olan, araç trafiği sınırlandırılmış, düşük katlı, manzarayı kesmeyen Akdeniz kasabası mimari kodları uygulanmalı. Amaç basit: Turist tesise değil, yaşayan Akdeniz kasabasına gelsin. Harcama tek kapıda toplanmasın, yerelde yaygınlaşsın. 3) KIRSAL STRATEJİ: KÖY HALKALARI VE YAYLA KAÇIŞLARI Sahil bandının arkasındaki köyler sadece tedarikçi olmayacak. Gastronomi ve zanaat atölyeleri, rota rehberliği, hikaye anlatıcılığı ile deneyim noktalarına dönüşecek. Mersin’in tarım gücü, “dalından sofraya” turlarıyla turizmin parçası olacak. Toroslar ise dört mevsim kaçış hattı olmalı. Karboğazı ve çevresi yalnızca kışın hatırlanan bir yer değil; yazın trekking, bisiklet, kamp, kışın kar deneyimi sunan bütünlüklü bir dağ destinasyonu olarak ele alınmalı. DÜNYA NEREYE GİDİYOR, BİZ NEDEN AVANTAJLIYIZ? Dünya turizmi bugün tam da bizim sahip olduğumuz değerlere dönüyor: Sürdürülebilirlik yetmiyor, onarıcı yaklaşım yükseliyor: doğayı koruyan değil, doğayı iyileştiren deneyimler öne çıkıyor. Mersin’de bunun karşılığı, kıyı ekolojisini korurken köy gelirini büyütmek ve mirası onarmaktır. Sessizlik ve yavaşlık yeni lüks: yaylalar, bakir koylar ve yavaş rotalar Mersin’in doğal üstünlüğüdür. Büyük oteller devri kapanıyor, deneyim öne çıkıyor: glamping (etkinlikli kamp) , yerel evlerde konaklama ve dağıtık otel yaklaşımı bu coğrafyaya çok uygun. Taş evleri yıkıp otel yapmak yerine, restore edip köyün kendisini konaklama deneyimine çevirmek mümkündür. ALTYAPI VE SÜREKLİLİK: SIFIR KESİNTİYE YAKIN HEDEF Turizm yatırımı, altyapı riski varken başlamaz. Bu yüzden su, enerji ve atıksu altyapısı yatırımın tamamlayıcısı değil, yatırımın ön koşuludur. Su güvenliği: yedekleme, depo kapasitesi, kaçak ve arıza yönetimi, dijital izleme Enerji sürekliliği: yenilenebilir kaynakların ve depolamanın sisteme entegre edilmesi, kritik alanlarda kesintinin minimuma indirilmesi Atıksu yönetimi: kayıpsız toplama + ileri arıtma + yeniden kullanım + sürekli izleme kombinasyonu; ayrı yağmur suyu ve atıksu hatları; koku ve korozyon kontrolü DENİZ TURİZMİ: ORTAK MARİNA VE BAĞLAMA MODELİ Marina yaklaşımı “her tesis kendi marinasını yapsın” olmamalı. “Bölgesel ortak kapasite” modeli kıyı ekolojisini korur, maliyeti düşürür, denizden erişimi artırır. Denizden erişim arttıkça kasaba hissi güçlenir, kıyı ekonomisi canlı kalır. YÖNETİŞİM: PROGRAM OFİSİ VE ŞEFFAF İZLEME Bu ölçekte bir dönüşüm tek kurumla değil, aynı takvime bağlanmış kurumlarla yürür. Önerim: Mersin Turizm Dönüşüm Program Ofisi Teknik masa: altyapı, enerji, su, atıksu, ulaşım Tasarım kodu masası: mimari ve siluet standardı Yerel ekonomi masası: eğitim, mikro hibe, kooperatif tedarik Finansman masası: hibeler, krediler, kamu-özel işbirliği Her ay üç çıktı yayınlanmalı: Anahtar gösterge tablosu Gecikme ve risk raporu Saha fotoğraflı ilerleme bülteni FİNANSMAN: KARMA PAKET Bu program tek kaynaktan yürümez. Doğru yaklaşım; hazırlık hibesi, altyapı kredisi, yenilenebilir ve depolama finansmanı ve özel sektör yatırımını birlikte kurgulayan karma pakettir. AKKUYU: RİSK VE ALGI YÖNETİMİ Nükleer santral varlığı turizmde iki düzlemde ele alınmalı: teknik risk yönetimi ve algı yönetimi. Turizm algıdan hızlı etkilenir. Bu yüzden çerçeve net olmalı: şeffaf veri, tek dil, hızlı yanıt. Düzenli çevresel izleme, akredite doğrulama ve kamuya açık paylaşım Kriz anında tek merkezden doğrulama ve iletişim Turizm bölgeleri için anlaşılır gösterge panosu ve düzenli raporlama SONUÇ: MERSİN İÇİN ÇAĞRI Mersin’in turizmde ihtiyacı olan şey daha çok yatak değil, daha güçlü bir sahnedir. Sahne betonla kurulmaz. Sahne; meydanla, sokakla, hikayeyle, yerel lezzetle, zarif mimariyle ve kesintisiz altyapıyla kurulur. Ama burada bir şart daha var: Bu dönüşümün motoru, turizm sektörünün kendi içinden çıkacaktır. Oda ve platformlarda turizmi temsil edecek isimleri seçerken liyakati, ufku ve dünyayı izleme becerisini ölçü yapmadıkça; en doğru projeler bile masa başında kalır. Sektör kendini doğru temsil ederse, kent de kendini doğru anlatır. Çağrı nettir: Mersin’i turizmde pilot il yapalım. Yatırımı tesis adalarına değil, sahil kasabaları mantığı ile tesisler ağına dönüştürelim. Köyleri oyunun dışına itmeyelim, halkaları güçlendirelim. Doğayı koruyarak büyüyelim. Enerji ve suyu kesintisiz sağlayarak güven verelim. Slogan: Mersin turizmde tesisler değil, kasabalar kuracak. Gelin, Mersin’i Akdeniz’in yeni sahnesi yapalım.
- SAĞ ÇIKAN CANLAR ÖĞÜNSÜN: UTANÇ YILI 2025
30 Aralık 2025 "Gazze’den Narin’e, Kartalkaya’daki alevlerden sönen vicdanlara… 2025, insanlığın enkaz altında kaldığı bir utanç yılı oldu. Annemin 'Sağ çıkan canlar öğünsün' sözünü yüreğimizde hissederek; 2026’dan mutluluk değil, sadece adalet, yaşam hakkı ve vicdan talep ediyoruz." Annem, ömrünün süzgecinden damıttığı o kadim sözü önemli yıl dönümlerinde hep tekrar ederdi: "Seneye bugün sağ çıkan canlar, öğünsün..." 2024’e girerken de bu söz kulaklarımda çınladığında sadece başımı sallamıştım. Ama şimdi, 2025’in o kapkara defterini kapatırken annemin ne demek istediğini iliklerime kadar hissediyorum. Çünkü 2025, sadece takvim yapraklarının döküldüğü değil, insanlığın, vicdanın ve masumiyetin döküldüğü bir yıl oldu. "Sağ çıkmak" artık sadece bir tesadüf bu topraklarda. KAN, GÖZYAŞI VE KÜLLER Hani 2024’e girerken "Savaşsız bir dünya" dilemiştik? O dilek, Gazze’nin enkazları altında kalan çocukların üzerine beton yığını olarak çöktü. Dünya, canlı yayında bir halkın yok edilişini izledi. "Medeni" dediğimiz Batı, katliama alkış tutarken; Gazze’de insanlık, bombaların değil, sessizliğin gürültüsüyle öldü. 2025, dünyaya insan haklarının sadece "bazıları" için geçerli olduğunu öğretti. Ya biz? Kendi evimiz, Türkiye'miz? Acımız hiç dinmedi. Daha Narin kızımızın o masum bakışlarını unutamamışken, vicdanlarımız o dere yatağında çürümeye terk edilmişken; 2025 bize yeni acılar getirdi. Narin’i koruyamayan bir toplumun ahı üzerimizdeyken, bu kez ihmalin ve rant hırsının bedelini Bolu Kartalkaya'da ödedik. Karın beyazına, yangının karası ve insanların çığlıkları karıştı. Göz göre göre gelen, "kader" denilip geçiştirilen o yangında yitirdiğimiz canlar, birer istatistik değil, bu ülkenin ihmale kurban verilmiş evlatlarıydı. KINIYORUM! Bu satırları yazarken, sadece "yeni yılınız kutlu olsun" demek riyakârlık olur. Önce hesaplaşacağız, sonra kutlayacağız. Bu yazıda açık ve net kınıyorum: Bir kız çocuğunu, Narin’i hayattan koparan o karanlık zihniyeti ve onu koruyamayan, adaleti geciktiren sistemi kınıyorum. Bolu Kartalkaya’da tedbiri masraf, insan hayatını ucuz gören; denetimi yapmayan, imzayı atıp arkasını dönen o rant düzenini kınıyorum. Gazze’de bebekler kefensiz gömülürken, ticaretine, siyasetine, şatafatına devam eden, vicdanı cüzdanına sıkışmış dünya liderlerini kınıyorum. 2026: SADECE "YAŞAMAK" İSTİYORUZ 2026 yılından ne mi bekliyoruz? Artık büyük hayallerimiz yok. Beklentilerimiz küçüldü ama hayati bir hal aldı. Biz 2026’da; çocukların "kaybolmadığı", ormanların ve otellerin rant uğruna yanmadığı, insanların bombalar altında can vermediği bir dünya istiyoruz. Siyasetçilerin halkı germediği, aksine bu acıları dindirmek için birleştiği; "önce insan" diyen bir Dünya ve Türkiye bekliyoruz. Zenginliğin değil, güvenliğin; şatafatın değil, adaletin hâkim olduğu bir yıl istiyoruz. Annemin dediği gibi, "Sağ çıkan canlar öğünsün..." Evet, 2025 enkazının altından sağ çıktık. Ama 2026’da sadece sağ çıkmak değil, "insanca yaşamak" istiyoruz. Acıların hesabının sorulduğu, vicdanların yeniden dirildiği bir yıl olması dileğiyle... Mutlu yıllar diyemiyorum; Adaletli ve vicdanlı yıllar Dünya ve Türkiye!
- MERSİN TURİZMİNDE EKSİK OLAN ŞEY: SAHNE
28 Aralık 2025 “Kent merkezinden başlayan turizm aklı ve cadde ekonomisini geri çağıran çözüm. Ulaşım güçlendi, fırsat penceresi açıldı. Şimdi mesele; kent merkezinde yürünebilir, güvenli, konforlu bir “kent sahnesi” kurmak. Temizlikten yön bulmaya, akşam ekonomisinden etkinlik takvimine kadar tek elden işletilen bir model, Mersin turizmini kampanyadan performansa taşır.” MERSİN’DE SEKTÖRLERİN DURUM ANALİZLERİ VE GELECEK VİZYONLARI başlıklı yazı dizisinin bu bölümünde Mersin Turizmini ele aldım. MERSİN İÇİN KARAR ANI: POTANSİYELDEN PERFORMANSA GEÇİŞ Kentlerin turizmle imtihanı çoğu zaman yanlış yerden okunuyor. Otel sayısı, yatak kapasitesi, kampanya bütçesi, tanıtım filmi gibi başlıklar önemlidir ama tek başına yetmez. Turist, aslında bir kent deneyimi satın alır. Sokağın ritmini, güven duygusunu, yürünebilirliği, yeme içmeyi, sanat ve kültürle karşılaşmayı, bir akşamüstü nereye oturacağını, gece dönüşte kendini nasıl hissedeceğini satın alır. İşte Mersin’in turizmde takıldığı yer de burasıdır. Elimizde güçlü bir ham madde var: deniz, tarih, inanç rotaları, doğa ve gastronomi. Elimizde güçlü bir ham madde var: deniz, tarih, inanç rotaları, gastronomi, iklim, bereket. Buna rağmen konaklama ve harcama performansı beklenen seviyeye çıkmıyor. Çünkü kent merkezinde, turistin içine gireceği bir “sahne” kuramadık. Sahne derken; yürünebilir bir merkez, akşam ekonomisi, yön bulma, temizlik ve güvenlik gibi temel konforların birlikte çalıştığı kent hayatını kastediyorum. ARTIK "UZAK" DEĞİLİZ Mersin uzun yıllar turizm rekabetinde iki prangayı taşıdı: havalimanı eksikliği ve “çile yolu” hissi veren ulaşım. Bugün bu tablo değişti. Çukurova Uluslararası Havalimanı, bölgeyi Türkiye’ye ve dünyaya bağlayan stratejik bir kaldıraçtır. Karayolunda da yıllardır konuşulan güzergahlar etap etap rahatlıyor, yol kalitesi artıyor. Artık turist için Mersin’e gelmek zor değil. Tam da bu yüzden kritik soru şudur: Gelen turiste ne sunacağız? Ulaşım donanımı güçlenirken, kent “yazılımını” aynı hızda güncelleyemezse fırsat penceresi kaçabilir. Bugün planlanan pek çok yatırımın gecikmesi, projelerin tamamlanma sürelerinin uzaması, bu riski büyütüyor. Ulaşımı çözerken, sahneyi kurmak için zamanı da iyi yönetmeliyiz. KISA BİR ÖZELEŞTİRİ: "GÖSTERMELİK İŞLER" DÖNEMİ BİTMELİ Beş yıl Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptım. Makine mühendisi bir sanayici olarak her sektörün tüm ayrıntılarını bilemem. Ama şunu bilirim: Sahada çalışan komiteler veri ve öneriyle beslerse başkan da, kurum da doğru hedefe yürür. Bazı alanlarda bunu başardık, bazı alanlarda ise gösterişe kaçan, vitrinlik kalan işler ağır bastı. Bugün amacım kimseyi kırmak değil. Turizm başta olmak üzere tüm paydaşları gerçek işlere, gerçek standartlara, gerçek yönetime çağırmaktır. Mersin’in potansiyeli, günübirlik etkinliklerle değil; kent merkezinden başlayan disiplinli bir dönüşümle açığa çıkar. SORUN TANITIM DEĞİL, SAHNE Mersin’de son yıllarda yatırım yok mu? Var. Deniz kıyısı, marina, büyük ölçekli alışveriş merkezleri, yeni yollar, yeni kavşaklar. Fakat bunlar, turistin kentle temasını otomatik olarak artırmıyor. Turist çoğu zaman otelden çıkıp bir AVM’ye uğruyor (zaten geldiği ülkede var), bir noktayı görüyor ve geçip gidiyor. Harcama kent içine yayılmıyor, kalış süresi uzamıyor, kent vitrini boş kalıyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Eksik olan tanıtım değil, sahnedir. Sahne kurulmadan tanıtım, sadece daha çok insanı aynı eksik deneyime çağırır. ÇÖZÜM: KENT MERKEZİNİ BİR "AÇIK HAVA AVM"SİNE DÖNÜŞTÜRMEK Bugün kent merkezinde birkaç güçlü odak noktası var; Marina ve AVM’ler. Ancak bu odaklar güçlendikçe geleneksel cadde ekonomisi zayıflıyor. Benim itirazım tam da budur: Mersin’in merkezini AVM’lerle yarışan bir bina projesi gibi değil, AVM disipliniyle işleyen bir kent hayatı projesi gibi ele almalıyız. Önerim nettir: İstiklal, Kuvayı Milliye, Atatürk ve Silifke caddeleri gibi ana omurgaları, bağlantı sokaklarıyla birlikte bir “kent sahnesi”ne dönüştürelim. Bu bir kaldırım taşı ya da cephe boyası meselesi değil; yönetim ve hizmet standardı meselesidir. Bir açık hava AVM’yi ayakta tutan şey vitrin değil, ritimdir. Temizlik, aydınlatma, güvenlik, yönlendirme, etkinlik takvimi, esnaf koordinasyonu, arıza yönetimi, görünür kalite. Cadde, ancak düzenli işletilince alışkanlık üretir. Sahne çalışması her ilçe, özellikle sahil ilçeleri için kıyı karakterini, sokak ölçeğini, cephe oranlarını, gölgelik ve geçirgen zemin gibi iklim gerçeklerini tanımlayan basit ama bağlayıcı bir “kentsel tasarım rehberi” ve “tip projeler seti” hazırlanabilir. Bu planda unsurlardan en önemlisi her “ilçeye ve beldeye meydan oluşturma”. KESİNTİSİZ HİZMETLER: TURİSTİ KENTTE TUTAN AYRINTILAR Caddeyi geri getirmenin iki kritik eşiği var: “çağdaş tuvalet” ve “park etme çözümü”. Buna yön bulma, erişilebilir kaldırım, güvenli akşam koridoru, aydınlatma, gölgelik, oturma elemanları, mikromobilite (kısa mesafe kişisel ulaşım) düzeni gibi konfor başlıklarını ekleyelim. Bunlar “lüks” değil, kesintisiz kent hizmetleridir. Küçük görünen bu detaylar çözülmeden turist de Mersinli de caddede uzun süre kalmaz. Kent sahnesi kurulunca turizm sadece turiste çalışmaz. Mersinli de caddede nefes alır, esnaf yeniden iş üretir, sanat ve kültür sokağa taşar. Turist de “geçtim” değil, “kaldım” demeye başlar. YÖNETİM MODELİ: İŞ GELİŞTİRME BÖLGESİ MANTIĞI Bu işin anahtarı, tek bir kurumun iyi niyeti değil; birlikte işleyen bir yönetim modelidir. Dünyada bunun karşılığı Business Improvement District (BID) uygulamalarıdır. Türkçede “İş Geliştirme Bölgesi” demek daha doğru duruyor. Özetle; belirlenen bir cadde veya bölge için esnafın, belediyenin ve ilgili kurumların temsil edildiği küçük bir yönetim kurulu kurulur. Temizlik, güvenlik, yönlendirme, etkinlik, bakım gibi işler düzenli hizmet alımıyla yürütülür. Bütçe; gönüllü katkı, sponsor, ortak kampanya gelirleri ve belediye ile birlikte kurgulanan kalemlerle sürdürülebilir hale getirilebilir. Bu model, işi bir kampanyadan çıkarır; standartlı bir işletmeye dönüştürür. NASIL BAŞLARIZ: PİLOT ALAN VE ÖLÇÜLEBİLİR HEDEF Önce bir pilot alan seçelim ve burayı düzenleyip bir yıl boyunca “kent sahnesi” standardında işleterek örnek üretelim. İlk olarak Atatürk Caddesi bölgesi seçilebilir. Sonra ölçekleyelim. Hedefi de ölçelim. Üç basit gösterge yeter: 1) Merkezde geçirilen süre, 2) Geceleme oranı ve tekrar ziyaret, 3) Harcamanın kent içine yayılması. Bu göstergeler yükselmeye başladığında, tanıtım da kendiliğinden güç kazanır. SONUÇ Mersin’in ulaşım donanımı güçleniyor. Şimdi sırada zihniyet ve yönetim devrimi var. Kent merkezini bir açık hava AVM disipliniyle ayağa kaldıralım, sahneyi kuralım. Turist için de, Mersinli için de. Bu kent bunu hak ediyor. Haftaya Mersin’de ilan edilen Turizm Bölgelerinde yatırımların başlaması ve hızla bitirilmesi için ortaya koyacağım “MERSİN TURİZMDE PİLOT İL OLMALI” yazımda buluşmak üzere… Uğurola! Uğurola Mersin, Uğurola Türkiye kitabımı SATIN AL
- MERSİN’İN ARADA KALAN KİMLİĞİ: “HEMŞERİ MİYİZ, MERSİNLİ Mİ?”
25 Aralık 2025, Mersin “Mersin’in hikâyesi gelenlerle yazıldı ama geleceği Mersinlileşenlerle yücelecek. Kimliklere hapsolmadan, farklılıklarımızı zenginliğe dönüştürerek Mersinli olma bilincini nasıl inşa edeceğiz? Doğduğumuz yeri unutmadan, doyduğumuz kente sahip çıkmak mümkündür.” KÜÇÜK TÜRKİYE Mersin, Türkiye’nin demografik özeti gibidir. Kimi “Küçük Türkiye” der, kimi “henüz harcı tam karılmamış bir mozaik”. Ama herkesin üzerinde uzlaştığı bir gerçek var: Bu kentin hikâyesi, büyük ölçüde gelenlerle yazıldı. 19. yüzyılda Levanten ticaret çevreleriyle başlayan hareketlilik; 1980’lerde Serbest Bölge, liman ve lojistik istihdamıyla hızlandı. 1990’larda güvenlik gerekçeli zorunlu göç, kentin demografisine ağır bir katman daha ekledi. 2011 sonrası Suriye kriziyle yeni bir dalga geldi. 2023 depremleri ise yalnız ev arayanları değil, yeni bir hayat kurmaya çalışanları da Mersin’e taşıdı. Büyük ölçekli projelerin çevresinde oluşan işgücü hareketliliğini de bu tabloya eklemek gerekir. Hepsinin ortak hikâyesi aynı: “iş, aş ve huzur”. Mersin, kapısını çalanlara ekmek ve imkân sundu. Gelenler de kentin ekonomisine, sosyal hayatına ve kültürüne ciddi katkı yaptı. Bir yandan refah ve eğitim düzeyi yükseldi, diğer yandan “kentin özgür yaşam iklimi” birçok insana nefes oldu. Bugün ise bu cömertliğin karşılığında basit ama hayati bir şey bekliyor Mersin: “Geldiğimiz yeri unutmayalım; ama Mersinli olmayı da içselleştirelim.” SAHADAN DÖRT FOTOĞRAF, DÖRT FARKLI UMUT Mersin Ticaret ve Sanayi Odasındaki görev sürecimde çok sıcak ve içten ilişkiler kurdum Mersin’deki hemşeri dernekleri ile, “dostluk bağı kurduk”. Bu dostluk bağının hala aynı içtenlikle sürmesi beni çok mutlu ediyor. Hemşeri derneklerimizin bir çoğu beni hala tüm etkinliklerine davet ediyor; zamanım yettiğince katılıyorum. Çok önemsiyorum bu etkinlikleri ve davetleri. Çok güzel amaçlarla ve niyetlerle düzenleniyor bu etkinlikler. Ortak nokta şu bu etkinliklerde: “Bu kente daha çok katkıyı nasıl koyarız, bu kente birlikte sahip çıkıp kardeşliği ve dayanışmayı nasıl daha da sağlamlaştırırız…” Ortak kanı: “Mersinlilik olgusunu içselleştirmeliyiz.” Son zamanlarda dört farklı hemşeri derneği etkinliğine katıldım. Üçü de kalabalık, özenli, iddialıydı. Kültür ve müzik kadar dayanışma da öndeydi. Bu tablo bana şunu düşündürdü: Hemşeri dernekleri Mersin’de sadece nostalji üretmiyor, doğru kurulduğunda sosyoekonomik hayata gerçek bir temas kapısı olabiliyor. Genelde kökeni Güney Doğu Anadolu Bölgesi il ve ilçelerinden gelen Mersinlilerin kurduğu derneklerin bir araya geldiği Mersin STK Birliği Platformu sık sık kaynaşma ve danışma toplantıları yapıyor. Amaç Mersin’deki tüm hemşeri derneklerini bir araya getirip "Mersin Birliğini" oluşturarak Mersin’in gücünü ortaya koymak. En son toplantılarında Mersin Hilvanlılar Derneğinin toplantı salonunda bir araya geldik. Katılım yüksekti, yalnızca STK yöneticileri değil Mersin’de kanaat önderi diyebileceğimiz bir çok Mersinli vardı. Konu yine “Bu kente daha çok katkıyı nasıl koyarız, bu kente birlikte sahip çıkıp kardeşliği ve dayanışmayı nasıl daha da sağlamlaştırırız” konusuydu. Katılmaktan büyük keyif aldığım ve onur duyduğum etkinliklerdendir Mersin STK Birliği Platformunun etkinlikleri. MARİDER (Mersin Mardinliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) 25. yıl gecesi: Mesaj netti: “Doğduğumuz yer Mardin olabilir; doyduğumuz ve kader birliği yaptığımız yer Mersin’dir.” Birlik vurgusu güçlüydü. MESİDER (Mersin Silifkeliler Kültür ve Dayanışma Derneği) birlik yemeği: Folklorik hatırlamanın ötesinde, yerel dokumayı modern tasarımla buluşturan “üretim ve katma değer yaklaşımı öne çıkıyordu.” Mersin Kayserililer Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği danışma toplantısı: Masada “bizim çocuğa iş” gündemi değil, “Mersin-Kayseri arasında kalıcı ticaret ve kültür köprüsü kurma fikri vardı.” Bu üç örnek, hemşeri derneklerinin doğru ellerde birer bütünleşme ve zenginlik aracına dönüşebileceğini gösteriyor. AYNI MEKANİZMA, İKİ FARKLI SONUÇ Tam da bu yüzden meseleyi soğukkanlı okumak gerekiyor. Çünkü aynı mekanizma, doğru kurulduğunda aidiyeti büyütür; yanlış kurulduğunda içe kapanmayı, ayrışmayı ve güvensizliği besler. Bu yazıyı üç soru üzerine kurdum. 1) Hemşeri dernekleri kimlere, hangi ihtiyaç anında temas eder? Mersin bir göç kenti. İnsanlar iş için, eğitim için, sağlık için, huzur için, kimi zaman da afet ve güvenlik gerekçeleriyle buraya geldi, gelmeye devam ediyor. Çekim gücü: Liman ve lojistik ekosistemi, Serbest Bölge, depolama-gümrükleme-taşımacılık zinciri; tarım, paketleme ve ihracat bağlantıları; sanayi bölgeleri; inşaat ve hizmet sektörünün geniş istihdam alanı; iklim ve ulaşım kolaylığı. İten nedenler: Göç veren illerde geçim zorlukları, işsizlik, tarım gelirlerindeki dalgalanma; eğitim ve sağlık imkânına erişim arayışı; dönemsel olarak afet, güvenlik, hane birleşmesi gibi sebepler. Zincir göç ve hemşeri ağı: “Bir kişi gelir, iş bulur, ev tutar; ardından akrabalar ve hemşeriler gelir” mekanizması Mersin’de güçlü çalışır. Hemşeri dernekleri bu ağın kurumsal yüzüdür ve daha etkin olmalıdır. Bu tablo şunu söyler: Yeni gelen için hemşeri derneği çoğu zaman ilk danışma kapısıdır. Barınma, iş arama, çocukların eğitimi, burs, acil yardım gibi konularda hızlı temas sağlar. Bu, kentin sosyal dokusunu rahatlatabilir de, doğru yönetilmezse kentin kurumlarına “kayırmacılık” gölgesi de düşürebilir. 2) Bu temas kent aidiyetini artırır mı, yoksa içe kapanmayı mı büyütür? Burada iki yol var. Aidiyeti artıran yol Dernek sadece kendi çevresiyle değil, kentin ortak kurumlarıyla da düzenli temas kurar: Belediyeler, odalar, üniversiteler, meslek örgütleri, diğer STK’lar. Dil “biz-onlar” dili olmaz; “Mersin’de birlikte yaşayan insanlar” dili olur. Etkinlikler yalnızca kültürel anımsama değil; Mersin’in ortak meselelerine dokunan kamu yararı üretir: burs, gönüllülük, afet hazırlığı, genç istihdamı, çevre gibi. Gençler ve kadınlar sadece izleyici değil, karar süreçlerinin aktörü olur. İçe kapanmayı büyüten yol Dernek enerjisi tamamen içe döner, kentle temas zayıflar. Aşırı kimlik vurgusu, kentin ortak kimliğinin önüne geçer; ayrışma algısı büyür, karşı tarafta savunma refleksi oluşur. Siyasetle ilişki ilkesizleşirse “ayrıcalık” ve “patronaj” algısı doğar. Mersin’in beklentisi net: Bu kent, kendine gelen insanlardan “Mersinlilik aidiyeti” bekliyor. Hemşeri derneklerinin sınavı da burada. 3) Olumlu etkiyi kalıcı kılacak yönetişim kuralları neler olmalı? Tartışmayı “hemşeri dernekler olsun mu olmasın mı” düzleminden çıkarmalıyız. Asıl hedef, derneklerin dayanışma gücünü kentin ortak yararına bağlayacak kuralları birlikte koymaktır. Sivil toplumu zehirleyen, kentlerin kimyasını bozan tehlike; birlik söylemi altında yürüyen “kimlikçilik” ve “kurumsal tekelleşme” girişimleridir. Enerjimizi tarımda, sanayide, turizmde, lojistikte, ticarette, eğitimde, sağlıkta Mersin’i büyütmeye harcamamız gerekirken; içeride “koltuk ve kota, ele geçirme” kavgalarıyla tüketmemeliyiz; “çocuklarımıza huzur, refah ve kardeşlik içinde birlikte yaşayacakları bir kent bırakmalıyız.” Bu çerçevede uygulanabilir bir “iyi yönetişim planı” şunları kapsamalı: Şeffaflık Çıkar çatışması kuralı Siyasi tarafsızlık ilkesi Dönüşümlü görev ve denetim Kentle ortak proje zorunluluğu Genç ve kadın katılımı Katıldığım üç etkinlikte şunu net gördüm: Doğru kurgulandığında hemşeri dernekleri sosyal barışa omuz veriyor. İnsanlar birbirini tanıyor, güven köprüleri kuruluyor, ticaret ve kültür bağlantıları doğuyor. Yukarıda anlattığım bu dört örnek, “iyi niyetin doğru yönetimle nasıl değer ürettiğini gösterdi.” Hemşeri derneklerimiz doğru yolda ilerliyorlar. Yöneticilerine ve üyelerine teşekkür ederim. Yanlış kurgulandığında ise ayrışma damarları beslenir, herkes birbirinden şüphe eder hale gelir. Mersin’in ihtiyacı kavga değil, ortak akıl. Ayrıştıran kimlik yarışı değil, birleştiren kent aidiyetidir. MERSİN ORTAK PAYDASINDA BULUŞMAK Mersin kimsenin özel mülkü değildir; hiçbir kimliğin de içine kapanmış alanı olmamalı. Çözüm, yüksek sesle konuşan küçük bir azınlığın ajitasyonuna teslim olmak değil; sessiz çoğunluğun derneklerde ve kent yönetiminde aktif rol almasıdır. “Hemşeri Derneği” değil, “Mersin’e Açılan Dernek” Dernekler tabelalarındaki şehir adını bir üst kimlik değil, kültürel renk olarak görmeli. Üst kimlik, Mersin ortak paydasında buluşmaktır. Çoğu insan ait olmadığı bir şeyi benimsemez ve özen göstermez. Mersinli olmak kimseyi inkâr etmez Mersin’in tarihsel dokusu Yörük-Türkmen aşiretlerinden Levantenlere, Arap Müslüman ve Arap Hristiyan topluluklara kadar birçok unsurun bir arada yaşamasıyla örüldü. Bu kentte insanlar köklerini koruyarak ortak bir şehir kültürü de üretebildi. Mersin’in gücü buradadır; “yüksek bir Birlikte Yaşama Kültürü”. Kültür zenginliğimiz arttıkça daha da güçleniyoruz. Liyakat esaslı kurumlar Odalar ve STK’lar “hemşeri kotalarıyla değil”, yetkinlik ve proje performansıyla yönetilmelidir. Toplumsal uyum ve köprü dili Söylem şu olmalı: “Hemşerilik köprüdür; köprünün iki ucu da Mersin’de buluşmalıdır.” Derneklerimizi dayanışma kadar şeffaflık ve kent yararıyla da büyütelim. SON SÖZ Hemşerilik, Mersinliliğe açılan bir kapı olmalı. “Birlikte daha güçlü bir Mersin için.” Uğurola Mersin.
- MERSİN’DEN TÜRKİYE’YE PROJELER: MODEL KÖYLER GRUP MERKEZLERİ - Bölüm 3
KÖY AYAĞA KALKARSA TÜRKİYE NEFES ALIR, Ayhan Kızıltan, 21/12/2025 “Bu yazı, Hollanda’nın lojistik gücünden Japonya’nın marka disiplinine kadar dünyada başarısı kanıtlanmış modelleri, Mersin’in potansiyeli ve Anadolu imecesiyle sentezliyor. Siyasetin gölgesinden uzak, 'Üç Katmanlı Denetim' ve profesyonel yönetim anlayışıyla kurguladığım bu sistem, köylüyü yeniden üretim zincirinin efendisi yapmayı hedefliyor. Yalnızca tarımı değil demokrasiyi de güçlendirecek o kurumsal reçetenin detayları...” DÜNYADAN ÖRNEKLER VE MERSİN’E ÖZGÜN SENTEZ Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz; bu model hayali bir kurgu değil, dünyada başarısı kanıtlanmış uygulamaların Mersin gerçeklerine uyarlanmış bilimsel bir sentezidir. Dünyanın farklı bölgelerinde tarım, gıda ve kırsal kalkınma alanında öne çıkan örnekler şunlardır: Hollanda (Greenports): Teknoloji ve lojistik yerleşke mantığıyla üretim ve dağıtımın entegre edilmesi. İtalya (Kooperatifler): Markalaşma ve kalite disiplini; üreticinin sadece ham maddeci değil, fabrikanın da ortağı olduğu sistem. ABD (Food Hubs): Küçük üreticiyi pazara ulaştıran lojistik ağlar. Japonya (OVOP Hareketi): “Bir Köy Bir Ürün” yaklaşımıyla her köye marka kimliği kazandırılması. Hindistan (FPO ve Gıda Kümeleri): Küçük üreticilerin toplu alım-satım gücü ve ortak altyapı merkezlerinde buluşması. UNIDO (Agro-Gıda Parkları): BM’nin tarım ve sanayiyi entegre eden yerleşke modeli. Çin (Dijital Köyler): Ortak lojistik ve e-ticaret ağıyla gençlerin kırsalda tutulması. AB (LEADER): Yerel aktörlerin yönettiği, çok paydaşlı Özetle; Ürün Kardeş Köyler ve Model Köyler Merkezleri, tüm bu küresel tecrübelerden esinlenen ancak Anadolu imecesi ve Mersin’in potansiyeline göre tasarlanmış özgün bir kalkınma reçetesidir. Bu yaklaşım, yerel değerleri markalaştırırken üreticiyi güçlendiren, lojistik ve dijital altyapıyla desteklenen, çok paydaşlı bir kalkınma vizyonu sunmaktadır. KOOPERATİFLER SİYASETE TESLİM OLMASIN Türkiye’nin acı bir tecrübesi var: Güzel niyetlerle kurulan kooperatifler, birlikler bir süre sonra ya bir grubun çıkar alanına dönüşüyor ya da siyaset kavgasının içinde savrulup gidiyor. Çiftçi yine başa dönüyor. Bu kez aynı hatayı yapmamak için yönetim modelini baştan net koymak zorundayız. Üç katmanlı bir yapı öneriyorum: Köy Üretici Konseyleri Her ürün halkasında köylerin seçtiği üretici temsilcilerinden oluşan konseyler kurulacak. Merkezin yatırım öncelikleri, eğitim ihtiyaçları, hizmet kalitesi bu konseylerde tartışılacak, kararlar tutanak altına alınarak merkeze iletilecek. Model Köyler Grup Merkezi İşletmesi Her merkez için ayrı bir şirketimsi yapı. Yönetim kurulu bileşiminde çiftçi ağırlığı korunacak, ancak icra makamı profesyonel yöneticilere teslim edilecek. Aktif siyasette olanlar yönetim ve denetim organlarında görev alamayacak. Yönetim kurulu üyeliklerinde dönem sınırı olacak. Büyük alımlar ve ihalelerde şeffaf ihale ve bağımsız denetim zorunlu hale gelecek. Üst çatı: Tarım Köy Halkaları Birliği Bütün merkezlerin üzerinde, bizzat ticaret yapmayan, standart ve denetim fonksiyonu olan bir üst birlik kurulacak. Bu birlik, ortak kalite ve izlenebilirlik standartlarını belirleyecek, dijital veri tabanını tutacak, bağımsız dış denetimleri organize edecek, ortak marka ve tanıtım çalışmalarını yönetecek. Buna ek olarak, Baro, Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Ziraat Odaları ve üniversite temsilcilerinden oluşan bağımsız bir Etik ve Denetim Kurulu yapının vicdanı olacak. Merkezlerin adı, logosu, mekanları hiçbir siyasi kampanyada kullanılamayacak. Yöneticilerin yakın akrabalarının merkezden iş almasına sınırlar gelecek. İç denetim, bağımsız mali denetim ve üst birlik denetimi birlikte işletilecek, raporlar tüm üyelere açık olacak. Kısacası bu model, sadece tarımsal değil, demokratik ve şeffaf yönetişim iddiası da taşıyor. KÖYLÜ YENİDEN EFENDİ OLACAKSA Ben bu modeli sadece Mersin’in tarımına teknik bir öneri olarak görmüyorum. Bu aynı zamanda Türkiye’de yerelden başlayarak, kurallı, şeffaf, siyaset üstü bir kalkınma denemesidir. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, yüzyılın başında “Köylü milletin efendisidir” derken, bu ülkenin gerçek omurgasının toprağa emek veren insanlar olduğunu vurguluyordu. Bugün ise Türkiye’nin pek çok bölgesinde köylü kendini efendi gibi değil, zincirin en zayıf halkası gibi hissediyor. Ürün Kardeş Köyler ve Model Köyler Merkezleri tam da bu tarihsel cümlenin ağırlığını hatırlatmak ve köylüyü yeniden zincirin en güçlü halkası haline getirmek için önerdiğim bir modeldir. Eğer Mersin’in tarım kuşaklarında: Köyleri ürün halkalarına göre akıllıca gruplar, Bu halkaların merkezine Model Köyler Grup Merkezlerini kurar, Girdide ortak, satışta güçlü, yatırımda çiftçi katkılı ve devlet destekli, İmarda toprağı koruyan, geleceği düşünen bir düzen kurarsak, Yönetimi siyasetin değil, kuralların ve denetimin hâkim olduğu bir yapıya emanet edersek, Şunu bütün ülkeye göstermiş oluruz: Köyün kaderi kapıdaki tüccarın keyfine bırakılmadığında, Tarla sadece üretim alanı değil, iyi yönetilen bir işletme haline geldiğinde, Gençler köye döndüğünde sadece işçi değil, yöneten olduğunda, Devlet desteği doğru modele, doğru denetime bağlandığında Tarım da kazanır, demokrasi de güçlenir, toprak da nefes alır. Mersin bu modeli cesaretle hayata geçirebilirse, Türkiye’nin dört bir yanındaki üretim havzalarına ilham verecek. Bugün atacağımız adım, yarın sadece bir köyün, bir ilçenin değil, ülkenin gıda güvencesini ve kırsalın umudunu yeniden inşa edebilir. SON SÖZÜM ŞU: Köy ayağa kalkarsa Türkiye nefes alır. Ürün kardeş köyler, model köyler merkezleri ve akıllı imar, bu nefesin yol haritasıdır. Bu yazım Tarım sektörü konusunu şimdilik bitirdik. Önümüzdeki yazım Mersin için çok önemli bir sektör, TURİZM sektörü olacak. Turizm yazımda buluşmak üzere hoşça kalın.
- MERSİN’DEN TÜRKİYE’YE PROJELER: MODEL KÖYLER GRUP MERKEZLERİ-Bölüm 2
TARLAYI ŞANSA DEĞİL, AKLA EMANET ETMEK: ÜRETİMDEN İMARA YENİ BİR MODEL - Ayhan Kızıltan, 17/12/2025 “Model Köyler Grup Merkezleri sadece depolama ve satış noktası değil; üretimi planlayan, gençleri yönetime dahil eden, toprağı koruyan ve şeffaf yönetim ilkeleriyle çalışan bir kalkınma üssü olacak. Bu bölümde, ekonomik omurga, üretim planlaması, eğitim ve dünyadan örneklerle desteklenen yönetim modelini detaylıca ele alıyorum." GİRDİDE TOPTANCI, ÜRÜNDE TEK SATICI Bu modelin ekonomik kalbinde güçlü bir mantık var: Girdide toptancı, çıktıda tek satıcı olmak. Nasıl işleyecek? Toplu girdi alımı: Grup merkezi bünyesindeki satın alma birimi, köy halkasının tüm gübre, ilaç, tohum, fide ve yem ihtiyacını sezon başında planlayacak. Fabrikalardan doğrudan, toptan ve peşin fiyatına alınan bu girdiler sayesinde maliyetler ciddi biçimde düşecek. Tek elden ürün satışı: Çiftçi bireysel satış yapmayacak. Tüm ürün merkezde toplanacak, işlenecek, paketlenecek. Merkez, elindeki binlerce tonluk ürünle ulusal market zincirleri, tüccarlar ve ihracatçılar karşısında başka bir masaya oturacak. Dağınık, günübirlik pazarlık yerine, tek fiyat, güçlü pazarlık dönemi başlayacak. Sözleşmeli üretim ve bağlılık: Sezon başında çiftçi ile merkez arasında sözleşmeli üretim anlaşmaları yapılacak. Böylece hem merkez ne kadar ürüne göre yatırım yapacağını bilecek, hem çiftçi ürünü için bir güvenceye sahip olacak. Kısacası, köylü tek tek tüccarın peşinde dolaşan bir satıcı olmaktan çıkıp, kendi fabrikasının, kendi markasının ortağı haline gelecek. ÜRETİM PLANLAMASI: Ne ektiğimizi şansa bırakmayan merkez Bütün bu yapı, tarlada neyin, ne kadar ekileceği planlanmazsa eksik kalır. Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri de bu. Aynı ovada herkes aynı yıl aynı ürüne yükleniyor, sonra da hep birlikte fiyat çakılmasını seyrediyoruz. Model Köyler Grup Merkezlerinin içinde bu nedenle güçlü bir Üretim Planlama Birimi olmalı. Bu birim ne yapacak? Her ürün kardeş köy halkası için ayrıntılı bir ürün envanteri çıkaracak. Hangi köyde hangi ürün, kaç dekarda ekiliyor, son yıllarda ortalama verim ne, sulama durumu nasıl, hepsi kayıt altında olacak. Pazar verileri ve fiyat trendleri düzenli izlenecek. Hal, ihracat, zincir market ve sanayi alıcılarının talep projeksiyonlarıyla köydeki üretim niyeti aynı masada buluşturulacak. Sezon başlamadan önce, köylü ile birlikte ürün deseninin çerçevesi çizilecek. Hangi üründen yaklaşık ne kadar ekileceği, hangi köyde hangi çeşidin teşvik edileceği, hangi alanlarda riskli ürün yoğunluğunun azaltılacağı kararlaştırılacak. Alternatif ürün planı yapılacak. Fiyatı sık sık çakılan, hastalık riski yüksek ya da iklim baskısına açık ürünlerde, toprağın yapısına ve suya uygun alternatif bitkiler belirlenecek. Üretimin bir bölümü kademeli olarak bu alternatiflere yönlendirilecek. Merkezin soğuk hava, işleme ve paketleme kapasitesi ile sahadaki üretim uyumlu hale getirilecek. Yani depoların kaldırabileceği miktarın çok üzerinde bir üretim plansızca tarlaya yayılmayacak, kapasite ile ekim alanı aynı tabloda yönetilecek. Üretim planı, çiftçi ile yapılan sözleşmeli üretim anlaşmalarının temelini oluşturacak. Böylece sözleşme, sadece fiyat güvencesi değil, aynı zamanda bölgesel ürün dengesinin anahtarı haline gelecek. Bu planlama modeli, kimsenin elinden özgürlüğünü almak için değil, hep birlikte batmak yerine hep birlikte kazanmanın yolunu açmak için gerekli. Çiftçi yine karar verici olacak, ama artık elinde güçlü bir veri seti, yanında ziraat mühendisi, ekonomist ve lojistik uzmanı ile birlikte karar verecek. Kısacası, Model Köyler Grup Merkezleri sadece üretileni depolayan ve satan bir yer değil, ne üretileceğini de akılla ve ortak akılla planlayan bir beyin olacaktır. TARLA OKULU VE İŞLETME OKULU AYNI ÇATI ALTINDA Tarımda kalıcı başarı sadece iyi üretmekle sağlanmaz. Tarlayı işletme gibi yönetmeyi bilmeyen çiftçi, ne kadar çok üretirse üretsin, hesabı tutturamaz. Bu yüzden Model Köyler Grup Merkezlerinin içinde bir de Eğitim ve Dönüşüm Merkezi olmalı. Bu merkezde: Modern tarım teknikleri Bilinçli ilaçlama ve gübreleme, iklim krizi ile uyum, su verimliliği, toprak sağlığı, biyolojik mücadele gibi başlıklarda düzenli eğitimler verilecek. Finansal okuryazarlık Çiftçiye ürün başına gerçek maliyet hesabı, günlük gelir-gider kaydı, yıllık bütçe ve nakit akışı planı öğretilerek tarlayı işletme gibi yönetme kültürü yerleşecek. İkinci kuşak yönetici eğitimi Köyün gençleri için pazarlama, e-ticaret, marka yönetimi, dijital sistemler ve yöneticilik alanlarında programlar hazırlanacak. Genç, traktör süren iş gücü olmanın ötesine geçip, yerleşkenin muhasebesini, lojistiğini, dijital altyapısını yöneten yeni kuşak tarım girişimcisine dönüşecek. Dijital cüzdan ve şeffaf hesap Çiftçi, cep telefonundaki uygulamadan tarladan çıkan ürünün merkeze girişini, işlenmesini, satış fiyatını ve kendisine düşen payı anlık görebilecek. Bu, sadece bir eğitim değil, zihniyet devrimidir. TOPRAĞI DA GELECEĞİ DE PLANLAMAK: Model köylerin imar aklı Bir önemli başlık da şu: Bu model köylerin çevresi plansız bırakılırsa ne olur? Bugün Türkiye’nin birçok yerinde acı bir tecrübe yaşadık. Önce bir üretim odağı doğdu, ardından etrafı kontrolsüz yapılaşmaya açıldı. Depolar, gelişigüzel sanayi binaları, kontrolsüz konutlar, tarım arazisine sızan beton... Sonuçta ne tarım kaldı ne sağlıklı yerleşim. Bu hatayı tekrar etmemek için, Model Köyler Grup Merkezleri ile birlikte akıllı ve koruyucu imar planı yapmak zorundayız. Bence şu temel ilkeler olmalı: Tarım toprağı kutsal sayılmalı Yerleşkenin etrafında, verimli tarım arazileri tarım dışı kullanıma gelişigüzel açılmamalı. Rant baskısına karşı, tarımsal nitelikli imar kararlarıyla toprağın bütünlüğü korunmalı. Fonksiyonlara göre planlı alanlar İmar planında net zonlar tanımlanmalı: Tarım ve deneme parselleri, işleme ve depolama alanları, lojistik ve yükleme sahaları, yenilenebilir enerji alanları (GES, küçük ölçekli RES, biyogaz), sosyal donatı alanları ve sınırlı, kontrollü yerleşim alanları. Geleceğe yer bırakmak Yerleşkeler ilk günden son büyüklüğünde kurulamayabilir. O yüzden imar planında, ileride ihtiyaç duyulacak ilave depo, yeni hat, ikinci laboratuvar, eğitim tesisi, atık su arıtma tesisi gibi yatırımlar için genişleme koridorları ayrılmalı. Yani bugünün değil, 10-20 yıl sonrasının ihtiyaçlarını da düşünen bir vizyonla plan yapılmalı. Karmaşık değil, okunaklı köy dokusu Model köyün çevresinde, köyün geleneksel dokusunu tamamen boğmadan, ama dağınık gecekondulaşmaya da izin vermeden bir yerleşim düzeni kurulmalı. Üreticinin evleri, sosyal alanlar, okul, sağlık birimi gibi hizmetler yürüme mesafesinde ve düzenli bir doku içinde planlanmalı. İmar, kalkınmanın aracı olmalı; rantın değil Bu bölgelere verilecek her imar kararı, bu karar tarımsal üretim gücünü ve çiftçinin refahını artırıyor mu, azaltıyor mu filtresinden geçirilmeli. Rant amaçlı arsa spekülasyonuna ve tarım dışı betonlaşmaya kesin fren konulmalı. Kısaca söylemek gerekirse: Model köylerin yerleşkesini kurarken, etrafındaki köy yaşamını ve toprağın geleceğini de planlayalım ki, bugünün akıllı tarımı yarının kontrolsüz betonuna kurban gitmesin. Dizinin bir sonraki ve son bölümünde ve profesyonel yönetim anlayışıyla kurguladığım bu sistemi “DÜNYADAN ÖRNEKLER VE MERSİN'E ÖZGÜN SENTEZ” başlığı altında irdeleyeceğim. 3. Bölümde buluşmak üzere hoşça kalın.
- MERSİN’DEN TÜRKİYE’YE PROJELER: MODEL KÖYLER GRUP MERKEZLERİ-Bölüm 1
BU KADAR EMEK NEDEN REFAHA DÖNÜŞMÜYOR? - Ayhan Kızıltan, 10/12/2025 "Türkiye tarımı yıllardır parçalı üretim, pazarlama zaafı ve yüksek maliyetler nedeniyle potansiyelini tam kullanamıyor. Mersin’den başlayan bu model, köyleri ürün halkalarıyla birleştirerek güçlü bir üretim ve pazarlama ağı kurmayı hedefliyor. Bu yazıda, sorunun kökenini ve çözümün temel mantığını keşfedeceksiniz." KIRSALIN KURTULUŞ REÇETESİ: ÜRÜN KARDEŞ KÖYLER ve MODEL KÖYLER MERKEZLERİ Mersin’in köylerine yıllardır aynı soruyla gittim: “Bu kadar emek, bu kadar bereket, neden refaha dönüşmüyor?” Aynı vadide yan yana duran köyler... Hepsinde aynı ürün. Aynı kayısı ağaçları, aynı muz seraları, aynı limon bahçeleri. Ama pazarlık gücü dağınık, planlama yok, lojistik başlı başına bir dert. Fiyat düşünce herkes birlikte üzülüyor, kimse birlikte karar alamıyor. Gençler “Bu hesap tutmuyor” deyip kente gidiyor, köyün ışıkları birer birer sönüyor. Mersin’in tarımsal potansiyeli var ama örgütlü gücü eksik. İşte bu yüzden diyorum ki: Artık “tek tek köy” dönemini kapatıp “birlikte üretim havzaları” dönemine geçmek zorundayız. ÜRÜN KARDEŞ KÖYLER VE MODEL KÖYLER GRUP MERKEZLERİ: Dağınık güçten birleşik güce Türkiye tarımının kronikleşmiş sorunları belli: Parçalı üretim, ölçek ekonomisine geçememe, pazarlama zaafı, yüksek girdi maliyetleri. Mersin gibi muazzam bir ürün çeşitliliğine sahip bir şehirde bu dağınıklık, potansiyeli avantaja değil, kayba dönüştürüyor. Bugün tablo kabaca şöyle: Girdiyi pahalı alıp ürünü ucuza satıyoruz. Her köy kendi başına ve kendi imkânıyla uğraşıyor. Fiyatı çoğu zaman tüccarın ve zincir marketin dayattığı rakam belirliyor. İklim krizi ve kur dalgalanması, planlamasız köylüyü ilk sallayan dalga oluyor. Bu tabloyu tersine çevirmek için önce bakış açımızı değiştirmeliyiz. Temel soru şu: “Köyleri idari sınırlarla değil, ürün ve ekonomi mantığıyla nasıl yeniden kurgularız?” ÜRÜN KARDEŞ KÖYLER: Aynı ürün, ortak kader Önerim şu: Aynı ya da benzer ürünü üreten, Coğrafi olarak birbirine yakın, Aynı iklim kuşağını, aynı lojistik omurgayı paylaşan köyleri Ürün Kardeş Köy Halkaları olarak tanımlayalım. Yani: Anamur muz köyleri, Erdemli limon köyleri, Mut kayısı ve zeytin köyleri, Torosların şeftali köyleri, Silifke çilek köyleri, Tarsus üzüm köyleri gibi halkalar... Bu köyler idari olarak yerinde dursun ama ekonomik olarak tek bir üretim havzası kabul edilsin. Her köy için küçük bir “tarımsal kimlik kartı” çıkaralım: Ürün deseni, rakım, iklim, sulama durumu, yol ağı, hal ve limana mesafe gibi bilgiler. Sonra bu kartlara bakarak mantıklı halkalar oluşturalım. Böylece tek başına savrulan köy yerine, birlikte karar alan, birlikte pazarlık eden, birlikte yatırım yapan ürün köy grupları ortaya çıkar. MODEL KÖYLER GRUP MERKEZLERİ: Bu merkezler tarlaların kalbi yerleşkeler olacaktır. Her ürün kardeş köy halkasının kalbine, lojistik olarak en uygun noktaya bir Model Köyler Grup Merkezi Yerleşkesi kuralım. Bu yerleşke, sadece bir depo ya da fabrika değil; tarımın sanayiyle, bilimin çiftçiyle buluştuğu bir yaşam ve üretim üssü olacak. Bu merkezde neler olmalı? Soğuk hava depoları Hasat sonrası fireyi en aza indiren, ürünü değer kaybetmeden saklayan modern depolar. Paketleme, sınıflandırma ve işleme tesisleri Limonun kasası, muzun kolisi, kayısının kurusu, meyvenin suyu, reçeli, püresi, sosu, konservesi... Uygun ürünler için dondurarak kurutma (freeze dry) üniteleri ile dünya pazarına uygun, raf ömrü uzun ürünler. İlaç kalıntısı ve kalite laboratuvarı Analizden geçmeyen ürün sisteme girmeyecek. Böylece hem ihracat hem iç piyasa için güven damgası oluşacak. Kantar ve şeffaf tartım alanı Kimsenin “Benim ürünüm eksik tartıldı” demeyeceği, dijital kayıtlı bir sistem. Zirai danışma ve uygulama merkezi Ziraat mühendisleri ve teknik personelin sürekli sahada olduğu, bilinçli ilaçlama, gübreleme, su yönetimi, iklim uyumu gibi konularda çiftçinin elini güçlendiren bir merkez. Gençlik ve sosyal alanlar Kütüphane, kafeterya, spor alanları, ortak çalışma ofisleri. Gençlere şu mesajı verecek alanlar: “Köye dönersen sadece tarlada değil, bu yerleşkenin yönetiminde de yer alacaksın.” Böylece köy, sadece ürün satan bir yer olmaktan çıkıp, kendi markasını üreten ve satan bir ekonomik aktör haline gelir. YATIRIMIN OMURGASI: Çiftçi ortaklığı ve devlet desteği birlikte Bu noktada kritik bir soru karşımıza çıkıyor: “Bu kadar kapsamlı işleme tesisleri, soğuk hava depoları, laboratuvarlar, sosyal alanlar nasıl finanse edilecek?” Eğer bu soruya net ve adil bir yanıt veremezsek, model kâğıt üzerinde güzel kalır, hayata geçmez. Üç ayaklı bir yatırım omurgası önerim var: Çiftçi sermayesi ve köylü ortaklığı Her köylü, ürettiği alana göre ve gücü oranında sembolik ama bağlayıcı bir sermaye katkısı yapmalı. Bu katkı, sadece para olmak zorunda değil; aynî katkılar (arsa tahsisi, inşaatta işçilik, ilk dönem ürün taahhüdü gibi) de ortaklık hesabına yazılmalı. Böylece çiftçi, merkezin gerçek anlamda ortağı olur, sadece hizmet alan değil, yönetime söz söyleyen paydaş haline gelir. Devlet desteği: En az katkı kadar, mümkünse daha fazla Model köy yerleşkeleri, klasik teşvik mantığının ötesine geçen, özel statülü projeler olarak tanımlanmalı. Çiftçiden gelen her 1 birim sermayeye karşılık, kamu kaynaklarından (kalkınma ajansları, kırsal kalkınma fonları, uygun faizli uzun vadeli krediler, hibe programları) en az 1, idealde 2 birim destek sağlanmalı. Devlet bu modelde yapıp yöneten değil, katalizör ve hızlandırıcı rol üstlenmeli. Yani sermayeyi tetiklemeli, kritik altyapıyı kurmalı, ama günlük işletmeyi profesyonel yönetime ve çiftçi ortaklığına bırakmalı. Yerel yönetim ve altyapı katkısı Yol, su, kanalizasyon, elektrik, internet, atık yönetimi gibi temel altyapılar, ilgili belediyelerin ve merkezi idarenin sorumluluğunda hızla tamamlanmalı. Mümkünse, belediyeler ve ilgili kurumlar, yerleşke içindeki bazı sosyal alanların inşaatına (toplantı salonu, eğitim merkezi, çocuk alanı gibi) doğrudan katkı verebilmeli. Bu karma modelin bir önemli sonucu daha var: Devlet desteği, doğrudan hiçbir denetimi olmayan yapılara değil, şeffaf, denetlenebilir, çiftçi ağırlıklı ve profesyonelce yönetilen merkezlere verildiği için kaynak israfı ve siyasal kayırma riskleri azalır. Yani kamu kaynağı da kırsal da korunmuş olur. Bu modelin temellerini gördük; peki bu yapı nasıl işleyecek, hangi mekanizmalarla sürdürülebilir olacak? Bir sonraki bölümde ekonomik omurga, üretim planlaması ve şeffaf yönetim detaylarını ele alacağız. Sonraki yazıda görüşmek üzere hoşça kalın!
- KURTARILMAYI BEKLEYEN BİR MERSİN DEĞERİ DAHA: İÇİŞLERİ BAKANLIĞI MAHALLİ İDARELER BİRLİĞİ EĞİTİM TESİSLERİ…
Ayhan Kızıltan, ben@ayhankiziltan.com, Mersin 29 Mayıs 2024 Yaklaşık 26 yıl önce 37 dönüm arsaya yapılan Mersin Mezitli İlçesinde bulunan İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Birliği Eğitim Tesisleri birçok kurum ve basın tarafından sayısız kere dile getirildi. Mersin Mezitli İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Birliği Eğitim Tesisleri Ancak hep karmaşık ortaklık yapısı gündeme getirilerek el atılamadığı belirtildi. Mersin’e çok büyük değer katacak bir konumda metruk binaların bulunduğu denize sıfır, olağanüstü güzel ve değerli bir arazi. Türkiye’nin hangi belediyesi ya da kurumu buraya ortak olursa olsun, burası Mersin ve Mersinlilerin malıdır. Mersin’i yönetenler ve siyasiler irade koyup burayı Mersinlilere teslim etmeli ve Mersinlilerin isteğine göre değerlendirilmelidir. Buraya neler yapılabilir, neler! Mersin Mezitli İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Birliği Eğitim Tesisleri Mezitli İlçemiz Mersin Merkezde halkın denizle buluşabileceği tek bölge. Mezitli ilçemiz iyi planlandığı takdirde Fransa’nın Nice, Cannes gibi sahil kenti olabilir; ancak ilçenin ilk kurulduğu günden başlayarak çarpık ve keyfi imarlaşma ve yapılaşma Mezitli’yi içinden çıkılmaz bir duruma soktu. Yine de son yıllarda yapılan Hobi Bahçeleri dahil Yeşil Alan üretimi ilçeyi Yeşil Alan açısından zenginleştirdi. Antik yapılar yönünden de hayli zengindir Mezitli İlçesi. Mersin’i yönetenler biraraya gelip İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Birliği Eğitim Tesisleri sorununu Mersin’e değer katacak şekilde çözsün! Herkesin aklına geldiği gibi burası Kongre ve Konferansların yapılabileceği 5 Yıldızlı bir otel olabilir, ama bana kalırsa Mersin Büyükşehir Belediyesine tahsis edilip içinde yelkencilik dahil denizle ilgili birçok imkanı olan Akdeniz Sahillerinin en nezih ve güzel plajı haline getirilebilir. Mersin denizle buluşur; burnumuzun dibindeki denize ulaşmak çok zor Mersin’de. Bir deniz kentinde yaşadığımızı hissetmeliyiz.
- MERSİN SANAYİ ODASI KURULMALI MI?…
ÖZET: Mersin Sanayi Odası talebi, MTSO’yu bölmek değil, büyüyen sanayiyi çağın teknolojisi, dijitalleşme ve ihracat vizyonu ile buluşturacak, sanayicinin örgütlenme ve kendi sorunlarına odaklanma hakkını hayata geçirme çağrısıdır. 07 Mart 2025 Son 2-3 aydır Mersin’deki sanayicilerde bir hareketlilik var; yanısıra da heyecan ve tutku var. Mersin’in bakliyat sektörünün deneyimli ve uluslararası sanayicisi Mahmut Arslan, Mersin’e son bir hizmet yapıp Mersin Sanayi Odasının kurulmasına önderlik edeceğim deyip yola çıktı. Mahmut Arslan’ı yıllardır tanırım; Mersin Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde çoğunlukla kendisiyle karşı gruplarda mücadele ettik. Son derece saygılı, sevecen, nüktedan ve alçak gönüllü bir insandır. Her şeyden önce kaybettiğinde içtenlikle el sıkmasını bilen bir insandır. Benim MTSO Başkanlığım sürecinde kendisiyle yakınlaştık; bir birimizi daha iyi tanıdık. Hatta bir gün kendisini ziyaret etmiştim. Ofisi biraz kalabalıktı. Bir başka özelliği de aklındakini sakınmadan söylemektir. Konuşmasını birden kesip misafirlerine beni göstererek, “ben bu Ayhan Kızıltan’ı eskiden pek sevmezdim. Ama kendisini yakından tanıyınca hiç öyle kötü biri olmadığını anladım. İyi tanıyınca en sevdiğim insanlardan biri oldu” dedi. Epey gülüştük! Bir de meslektaşlığımız var; ikimiz de Makine Mühendisiyiz. Kendisine Mersinli Sanayici için çıktığı bu yolda başarılar dilerim; yürekten diliyorum bunu. Mersinli Sanayicinin istediği, sanayi ve üretime odaklanmış bir kurum olması. Liyakatli sanayicilerden oluşmuş, sanayicinin sıkıntılarını bilen, isteklerini ve gereksinimlerini anlayıp bunlara uygun planlar ve projeler, uygulamalar yapıp Mersin Sanayisinin Tarım ve Lojistikten sonra bir üçüncü, hatta birinci, güçlü sektörü olması Mersin’in. Mahmut Arslan ve ekibi ileri görüşlülükle bu isteği görüp çalışmalara başladı. Grubunda gönüllü çalışan bazı Mersin Sevdalıları da var. Duyumlarıma göre de hayli yol almışlar; önleri kesilmeye çalışılmasın. Destek olunsun! MERSİN TİCARET VE SANAYİ ODASI BÖLÜNÜR MÜ? Mersin Sanayi Oluşumunun, sanayicinin yoğun isteği ve gerekliliği üzerine sanayicilerin ODALAŞMASI bir BÖLÜNME DEĞİLDİR. Sanayiye ve üretime odaklanılmalıdır. Bu hareket yalnızca Mersin’de bir SANAYİ ODASININ KURULMASIDIR; bu kadar basit. Sanayicinin ÖRGÜTLEŞME HAKKINI kullanması en doğal hakkıdır. Bu bir koltuk merakı da asla değildir değildir. Sanayi ve üretime odaklanmış bir odanın kurulması gerekliliğinden doğan bir taleptir. Buna karşı olanları anlayamıyorum? Mersin Ticaret ve Sanayi Odasının yönetimi ve meclis başkanı bir sanayi odası kurulmasını istemiyor ve şiddetle karşılar diye konuşuluyor. Duyduklarım umarım doğru değildir; Sanayi Odasının kurulmasına imza veren bazı sanayicilere baskı yapılıyormuş. Sanayi odasının kurulması için çalışmalar yürütenler dost değil düşman olarak gösteriliyormuş. Bu tutum insanları karşı karşıya getirecektir; aslında bu tutum ayrışma ve bölünme yaratır. Engel olmaya çalışmayın; sanayicinin sanayiye odaklanmış bir oda kurulması isteğini ve çabasını destekleyin. Müsterih olun arkadaşlar, kurulacak bir Sanayi Odası Mersin Ticaret Odasında bazılarınızın koltuklarının değerini düşürmeyecektir; endişe etmeyin. Bazılarınız yine önemli insanlarla görüşmeyi sürdürebileceksiniz, işlerinizi yine yürütebileceksiniz. Önemli insanlar olmaya devam edebilirsiniz. MTSO’nın şu anda görevdeki Yönetim Kurulu Başkanı, ileri görüşlüdür. Onu ayrı tutuyorum; onun koltuk merakı olmadığını ve başkaları gibi çıkar için odayı kullanmayacağını düşünüyorum. Kendisini iyi tanırım, yıllarca birlikte çalıştık. Sanayicinin bu isteğini de anlamalı ve onlara hak vermelidir. Bu oluşuma el verip destek vermesiyle güle oynaya bir Mersin Sanayi Odası kurulacaktır; inanıyorum. Mersin sanayisi büyüyor, gelişiyor, genişliyor. Sanayinin daha da gelişmesi için artık yalnızca sanayi ve üretime odaklanmış bir Sanayi Odası yönetmelidir bu yapıyı. Teknoloji hızla gelişiyor, üretim sistemlerinde dijitalleşme, yapay akıl kullanımı her geçen gün gelişiyor ve artıyor; bunların gerisinde kalmayalım. Ticaret de değişiyor, lojistik de, tarım da, turizm de değişiyor. Tüm sektörlerde de dijitalleşme ve yapay akıl son hızla gelişip kullanılıyor dünyada. Ticaret Odası kendi alanındaki sektörler üzerine odaklanmalı ve yoğunlaşmalıdır. Ya Mersin TURİZMİ? Mersin’de turizm bir türlü kalkınamadı. Mersin’de en geri kalmış sektördür diyebiliriz TURİZM. Yıllardır söylenir olağanüstü bir turizm potansiyeli olduğu Mersin'in. Dünyada insanların tatil şekli değişti, Antalya gibi beton bloklar halindeki toplu tatil sistemleri artık insanları tatmin etmiyor. Sağlık Turizmi hızla gelişiyor, ayak uydurmamız gerekiyor. Yerel marketlerin ulusal marketlere karşı ayakta kalma mücadelesi güçlendirilmeli. Yapı sektörü alarm veriyor. Çarpık ve kişilere özel özel imar planlarının oluşturduğu betonlaşma kentin tarın alanlarını tehdit ediyor. Nakliye ve lojistik sektörlerinin sıkıntıları. Finansmana erişim sıkıntısı had safhada. Kredi faizleri düşse de bir çok firma sicilleri bozulduğu için kredi alamayacak. Vergi borçları, SGK borçları büyük bir sıkıntı iş dünyası için. Özel eğitim kurumlarının sıkıntıları da var. Tarım sektörünün durumu içler acısı; hele şu son don olayı bölgemizdeki son derece büyük zarar oluşturdu. Birçok sorun sarmalında tüm sektörler. Ticaret Odasının uğraşacağı o kadar çok sorun var ki! Sanayi Odasının kurulmasını önlemeye çalışmayı bırakıp öncelikle turizmin, tarımın, ticari hayatın sorunlarının çözümüne ve geliştirilmesine odaklanmalı Mersin Ticaret ve Sanayi Odası. Artık tüm meslek odalarında liyakatli, sektörlerinin sorunlarına ve gereksinimlerine hakim, planlar ve projeler üretip çözümler ortaya koyabilecek kadrolarla donatılmalı Meclis Üyelikleri ve diğer kadrolar. SANAYİCİN ÖNÜNÜN KESİLMESİNE ÇALIŞILMASIN… Son günlerde gördüm ki, sanayicinin önünde durulamaz artık. Son derece heyecan, şevk ve inanç gördüm sanayicide. Yolları açık olsun! DESTEKLENMELİ BU HAREKET!
- DALINDAN DÜNYA SOFRASINA - Bölüm 3: MERSİN’E YENİ TARIM AKLI
MERSİN ÜRÜNLERİNİ KÜRESEL MARKAYA ÇEVİRMEK - 07.12.2025 "Mersin’in tarımsal potansiyelini katma değere dönüştürmek için Yeni Tarım Aklı şarttır. Bu vizyon, üretim planlaması ve lojistik altyapıyla çiftçiyi risklerden koruyarak, Mersin ürünlerini küresel bir markaya dönüştürmeyi hedefler." MERSİN’E YENİ TARIM AKLI Mersin’in tarım kuşaklarında rakamlar rekor, ihracat güçlü, sofralar çeşit çeşit. Ama aynı haritada, dalında emeğinin karşılığını alamayan, iklim baskısı ve girdi maliyetleri altında ezilen kırılgan bir çiftçi gerçeği var. Artık sadece çok üretmeyi değil, üretilenin değerini, adil paylaşımını ve tarladan lojistiğe uzanan zincirin akıllı yönetimini konuşmak zorundayız. Mersin’in tarımsal haritasına uzaktan baktığınızda, ilk görünen manzara gurur veren bir tablo. Tarsus’tan Anamur’a uzanan kuşakta rekolte artıyor, yeni seralar kuruluyor, mevsim geldiğinde Türkiye’nin sofralarını dolduran ürünlerin önemli bir kısmı bu topraklardan yola çıkıyor. Narenciye, kayısı, zeytin, muz, çilek ve sebze üretimindeki başarı, Mersin’i kağıt üzerinde bir tarım yıldızı haline getiriyor. Fakat aynı anda başka bir tablo daha önümüze geliyor. Mezitli’de dalında 3 liraya giden meyve, birkaç kilometre ötede market rafında 30-40 lirayı bulabiliyor. Mut’ta rekolte arttığında kayısı ve zeytin fiyatı bir anda çakılıyor. Çilek ve muzda, çoğu zaman zincir marketlerin belirlediği alım fiyatı, üreticinin kaderi haline geliyor. Yani mesele sadece çok üretmek değil. Asıl mesele, üretileni nasıl fiyatladığımız, kimin adına pazarladığımız ve hangi risklere karşı koruduğumuz. Bu tabloya iklim krizini, su stresini, zararlıları ve yüksek girdi maliyetlerini eklediğinizde fotoğraf daha da ağırlaşıyor. Barajlardaki su seviyesinin düşmesi, tuzluluk, don ve dolu riskleri, uzun süren yaz kuraklıkları artık Mersin çiftçisinin günlük hayatının parçası. Bir tarafta rekor üretim rakamları, diğer tarafta her sezona tedirgin başlayan, aldığı riskin karşılığını tam alamayan bir üretici kesimi var. O nedenle Mersin tarım kuşakları için yeni bir soruyu yüksek sesle sormanın zamanı geldi: Bu kadar güçlü bir üretim haritasına rağmen, niçin hâlâ dalından rafa giden yolda üretici zincirin en kırılgan halkası olarak kalıyor? Bu yazıda, bu sorunun cevabını ararken akıllı girdi yönetimi, kalıntısız üretim ve tarladan limana uzanan lojistik zincir temelinde Mersin’e yakışan yeni bir tarım aklının ana hatlarını konuşacağız. İLAÇ VE GÜBREDE AKILCI KULLANIM Bereketi toprağı öldürmeden büyütmek Mersin tarım kuşakları sadece rekolte rekorları ile değil, giderek ağırlaşan bir riskle de karşı karşıya. Bilinçsiz ilaçlama ve gübreleme. Sahada gördüğüm tablo net: Zararlı ile mücadele çoğu yerde "komşu ne attıysa onu at" mantığı ile yürüyor. Gübre uygulaması toprak ve yaprak analizi ile değil, "geçen yıl ne verdiysek bu yıl da aynısını verelim" anlayışı ile yapılıyor. Ürünü kurtarayım derken toprağı yoruyor, yeraltı sularını kirletiyor, ihracatta kalıntı problemi ile pazar kaybediyoruz. Oysa Mersin gibi ihracatçı bir kentte, tek bir kalıntı haberi bile yılların emeğini bir gecede silip süpürebilir. Havza bazlı, eş zamanlı ilaçlama Zararlı böcek ilçe sınırı tanımıyor. Bir ovada tek tük üretici kendi tarlasını ilaçlayıp diğerleri beklediğinde, zararlı hemen yan parselden geri dönüyor. Sonra doz artıyor, ilaç sayısı artıyor, maliyet artıyor. Yapmamız gereken belli: İlçe ilçe değil, zararlı türüne göre havza bazlı ilaçlama takvimleri hazırlanmalı. Üreticiler, kooperatifler, ziraat odalar, tarım ilçe müdürlükleri ve belediyeler birlikte hareket etmeli. Mümkün olduğunca biyoteknik ve biyolojik mücadele öne çıkarılmalı, kimyasal ilaç en son ve kontrollü başvuru aracı olmalı. Kullanılan ilaçlar, doz ve tarih kayıt altına alınmalı, izlenebilirlik sağlanmalı. Yani ilaçlama, rastgele değil, ortak akılla planlanmış bir seferberlik olmalı. Toprak ve yaprak analizi olmadan gübre reçetesi olmaz Pek çok üretici için gübre, adeta sigorta. "Biraz daha atarsam ürün daha iyi olur" diye düşünülüyor. Oysa gerçekte: Bitkinin ihtiyaç duymadığı elementi toprağa yüklüyoruz. Kökler zarar görüyor, tuzluluk artıyor, toprak sıkışıyor. Fazla azot nedeniyle hem kalite düşüyor hem ihracatta kalıntı riski büyüyor. Sağlıklı gübreleme için üç basit kural var: Önce toprak analizi. Gerekirse sezon içinde yaprak analizi. Sonuçlara göre, ürüne ve döneme özel gübreleme programı. Bu analizlerin maliyeti, yanlış gübrelemenin faturası yanında çok küçük kalır. Burada kamunun, odaların ve kooperatiflerin görevi, bu analizleri çiftçi için ulaşılabilir ve yaygın hale getirmektir. Kalıntısız üretim, Mersin markasına dönüşmeli Mersin, coğrafi işaretli ürünleri ile zaten bilinen bir kent. Mut Kayısısı, Mut Zeytini, Anamur Muzu, Silifke Çileği, Erdemli Limonu, Toroslar Şeftalisi, Atlılar Kirazı gibi ürünler, sadece lezzetleri ile değil, kalıntı limitlerinin altında, temiz üretim söylemi ile pazara çıkarsa, markamız çok daha güçlü hale gelir. Bunun için: Her tarım kuşağında en az bir "Model Köyler Grubu" veya "Model Çiftçi Grubu" belirlenmeli. MERSİN’DEN TÜRKİYE’YE PROJELER BAŞLIKLI BU YAZI DİZİM TÜM TÜRKİYE’YE MODEL OLABİLECEK PROJELER ORTAYA ÇIKARACAKTIR. BUNLARDAN BİRİNCİSİ: “MODEL KÖYLER GRUP MERKEZLERİ” UZUN SÜREDİR ÜZERİNDE ÇALIŞTIĞIM BİR PROJE. YAKINDA BU PROJEYİ TÜM TÜRKİYE’YE DUYURACAĞIM. Bu alanlarda ilaç ve gübre kullanımı, üniversiteler, Mersin Teknopark ve Agropark ile birlikte bilimsel protokollere bağlanmalı. Elde edilen sonuçlar, alan gezileri, eğitimler, kısa videolar ve dijital platformlarla tüm Mersin çiftçisine anlatılmalı. Kısacası, "kalıntısız üretim" teoride değil, tarlada ve pazarda karşılığı olan bir Mersin markasına dönüşmeli. TARLADAN LİMANA UZANAN ZİNCİR Lojistik olmadan tarım yarı yoldadır Bugün Mersin’in tarımsal haritasını ilçe ilçe çıkardık. Ama bir gerçeği daha açıkça söylemek gerekiyor. Ürün tarladan çıkıp TIR’a binmiyorsa, demiryoluna, havayoluna, denizyoluna entegre olmuyorsa, soğuk zincir kırılıyorsa, katma değer tarlada üretilip yolda kayboluyor demektir. Lojistik, tarımın görünmeyen beyni. Hasat saati ile rafa çıkış arasındaki süreyi kısaltan, Ürünün ısısını ve kalitesini koruyan, Üreticinin pazarlık gücünü artıran, İhracata erişimini kolaylaştıran alan, aslında lojistiktir. Mersin gibi limanı, serbest bölgesi, otoyolu, demiryolu ve havalimanı yatırımı olan bir kentte, tarım lojistiğini hala yalnızca klasik kamyon mantığı ile yürütmek, hem üreticiye hem kente haksızlık. Tarladan TIR’a: Köy yolları ve toplama merkezleri Lojistik zincirin ilk halkası tarlanın içinden başlıyor. Bugün: Pek çok üretim alanına hâlâ dar, bozuk, yağışta kullanılamaz yollarla ulaşılıyor. Ürünler, tarladan doğrudan kasalanıp kamyon kasasına yığılıyor, ön soğutma yapılmadan sıcağa teslim ediliyor. Köy ve mahalle ölçeğinde planlanmış toplama merkezleri ve yükleme cepleri yetersiz. Kısa vadede yapılabilecekler: İlçe ilçe belirlenmiş tarım kuşaklarında, üretim yoğunluğuna göre köy içi ve arazi yolları bir program dahilinde standarda kavuşturulmalı. Her ilçede en az bir, bazı yerlerde birden fazla olmak üzere, üretici kooperatifleri ile birlikte işletilecek küçük toplama ve yükleme merkezleri kurulmalı. Bu merkezlerde tartım, ön sınıflandırma, temel kalite kontrol ve sevkiyat planlaması yapılmalı. Yani ürün tarladan çıkarken rastgele değil, organize biçimde TIR’a binmeli. TIR’dan demiryolu ve denizyoluna: Koridor mantığı Mersin’in elinde güçlü araçlar var: Mersin Limanı, Türkiye’nin en büyük konteyner kapasitelerinden birine sahip. Taşucu başta olmak üzere bölgedeki iskele ve liman yapıları (Anamur), yeni hatlar için potansiyel taşıyor. Mevcut otoyol ve bölünmüş yollar, Tarsus’tan Anamur’a kadar uzanan tarım kuşağını ana akslara bağlama imkanı veriyor. Çukurova havalimanı ve demiryolu projeleri, hava ve demir yolu taşımacılığını güçlendirebilecek nitelikte. Buna rağmen, tarım lojistiğini hala "herkes kendi kamyonu ile yola çıkar" mantığı belirliyor. Oysa yapılması gereken, tarım kuşaklarını birbirine ve lojistik kapılara bağlayan stratejik koridorlar kurmak. Örneğin: Mut-Gülnar-Silifke hattı için kayısı, zeytin, badem ve çilek yüklerini toplayan, soğuk zinciri ve TIR’dan TIR’a aktarmaları planlayan bir koridor modeli. Anamur-Bozyazı-Aydıncık hattı için muz ve çilek ürünlerini liman, demiryolu ve havalimanı bağlantılarına taşıyan bir "tropikal koridor". Tarsus-Çamlıyayla-Toroslar hattı için yayla ürünlerinin hem limana hem iç pazara hızlı ve kontrollü erişimini sağlayan bir koridor. Amaç, her ilçenin kendi başına sevkiyat yapmasından çıkıp, bütün ilin aynı anda hem iç pazara hem ihracata odaklanan bütünleşmiş bir lojistik kuşağa dönüşmesi. Soğuk zincir kırılırsa, emek de gelir de kırılıyor Narenciye, çilek, muz, kayısı, üzüm, süt ürünleri gibi hassas ürünler için soğuk zincir artık lüks değil, mecburiyet. Bugün: Hasat sonrası ürün çoğu zaman tarlada ve yolda sıcakla baş başa kalıyor. Ön soğutma üniteleri yetersiz, üretici tek tek kendi imkanlarıyla çözüm arıyor. Soğuk hava depoları belirli noktalarda yoğunlaşıyor, ilçe ilçe dengeli dağılmıyor. Frigorifik taşımacılık var ama planlı değil, doluluk oranları ve güzergah optimizasyonu zayıf. Oysa Mersin, yaş meyve sebze ihracatında söz sahibi bir kent olarak, ülkenin en disiplinli soğuk zincir yönetimini kurmak zorunda. NELER YAPILABİLİR? İlçe bazlı küçük ölçekli ön soğutma merkezleri. Soğuk hava depolarının plansız değil, tarımsal kümelenmelere göre organize tesisler halinde konumlandırılması. Lojistik firmaları ile üretici örgütleri arasında, sezonluk soğuk zincir anlaşmaları yapılması. TIR, kamyon ve konteynerlerde sıcaklık ve nem takibini anlık raporlayan dijital sistemlerin standarda dönüştürülmesi. Soğuk zincir kırıldığı an, aslında sadece ürün değil, fiyat da kırılıyor. Yol yatırımları, limanlar ve tarım kuşaklarının bağlantısı Mersin’de yıllardır süren yol ve kavşak yatırımları, sadece şehir içi trafiğini rahatlatmak için değil, tarımsal taşımayı hızlandırmak için de düşünülmeli. Kuzey çevre yolu, yeni kavşaklar, ilçeleri birbirine bağlayan bölünmüş yollar, tarım koridorları mantığı ile yeniden ele alınmalı. Tarımsal yoğunluğu yüksek köyler, ilçenin ana yollarına doğrudan bağlanmalı, traktör ve kamyon trafiği karmaşadan çıkarılmalı. Mersin ve çevresindeki limanlar, özellikle yaş meyve sebze için ayrılmış soğuk depo ve hızlı yükleme altyapısı ile güçlendirilmeli. Demiryolu ve liman bağlantılarında, yaş meyve sebze için blok tren, soğutmalı vagon, hızlı aktarma noktaları gibi modeller devreye alınmalı. Çukurova havalimanı ile Mersin tarım kuşağı arasındaki yol bağlantıları, yüksek katma değerli, hafif ve bozulabilir ürünler için hava kargo seçeneğini gerçekçi hale getirecek şekilde planlanmalı. Kısacası, Mersin’in tarım kuşakları ile yol, liman, demiryolu ve havalimanı yatırımları arasındaki coğrafi yakınlığı, doğru politika ile lojistik üstünlüğe çevirmek elimizde. MERSİN TARIM SÖZLEŞMESİ Somut adımlar Sadece tespit yapıp bırakmak, Mersin’e haksızlık olur. Bu nedenle, bütün bu tabloyu dört başlık altında somut adımlara dönüştürmek zorundayız. 1. İlçe ilçe uzmanlaşmayı resmileştirmek Mersin için resmi bir "tarımsal uzmanlaşma haritası" çıkarılmalı. Mut, Anamur, Silifke, Erdemli, Tarsus, Çamlıyayla, Gülnar, Toroslar ve merkez ilçeler için bayrak ürünler ve ikiz uzmanlık alanları tanımlanmalı. Kamusal teşvikler, OSB planlaması, lisanslı depo, soğuk hava, eğitim ve AR-GE destekleri bu haritaya göre önceliklendirilerek kaynak israfı önlenmeli. 2. İlaç ve gübrede akılcı yönetim Havza bazlı, eş zamanlı ve mümkün olduğunca biyoteknik ağırlıklı ilaçlama modeli kurulmalı. Toprak ve yaprak analizi olmadan gübre reçetesi yazılmamalı. Analizler desteklenmeli, sonuçlara göre ürün ve dönem bazlı gübreleme programları hazırlanmalı. "Kalıntısız üretim" vurgusu, coğrafi işaretli ürünler başta olmak üzere Mersin tarım markasının önemli bir parçası olmalı. 3. Lojistik ve soğuk zinciri tarıma göre yeniden tasarlamak Köy içi ve tarla yolları, tarım koridorları mantığı ile iyileştirilmeli. İlçe bazlı toplama ve ön soğutma merkezleri kurulmalı. Soğuk zincir, ürün gruplarına göre standartları belirlenmiş bir sistem haline getirilmeli. Tarımsal lojistik koridorları, liman, demiryolu ve havalimanına bağlanmalı. 4. Yönetişim ve veri temelli karar Tarladan rafa kadar tüm zincirin fiyat ve miktar verileri, tek bir dijital platformda toplanmalı. Belediyeler, Tarım İl Müdürlüğü, odalar, üniversiteler, kooperatifler ve lojistik firmalarının yer aldığı kalıcı bir "Mersin Tarım ve Lojistik Kurulu", bu politikaların takibini ve güncellenmesini üstlenmeli. SON SÖZ Bereketin adil paylaşıldığı bir Mersin mümkün Tarsus’tan Çamlıyayla’ya, Mut’tan Gülnar’a, Anamur’dan Erdemli ve Silifke’ye, Toroslar’dan Akdeniz, Mezitli ve Yenişehir’e uzanan geniş bir kuşaktan söz ediyoruz. Bir tarafta Türkiye’nin sofrasını taşıyan muazzam bir üretim gücü. Diğer tarafta iklim baskısı, fiyat adaletsizliği, girdi maliyetleri ve örgütsüzlükle boğuşan üretici. Artık şunu yapmak zorundayız: Mersin için ilçe ilçe uzmanlaşmayı esas alan, ilacı ve gübreyi akılcı kullanan, suyu ve lojistiği planlayan, emeğin hakkını koruyan yeni bir tarım aklı inşa etmek zorundayız. Çünkü biliyorum ki: Dalından dünya sofrasına giden yolda, Mersin çiftçisinin payını büyütmeden, hiçbir başarı hikayesi tam sayılmaz. Sebze-Meyve Ticareti ve İşlenmesi Sektörüyle ilgili "Dalından Dünya Sofrasına" yazı dizisinin sonuna geldik. Bir sonraki yazım Dalından Dünya Sofrasına yazı dizisinin ortaya koyduğu "MODEL KÖYLER GRUP MERKEZLERİ" projesini kamuoyu ile paylaşacağım. Ben tarım konusunda uzman değilim ama sektörü iyi tanıyorum. Elbette bu yazı dizisinde yanlışlıklar ve eksikliklerim olabilir. Amacım, bu konuda ön alması gereken uzmanları, ilgilileri ve yetkilileri harekete geçirmektir. Bir sonraki yazımda buluşmak üzere hoşçakalın.
- İŞÇİ PATRON EL ELE...
Her 1 MAYIS yaklaştığında üzerinde en çok konuşulan konudur TAKSİM MEYDANI. Hükümet Taksim'i kaptırmam diyor, İşçi Taksim bizim için bir SİMGE'dir diyor, bu bayramımı özgürce orada kutlamalıyım diyor. TAKSİM aslında yalnızca İşçinin Emeği ile Patronun Sermayesi ve Girişiminin birleşimi ile ortaya çıkan katma değerin hakça adilce paylaşımı değil, ülkede yaratılan katma değerin, sosyal, sağlık, eğitim, kültür, kısaca insanca yaşamak için tüm hakların adil ve eşit olarak paylaşılma isteğinin bir simgesidir, KALESİDİR TAKSİM MEYDANI ve o meydandaki ANIT! Devlet halkına güvenmeli, kucaklayıcı ve kapsayıcı olmak ve halkının güvenliğini de kesin olarak sağlamak zorundadır Provokasyon olabilir endişesini günlerce ortaya atmakta provokasyona davetiye çıkarmaktır kanaatimce. Halkın da Devletine güvenmesi gerekir, taleplerini de özgür olduğu kadar uygarca belirtmelidir. İş Dünyası İşçilerden ve İşverenlerden oluşan bir yapıdır. Bu yapıyı oluşturan her iki unsurundan da mutlu olması gerekir ki; verimli bir iş dünyası olsun. Bu da dengeli bir gelir dağılımının sağlanması ile gerçekleşebilir. Hem İşçileri hem de İşverenleri mutlu bir Türkiye'de dayanışma içinde el ele kalkınabiliriz. Emeklerin zayi olmadığı, insanca yaşamak için dengeli bir gelir dağılımının olduğu, iyi günde ve kötü günde dayanışmanın hiç eksilmediği, insan olmaktan ötürü onurlu bir biçimde insanca yaşamayı herkesin hakkettiği bilincinin yerleştiği günlerin gelmesi dileğimdir. Bu duygu ve düşüncelerle, 1 MAYIS EMEK ve DAYANIŞMA GÜNÜNÜ KUTLUYORUM.
- YEPYENİ BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ: TEK BORCUNUZ MERSİN HALKINA!
Yepyeni Belediye Başkanlarımız görevlerine başladı. Hayırlı uğurlu olsun! Ve göreve başlar başlamaz önceki Belediye Başkanlarının marifetlerini araştırmaya başladılar. Araştırsınlar tabii, ne kadar haksız rant kazandırma, usulsüzlük ve yolsuzluk varsa ortaya çıkarıp kamuoyuna sunsunlar. Belki bu sayede kayırmacılık, usulsüzlük ve yolsuzluk yapmaktan çekinir hale gelir bu yapıdaki insanlar ve sona erer bu haksız rant yaratmalar ve rant elde etmeler. Kentin bütün rantı bu kentte yaşayan tüm halka aittir. Halkın rantını çıkarcılara dağıtmak kimsenin ne haddi, ne hakkı ne de yetkisidir. Yeni, Yepyeni Belediye Başkanlarımız, geçen dönemin hesaplarını, kitaplarını iyice inceleyin ve kamuoyuna sunun. İftira olmasın ama, gerçekler olsun. Bu incelemelerinizde ortaya dökülen gerçekler yol haritanızı hazırlamakta, nasıl bir yönetim sergileyeceğinizde size ışık tutacaktır. Unutmayın! Sizden sonra gelenler de sizin döneminizi inceleyecektir. Bu yüzden görevlerinizi çok düzgün ve dikkatli yapın. Şimdiden kulağımıza gelen dedikodular var. Rantçılar kapınızdalar, aracılar vasıtasıyla göz diktikleri, istedikleri tavizleri almak için yokluyorlarmış. Bir ilçe belediyemizin kente nefes aldıran bazı yeşil bölgelerine göz dikenler varmış. Unutmayın sizleri bu halk belediye başkanı yaptı, partilerinizin adı ve gücüyle bu koltuklara oturdunuz. Seni ben aday yaptırdım diyerek sizden rantçılara çıkar sağlamanızı isteyen hiç kimseye bir borcunuz yok. Bu tür ahlaksız teklifleri geri çevirin ve izin vermeyin lütfen. Daha işin başındayken yapın bunu; sonra geç olur. Tek borcunuz Mersin Halkına! Bu rantçılar size oy getirmediler, getiremezler de. Çevrelerinde yalnızca kendileri gibi rantçılar var. Belki de seçim kampanyanıza destek vermişlerdir, kimbilir? Şimdi karşılığını isteyebilirler! Borcunuz yok onlara, bilin bunu… Doğru olduğunuz sürece arkanızda olur Mersin Halkı... GÜCÜNÜZÜ HALKTAN ALIN!












